Oya Çakır

Oya Çakır

Çevirmen
8.2/10
217 Kişi
·
554
Okunma
·
0
Beğeni
·
41
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
288 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10
Nihayet okumayı çok istediğim bir yazar olan Stephen King'e bu kitapla başlamış oldum.

Yazara sanırım fazla beklenti yüklediğim için kitabın başlarında tam bir hayal kırıklığıyla karşılaştım. İlk yarıya kadar o kadar sıradan ilerliyordu ki kitap.. Ayrıca başlarda çok kafam da karışıyordu. Sürekli bi o karaktere bir bu karaktere geçiyor ve daha karakterleri tanıma aşamasında olduğum için kimden ve neden bahsettiğini anlayamıyordum.

Kitap, çok da kalın olmadığı için ve yarısına kadar sıkıcı geçtiği için bütün umutları yitirmiştim kitaba dair. İki ayrı aile, bunlardan biri karısını sevmiyor, diğeri kocasını aldatıyor. Dedim "bu kitabın neresinde gerileceğim ben?"

Yarısını geçtikten sonra olaylar biraz daha hızlanmaya başladı. Artık bir şeyleri merak ediyordum! Son yüz sayfanın ise nasıl bittiğini anlayamadım. Fazlasıyla gerildim diyemem ama heyecan yaptım.

Okuduğum son Stephen King kitabı olmayacak. Tavsiye edilir.
256 syf.
·13 günde·8/10
Küçük bir kasabada sıradan insanların yaşamını hiç beklenmedik olaylar gelerek farklı bir pencereye açılmalarını gösteriyor. Eşini aldatan küçük bir çocuğa sahip bir kadın ve aşırı hırçın sevgilisi, kocasından nefret eden bir kadın daha var. Konumuza gelecek olursak 4 yaşındaki küçük oğlu Ted ile şehirden uzakta tamirhanesi olan Joe'nun evine giderken arabasının evinin önünde stop ederek bozulması ile gerilim ve çaresizlik süreci başlayan Vic'in karısı Donna'nın yaşadığı korkunç ve hafızasından silemeyeceği durumlar gerçekleşiyor. Ted'in çok sevdiği dev Saint Bernard köpek Kujo'nun kendilerine saldırması neticesinde arabanın içinde 50°C' ye varan sıcakta mahzur kalmaları şeklinde ıssız yerde kalıyorlar. Köpeğin kuduz olduğunu çok sonra anlamaları geç kaldıklarını hissettiriyor. Sevdiğim yazarlardan olan Wilbur Smith'in ismi aklıma gelmeyen bir kitabında da kuduz vakasından bir insanın ölümünü en ince detaylarına kadar feci şekilde öğrenmem bu kuduz olayında da o kaliteyi yakalayamasa da okunması gereken güzel bir kitap olduğu gerçeğini saklayamaz. Beni esas düşündüren ve kitabı gerçek hayatta buna benzer bir durumla karşı karşıya gelsem ben ne yaparım düşüncesini devamlı unutturmuyor. Başka bir King kitabında buluşmak üzere herkese iyi okumalar.
288 syf.
·2 günde·8/10
DİPNOT değil YÜKSEK Not:
Kadınlar. Evet, hep unuttuğumuz, bir kenara ittiğimiz ama yeri geldiğinde işimizi gören bir robot. Bu ifade edilen tanım, tanımlanamayan erkek beyninde duran sabit bir cümle. Yıllarca; sessiz, ruhsuz evlere bırakılan, boş boş bir taraflara bakan kadınlar. Kim yaptı bunu? Erkekler. Bak kasıla kasıla da yazılırmış erkekler sözcüğü.
Kadınlar peki ne isterdi bu dünyadan, erkeklerden? Karıcığım, sevgilim pırlanta aldım sana. Bravo! Hey şaşkın! Sen kadını bir pırlanta ile mutlu edeceğinizi zannedersin. Evet mutlu olur ama kibrit yanması gibi aniden geçer. Kadın senin , sizin, bizim pahalı elbiselerimize ihtiyacı yok. Bir tatlı söz, bir ilgilenme de yeterli değil. Onu(sevdiğini) kırlara götüreceksin, senin elini arı sokacak veya yere düşeceksin, o gülecek, birbirinizi salıncakta sallayacaksınız ama sen(erkek) fazla oturmayacaksın. Onu pahalı mağazalarda gezdirmene de gerek yok. Kalplerinizin sevgiyle dolacak yerlerinizi ayakkabı ve elbiselerle doldurmayacaksın. Evde yalan yanlış bir çay demleyip beraberce bir kitap okuyup, saklambaç, körebe oynayacaksın. Çünkü kadın asla çocukluğunu unutmaz, mutlu olur o anlara geri dönmekten. Cilt cilt yazı isteyen bu anlayış şimdilik buralarda bitsin. Kısacası kadın bir çiçek gibidir. Her gün ilgi isteyen bir çiçek. Bunun karşısında size ne mi verir? Hoş kokulu, pırıltılı bir bakış. Hazine bu işte. Arama sakın orada burada.

