7.5/10
3 Kişi
16
Okunma
2
Beğeni
780
Görüntülenme

Okurlar

2 okur beğendi.
16 okur okudu.
2 okur okuyor.
11 okur okuyacak.

Okur demografisi

Kadın% 0.0
Erkek% 0.0
0-12 Yaş
13-17 Yaş
18-24 Yaş
25-34 Yaş
35-44 Yaş
45-54 Yaş
55-64 Yaş
65+ Yaş
Reklam

Alıntılar

Tümünü Gör
Klasik bir Hanefi hukukçusu olduğundan Ebussu’ud un raks sema şarkı türkü konusundaki kanaati musikiye karşı mesafeli olan Hanifi geleneğinde olduğu gibi bunların haram olduğu yönündedir fakat bu daha sonra yumuşar rivayete göre bu yumuşama da dönemin önemli halfetiye şehirlerinden İbrahim Ümmü Sinan’ın etkili olduğu kaydedilmiş.Ebussu’ud Efendi bir gün Ümmi Sinan ile bir araya gelerek devran meselesini tartışmaya başlamış ve tartışmanın sonunda sinirlenen şeyhülislam “Ya Şeyh!Eğer bu devrandan vazgeçip müritlerinin de bundan alıkoymazsan vefat ettiğinde cenaze namazını kılmaktan halkı men ederim”demiş bunun üzerine Ümmü Sinan da “inşallah benim cenazemi sen kıldıracaksın”diye mukabele etmiş ve ayrılmışlar.Bir zaman sonra Ümmü Sinan vefat ettiğinde müritleri şeyhin tabutunu hazırlayıp Fatih Camii’ne götürmüşler ancak Ebussu’ud Efendi’nin bundan haberi olmamış aynı gün saraydan bir kız çocuğu vefat etmiş ve onun cenazesinin de Fatih Camii’nde kaldırılmasına karar verilmiş .(O ölen kişi de 1578 senesinde vefat ettiği bilinen Kanuni’nin kızı Raziye Sultan) Şeyhülislam Ebussu’ud Efendi Saraylı kızının namazını kıldırmak üzere cemaatin başına geçtiğinde kızın tabutunun yanında bir de erkek mefta olduğunu görmüş ve önce er kişinin namazı kılmak gerektiği için kim olduğunu bilmeden er kişinin niyetine deyip Ümmi Sinan’ın namazını kıldırmıştır.Namazdan sonra müritlerin hücumu ile eller üzerine alınarak tabutun taşındığını gören şeyhülislam etrafındakilere meftanın kim olduğunu sorduğunda Ümmü Sinan olduğunu öğrenince bu hadiseden çok etkilenmiş .Daha sonra kendisine bu tartıştığı devran meselesi sorulduğunda şu şekilde cevap vermiş.Allah Teala‘nın ilmi bir sonsuz deniz mesafesindedir.Büyük şeyhlerse o denizin dalgıçlarıdır.Biz ise sahiliz.Bu hususta bizim onlarla bahsimiz
Sayfa 246·Kitabı okudu
İlmî ve Fikrî Zihniyet Ayrımı Bir mektep/ekol, varlık, bilgi ve değer anlayışları bakımından kurumsal bir kimliğe sahipken bir zihniyet, mektep gibi kurumsal sayılmaz. Zihniyet, zekânın, ortak bilinçte bulduğu problem çözme metodu olduğundan, bir mektebe mensub olmak başka, bir zihniyeti benimsemek başkadır. Mesela Çivizâde, Ebussu’üd ve Birgivî aynı mezhebe/mektebe mensup olmalarına rağmen, zihniyetleri farklıdır. Bir kişinin zihniyetinin farklı olması, onun bir başka mektepten beslenmiş olmasını -böyle bir şey mümkün olmakla birlikte-zorunlu kılmaz. Belki de bu, ilmî zihniyet (bilgi alanı) ve fikrî zihniyet (düşünce alanı) metodlarının ayrılmasından kaynaklanıyor olabilir. Benim burada zihniyetle kastım ise fikrî zihniyettir. İlmî ve fikrî zihniyet ayrımı mühim gözükmektedir. Zira insanî evrende ilk ortaya çıkışı itibariyle bilginin/Önermenin var oluşu, daha önce gerçekleşmiş bir düşünceyi zorunlu kılar. Zira “bilgi” yani mevzuya (mahkum aleyh) mahmuIün (mahkum bih) yüklenmesiyle oluşan kadıyye bir sonuçtur. Sebebi ise kendisinden önceki “düşünce”dir. Peki, düşünce, var olmak için bilgiye muhtaç mıdır? İlmin maluma tabi olduğunu söyleyen geleneğe göre bu sorunun cevabı olumludur. Fakat Ekberî gelenekten bağımsız düşünürsek cevabı olumsuz da verebiliriz. Zira insanî evrende duyu organlarıyla elde edilen “veri”, o anda akıl yoluyla “bilgi”ye dönüştürülür. Bu anlatılanlara göre söylemek gerekirse ilmî zihniyet, doğal olarak fikrî zihniyet tarafından kuşatılmıştır. Tam bu noktada inançlarını makul anlam ve bağlamından koparıp onları statik kavrama yoluyla niteleyen veya inanç alanını genişletenler, hayatın güncelliğine dokunulmasını inanç sahasına dokunma eylemi sayacakları için rahatsız olurlar. Neticede ise bahsi geçen doğal durum bozulur ve tam tersi
Reklam
Reklam