Türkler ve Osmanlılar, 400 yıldan beri din ve hilafet adına bizi, yavaş yavaş esarete, karanlığa, cehalete ve yok olma yoluna ittiler. Onlar hayat denizinin ölülerini yiyorlar.
Türkler, eskiden aramıza göçerek gelip yerleştiler. Hile ve desiselerle ülkemizi zaptedip harabeye çevirdiler.
Kürdistan hiçbir dönemde bu denli harebe olmamıştı.
Turanîler ve bozkurtlar gukuk kuşu** gibi yurdumuzda yuva yaptılar.
Ülkemiz bu kadar haksızlığa uğramamış, zavallı duruma düşmemişti. Bugünkü durumumuz yıkım ve perişanlıktır. Hiçbir Kürt ve dindar kişi bu durumu kabul edemez.
Bu anlamsız ve kötü hayattan kurtulmak hepimiz için bir görevdir. Bu nedenle doğruluktan ve haksızlıktan ayrılmamamız gerekiyor. Hak alma mücadelesinden vazgeçmeyelim. Atalarımızın kemiklerinin sızlamaması için, vatanımız uğruna canımızı feda edelim.
Günahsız ve zavallı kadınlarımızın, kızlarımızın ve çocuklarımızın dine aykırı biçimde öldürülmelerinin intikamını Türk subay ve önderlerinden alın. Onların kanını yerde bırakmayın. Fakat tutuklu ve yaralılara merhametli olun.
Bize karşı savaşmayan veya teslim olan, Türk subaylarına karşı da kardeşçe davranıp, onlara doğru yolu gösterelim.
Savaşta eliniz titremesin. Ölümden korkmayın. Çünkü haksızlıklık, korku, üzüntü, tasa ve cefa dolu bir hayatı sürdürmek herkes için utançtır. Özgürlük için ölüm, kölece yaşamdan daha güzeldir. Açıktır ki; Türkler, Kürtlere karşı çok zorba ve namerttirler. Sözlerinde durmazlar. Türklere öyle bir ders vermeliyiz ki: onların ikiyüzlülüğünü, kan dökücülüğünü, barbarlıklarını bütün dünyaya anlatmış olalım. Bu zorbaların içinde anlamsız yaşamaktansa, hak ve kurtuluş yolunda toplum olarak ölmek daha iyidir.
Kürt kardeşlerimize ve bizden sonra yaşayacak nazlı çocuklarımıza, fedakârlıklarımızdan çıkardığımız dersle onlara