Ve bu satırlar yazılırken Boston'un herhangi bir kasabasında yaşayan mutlu, yarı mutlu bir kadın da aynı bu yalnızlık ve kuru bir sevgi ile hayatına tutunur. Bu kadın Donna isimli genç ve güzel bir kadındır. Kocası Vic ve oğlu Tad'le birlikte bu eski ama huzurlu kasabada yaşarlar. Ama eskiden 4- 5 kişiyi boğazlayıp öldüren katili saymazsak tabii. Bu düşünceler Babaanne- torun vesayeti ile Tad'ın kulağına gelir ve her gece odasının yüklüğünde bir çift göz görür. Anne ve babası ise bunu boş hayaller ve akşam yemeğinde yediği 3 adet sosise atarlar suçu. Baba'nın iş seyahatinin ayrıntıları ise bu olayları biraz unutmaya yarar ama Tad'in kafası hala karabasan ve vampirlerde.

Olaya dönersek, Donna'nın evinde bulunan külüstür bir araba bakıma gidecektir: Evden 30 mil uzaklıkta bulunan Joe ustanın berbat tamirhanesine. Tabii bu arada Joe ustanın karısı ve oğluda bıktıkları bu hayatta bir akraba yolculuğuna çıkmak isterler. Tabii ayyaş Joe'de bundan istifade komşusu Gary ile 3 4 günlük bir kaçamak planları yaparlar. Ama bu plan, tamirhanede bulunan köpeğin bir anda kudurmasıyla değiş
ir. Köpeğin ismi Kujo'dur. Ajans uzmanı Vic ise karısına küçük bir seyahat için veda eder. Donna ise bu pis arabayı tamir için Joe'nin tamirhanesine götürür. Kendisi ve oğluyla birlikte gittiği tamirhanede ise kimseler yoktur. Köşede hırlayan sinsi bakışlı, ağzından salyalar akan Kujo hariç. Evet, anne ve oğul kafalarında bir köpek psikolojisi ile arabalarının tam da orada stop edip, benzini bitmesiyle bulundukları cehennemden kurtulabilecekler mi? Arabanın içinden çıkmalarına izin vermeyen verse de çıkmak istemeyen anne ve oğul, 50 derece sıcak altında, kocasından ve insanlardan habersiz daha kaç gün kalacaklar o konserve kutusunun içinde?

Stephen Usta yine güzel bir kurgu yapmayı başarmış. Aslında kurgu değil. Neden? Çünkü usta, Mahşer ve O'da da aynı gerçek, günümüz yaşantısına dair bilgilerle kafamızı nakavt ediyor. Kitap bittikten sonra bahçeye çıkmakta biraz tereddüt ediyorsunuz. Acaba komşunun köpeği veya beslediğimiz köpek kudurmuşsa? İşte bu korkuyu okurların beyninde yaratmak önemli olan. Ama sıradan bir korku gerilim romanı gibi 3 gün okuyup ertesi gün unutmak? Hayır, Usta kolay kolay unutturmaz. Ve deyimler, sınırlı argo cümleler gayet yerinde. Modern kelimeler yerine korkutucu, güldürücü, basitliği , acizliği temsil eden kelimeler çok güzel serpiştirilmiş esere. Gardrop yerine romanlarda yüklük kelimesini kullanıyor mesela. Modern mermer veya altın işlemeli bir yerlerde karabasan pek çıkmaz. Onun için pis, kokan , kuytu, baraka gibi betimlemeler başarıyı artırıyor.
Herkese iyi okumalar...
256 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Gerilimi işlemek bir korku/gerilim romanında en önemli unsurlardan biridir. Halihazırda fazla ürkütücü olan olaylar vardır çoğu korku romanında. Musallat olmalar, ruhani durumlar, ya da yaratıklar... Bir de gerilim yaratmak vardır. Stephen King'in Kujo'da ve birçok diğer kitabında yaptığı da bu.

Gerilim yaratmaktan kastımı Kujo üzerinden açıklayayım; bir kuduz köpeğin saçtığı dehşetin romanı ne kadar geniş çaplı olabilir? İlla ki bir sınırı olacaktır. Bu romanı King'den başkası yazmış olsa "fazla uzatılmış" şeklinde yargılanmaya maruz kalabilirdi. Fakat King bir hikaye anlatırken boşlukları doldurmayı rahatça becerebilen bir yazar. Romanın konusu ve içinde bulundurduğu diğer çatışmalar dolu dolu gerilim içermiyor. Olay örgüsü o kadar güzel düzenlenip o kadar sürükleyici işleniyor ki belli anlarda gerilim en tepeye vuruyor. Dehşete düşmemek elde değil!

Kujo'nun filmini çok küçükken denk gelip biraz izlemiştim, aklımda da çok kalmamış. Sinemaya uyarlanması rahat bir eser, biraz efekt biraz bağırış çağırış ile ortalamanın altı bir uyarlama çıkar ortaya. Ki zaten hatırladığım kadarıyla filmi de öyleydi. Elbette o filmin kitabın içinde barındırdığı anlamı barındırmasını bekleyemezsiniz. Olayların çevresine ışık tutmak King'in kalemi ile mümkün oluyor.

