Olcay Pullukcuoğlu Yapucu

Değişim Sürecinde Türkiye II (1908-2010) yazarı
Yazar
7.5/10
0 Kişi
17
Okunma
0
Beğeni
1.423
Görüntülenme

Hakkında

EĞİTİM BİLGİLERİ 2000 - 2006Doktora Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türkiye 1992 - 1996Yüksek Lisans Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türkiye 1987 - 1991Lisans Uludağ Üniversitesi, Türkiye YAPTIĞI TEZLER 2006Doktora Aydın Sancağı 1845-1914 (sosyal, ekonomik,',idari, kültürel durum ) Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü 1996Yüksek Lisans 19. yüzyılın birinci yarısında Balkanlar'da yünlü kumaş endüstrisi Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü
Ünvan:
Türk Akademisyen

Okurlar

17 okur okudu.
1 okur okuyor.
12 okur okuyacak.
1 okur yarım bıraktı.

Okur demografisi

Kadın% 0.0
Erkek% 0.0
0-12 Yaş
13-17 Yaş
18-24 Yaş
25-34 Yaş
35-44 Yaş
45-54 Yaş
55-64 Yaş
65+ Yaş
Reklam

Alıntılar

Tümünü Gör
Geldikleri gibi giderler !
Anadolu'nun işgali, Türk milletini kaderiyle baş başa bıraktı, millet olarak varlığını korumaya yöneltti. Bu devrede, Türk milleti bir bütün olarak bir kurtarıcı beklemekte idi. Türk milleti bu buhranlı dönemde, kendi kendini savunma ihtiyacının da sonucu olarak bir tek amaca yöneldi ve tam bir dayanışma duygusu ile hareket etmek zorunda kalmıştır. Ulusların bağımsız yaşamaları devlet olmakla, milletin hukuki ve siyasi şahsiyet kazanmasıyla mümkündü. Teşkilat kurarak, silaha sarılarak, isyan ederek mahalli kurtuluş çarelerinin arandığı ümitsiz günlerde Mustafa Kemal Paşa'nın tarih sahnesine çıkışı bir tesadüf ya da sadece bir cesaret işi değildi. Mustafa Kemal'i ihtiyaç ve zorunluluklar ortaya çıkardı, şahsında millet, temsilcisini buldu, umut ve geleceğini ona bağladı. Mustafa Kemal Paşa, Türk milletini kurtarmak yolundaki kararını, Mondros Mütarekesinden sonra Adana'da Yıldırım Orduları Grup Komutanı olarak bulunduğu zaman vermiştir. Herkesin teslim olmasına karşılık, Mustafa Kemal Paşa, o en umutsuz görünen şartlar içinde dahi vatan ve millet kurtuluşu uğruna bir şeyler yapacağı kanısında idi. İstanbul'un İtilaf Devletleri tarafından işgal edildiği günlerde Yıldırım Orduları Grup Komutanlığından ayrılarak İstanbul'a gelen Mustafa Kemal Paşa, kendini çok üzen bu olay karşısında, yaverine “geldikleri gibi giderler" demişti. O karanlık günlerde Mustafa Kemal'in kurtuluşa olan inancı ve kararlılığını göstermesi bakımından bu söz son derece önemlidir. Kimilerinin Anadolu'nun artık kaybedildiğine, düşman işgalinden kurtulmanın mümkün olmadığına, direnmenin anlamsızlığına inandığı bu günlerde Mustafa Kemal Paşa'nın bir asker ve bir aydın olarak gösterdiği kararlılık ve inanç direnişin en önemli dinamiği olmaya da adaydır. Büyük direnişi örgütleyerek uygulamaya geçirmenin
3 Yıl Süren İzmir İşgali
İzmir İşgal Altında XIX. yüzyılda büyük devletler Osmanlı İmparatorluğunu parçalayarak, Türkleri Avrupa'dan atmaya karar vermişlerdi. Birinci Dünya Savaşı sona erdiğinde zafer sarhoşluğu içinde bu fikri uygulamaya geçtiler. Ancak bir milletin bağımsızlığı ve onurunu hiçe sayan bu mantık dışı kararın uygulanması aslında son derece güç bir iştı. İzmir ve çevresinin Yunanistan'a verileceği 1919 Mart'ında duyulmuş ve büyük üzüntü yaratmıştı. İzmirli aydınlar bir çıkış yolu bulmak için harekete geçti. İtilaf devletlerine nota verilerek İzmir'in işgal edilemeyeceğini bunun Wilson ilkelerine aykırı bir hareket olacağının bildirilmesine ve Redd-i İlhak adlı bir örgüt kurulmasını kararlaştırdı. 13 Mayıs'ta Yunanlılar harekete geçti. İzmir'in Mondros Mütarekesinin 7. maddesi uyarınca işgal edileceğini karşı konulmamasını bir nota ile İzmir'de bulunan kolordu Komutanına bildirdi. Komutanın başkente ne yapılacağını sorarak aldığı cevap “ işgalin mütareke koşullarından olduğu karşı konulmaması” şeklindeydi. 14 Mayıs akşamı Bahribaba Parkında toplanan yurtseverler bir miting düzenledi. Sabah kadar süren bu miting işgale engel olamadı ama İzmir halkına umut ve direnme gücü aşıladı, daha sonra yapılacak benzer toplantılara da öncülük etti. 15 Mayıs 1919 sabahı Yunan işgal kuvvetleri İzmir rıhtımına çıktı. İşgalciler özellikle Osmanlı tebaası Rumlar tarafından büyük bir çoşku ve alkışlarla, sevinç gösterileriyle karşılandı. İzmir'in yurtseverleri ise büyük bir sessizlikle olacakları bekliyordu. O sırada Hukuk-u Beşer gazetesi başyazarı Hasan Tahsin silahını ateşledi ve Efzun alayının bayrak taşıyan askerini vurdu. İlk şaşkınlığın geçmesi üzerine saldıranların süngü darbeleriyle Hasan Tahsin şehit oldu. Ama onun silahından çıkan kurşun, Batı Anadolu'da işgal kuvvetlerine de sıkılan
Sayfa 83 - İLYA İzmir Yayınevi·Kitabı okuyacak
Tarih
Reklam
Reklam