Dürüst oluyorum; Stephen King kaleminden ne çıksa okunur. Bu sadece türün hayranları veya yazarın hayranları için geçerli değil. Stephen King kalemi evrensel niteliğe sahip. Hangi kitabı alırsanız alın, okurken bambaşka hisler besleyeceğinize eminim.
288 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Tipik bir Stephen King romanı diyerek incelemeye başlamak doğru olur diye düşünüyorum. Kujo adlı sevecen köpeğin bir nedenden ötürü kuduz olmasıyla başlayan roman Tad, Donna, Vic, Charity, Brett ve Joe'nun hayatının tamamen değişmesini konu ediniyor. Çevirinin de akıcı olduğu romanı bir solukta duraksız okudum ve gerçekten çok beğendim. Zaten Stephen King okuyup beğenmemek mümkün değil bence..
288 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Bir korku romanında gerilimi işlemek , korku unsurlarını okuyanın beyinlerinde adeta yaşıyormuş gibi hissettirmek çok zordur ...Zaten bu tarz kitapları okur bitirirsiniz ve puff 🤔bir anda unutulur gider ...Gelgelelim yazar King olunca yukarıda yazdığım şeyler tamamen silinir gider ...Çünkü canımm Kingin hiçbir kitabı öyle kolay kolay hafızadan silinmez ve yer eder ...Kujoda böyle kitaplarından biriydi ...Bir çırpıda okunan fazlaca geren bittiğinde ise kesinlikle etkisinde kalıp yolda , kırda, bahçede bir köpekle karşılaşmamak için dua eder hale geliyorsunuz ...Gerisi kitapta efendim Sen hep yaz King 🤗
288 syf.
·7/10
'90'larda İstanbul-Ankara arası tren yolculuğunda başlayıp bitirdiğim gerilim dolu bir roman. Bu romanı okurken ki gerilimimi hala hatırlıyorum çünkü hayali bir durum değil konu, hayvan mezarlığındaki gibi ruhların gelişi durumu yok mesela. Kuduz bir köpek ile karşı karşıya kalan bir insanın gerilimi, Kitabı okuduktan sonra biraz sinirli bir köpek görsem bir adım geri çekildiğimi hatırlıyorum. Her ne kadar çok tercih etmesem de, hayatımızda yeterince korku/gerilim günler hatta yıllar yaşadığımızdan, arada sırada okuduğum ve hiç de pişman olmadığım bir yazar King. Kujo ise çok olası bir kurgu... Gerçekçi bir korku/gerilim romanı okumak isteyenlere...
288 syf.
·Puan vermedi
2006 yılında aldığım, beş yıl sümenaltında tutup bir haftada okuduğum stephen kıng romanı. kitabın üstündeki salyalar saçan st. bernard cinsi köpeğin resmi nedeniyle kitaba soğuk durmuştum. yanılmışım, "çöplükte gül fidanı bulmak kadar hoştu" kitap. reklamcılığın, herşeyi ezip geçen bir tanka benzediğini görmek..
donna'nın çelişkilerini, gel-gitlerini bu kadar saf ve sade anlatılabilmesi stephen kıng dilinin gücüdür. insan psikolojisi çok iyi işlenmiş. roman girift bir şekilde ilerliyor. çalan bir telefonun olaylar arasındaki bir tünel olduğunu görmek çok güzel.
288 syf.
·Beğendi·10/10
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı Kujo...
Daha önce kitaplarından esinlenerek çekilmiş dizi veya filmleri izlemiştim ama tabi ki okumak her zaman farklı bir tat bırakır insanın zihninde. Bu kitabı da konu bakımından gayet farklı doğal ve gerilim doluydu.Yarasa tarafından ısırılan bir köpeğin nasıl bir canavara dönüşebileceğini ve canavarların asla ölmeyeceğini bize gerilim dolu anlarla hissettirebilen bir kitap.
288 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Stephen King’ten tam dozunda bir korku ve gerilim kitabı olan Kujo’da küçük bir kasabada bir yarasa tarafından ısırıldıktan sonra kuduza yakalanan Kujo isimli köpeğin kuduz olduktan sonra kasabadaki yaşayan ailelerin değişen hayatlarını konu alıyor.Aslında basit bir köpek ısırığı ve sonrasında yaşanan kuduz ancak bu kadar güzel kitap haline sadece birkaç yazar dile getirebilirdi.Onlardan birisi olan Stephen King, her zaman olduğu gibi akıcı üslubu,heyecanı,dozundaki gerilimi, güzel kurgusu ile yine kendisini okutuyor.Zaman zaman köpeğin kuduz olduktan sonra ailelere yaşattığı korkuyu acaba ben yaşasaydım ve aynı şartlarda o aileler yerinde ben olsaydım ne yapardım diye de düşünmediğim değil.

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 554 okur okudu.
  • 10 okur okuyor.
  • 253 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.