Öz Dokuman

Öz Dokuman

Çevirmen
9.1/10
218 Kişi
·
463
Okunma
·
0
Beğeni
·
50
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
592 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
*VAMPİRLER*

Eskiden vampirler güneş de ışıldamazlardı,dışarı çıkamazlardı ve bir yüzük yardımıyla Güneş’ten korunma gibi bir şansları da yoktu.Eski vampirlerin gözleri sürekli renk değiştirmezdi,sadece kırmızıydı.Eski vampirler de yeni vampirler gibi soluk tenli yakışıklı ve güzeldi.Eski vampirler yeni vampirler gibi insanları incitmemek için hayvan kanı içmezlerdi veya insan yemekleri ile beslenmeye çalışmazlardı; onların lüksleri vardı sonuçta = Saf İnsan Kanı.Son olarakta eski vampirler edepsiz veya görgüsüz değillerdi; davet edilmeden hiçbir yere giremezlerdi.Stephen King tabiki eski vampirleri tercih etmiş bu kitabında.Hadi incelemeye geçelim :)

Yazar olan Ben Mears,çocukluğunda dört yıl boyunca teyzesiyle kalmış olduğu Jerusalem’s Lot’a bir roman yazmak ve geçmişteki korkuları ile yüzleşmek için geri döner.Çocukluğundan beri dimdik karşısında duran ve bir türlü peşini bırakmayan Marsten Köşkü kasabanın tepesinde adeta “Seni daima izliyorum Ben” dercesine dikilmektedir.Yıllar sonra yeni kiracıları vardır bu köşkün.Kiracıların gelmesiyle birlikte kasabada akıl almaz olaylar yaşanmaya başlayacaktır.Yoksa kasabaya bir daha Güneş hiç mi doğmayacaktı ?

Kitaba başlarken adeta çamurun içine saplanmış bir arabayı çalıştırır gibi debelenip duruyoruz.Giriş bir o kadar anlamsız,bir o kadar yavan ve bir o kadar içine alamayan tipte.Sonuçsa her şey olurunda giderken sanki Stephen King “Canım sıkıldı bitsin artık” demişçesine kestirilip atılmış adeta hatta hızlandır tuşuna basılmış bile olabilir.Ama bir gelişmesi var ki 40.sayfa ile 500 arasını nefessiz soluksuz okudum.

Stephen King bize öyle bir kasaba hediye ediyor ki (tekrardan) uzun süre aklımdan çıkacağını sanmıyorum.Her gün camdan dürbünle insanları gözetleyen Mabel,mankenlik hayalleri kurarken 17 yaşında anne olmuş bir kadın,çöplükte yaşamak tek tutkusu olmuş bir adam,kocasını aldatmaktan oldukça zevk alan bir kadın ve daha niceleri.Karakterler çok fazla ancak öyle özellikleri öyle düşünce yapıları var ki unutmanız bir o kadar imkansız.

Aniden gelişen ölümler,körüklenen merak duygusu,tsunami gibi üzerinize gelen bir gerilim içeriğine sahip olduğu için kalp hastası olan insanların bu kitabı okumalarını önermiyorum.

SADECE VAMPİRLER VE GERİLİM Mİ VAR ?
Hayır.Bu kitap yoğun miktarda duygu içeriyor.Kitabın bazı bölümlerinde çok ağladım.Karakterlerin düşünce yapılarını anlatamıyorum çünkü spoiler olabileceğini düşünüyorum.

Stephen King bize öyle bir kitap yazmış ki bu kitabı okurken hiç kimse güvende değil.Hatta siz bile güvende değilsiniz.Bu kitabı okuduktan sonra tanıdıklarınızı eve davet etmeyeceksiniz,hatta perdelerinizi bile açarken korkuya düşeceksiniz.Karanlıkta dışarı çıkmak mı ? Daha neler. :)

Bu kitabı okurken şöyle bir hataya düşmeyin.”Ben bu karakteri çok seviyorum,başına hiçbir şey gelmez” gibi cümleler kurmayın.Ben kurduğuma fazlasıyla pişman oldum.En son ağlamaktan gözlerim kıpkırmızı olmuştu.

Son olarak söylemeden geçmek istemeyeceğim bir nokta var.Ben bu kitabın incelemesini severek takip ettiğim Mine Oral ablamın youtube kanalında görmüştüm ve o zamandan beri okumak istiyordum.Böyle güzel bir kitapla beni buluşturduğu için incelememi ona ithaf etmek istiyorum.Teşekkür ederim :)
592 syf.
·11 günde·10/10
Stephen King'in Göz/Carrie adlı ilk kitabından sonra yazdığı Korku Ağı, yazarın en iyi eserlerinden bir diğeri olarak dikkat çekici bir çalışma. Ben 30 sene önce eski versiyonunu okumuştum. Burada yeni versiyonda hem kitabın girişinde bir hikâye var hem de kitabın son kısmında oldukça uzun bir başka hikâye var, ve ana hikâyenin devamı olarak görülebilir bu son öykü, zira yine aynı kasabada geçiyor. Ben okumadım ama kitaptaki bazı karakterlerin, meselâ Callahan'ın Kara Kule serisinde de görüldüğünü öğrendim.

30 sene önce bir ergenken okuduğum kitaptan konuyu değil, ama bende yarattığı hissi hatırlıyorum. Bu bir vampir hikâyesiydi, korkunçtu, işte bunları hatırlıyordum. 30 sene sonra uzun versiyonuyla bir kez daha okurken konusuna dair hiç birşey hatırlamadım kitabın. Haklıydım, karakterler, olaylar hatırlanacak bir iz bırakacak gibi değil, ancak kitabın başından sonuna devam eden ve artık son 100 sayfada meselâ giderek artan uğursuz, karanlık ve ışığın yavaş yavaş yok edildiği bir atmosfer yaratmayı çok iyi başardığını söylemem gerek yazarın. Stephen King'in en sevdiğim anlatım özelliklerinden olan irkiltici, tuhaf kafa konuşmaları burada yok gibi, bu yönünü ikinci eserinde tam geliştirmemiş demek ki, oysa bu çıldırtıcı kafa sesleri eserlerine- özellikle ilk dönem eserlerine- ürkütücü bir hava veriyor genelde. Korku Ağı'nda korku ve hatta terör hissi Jerusalem kasabasına ağır ağır yayıldıkça bu hissin giderek kör edici bir kesiflikte kitabın her yanına, kasabadakine benzer bir şekilde yayıldığını hissediyoruz. Bir vampirin yani onun temsil ettiği bütün kötülüklerin kasaba sakinlerine bulaşmasıyla herkes teker teker vampire dönüşürken, onları durdurmaya çalışan bütün iyilerin hiç bir kitapta tanık olamayacağımız- mesela Taht Oyunları'ndaki gibi, beklenmedik, ani- şekillerde yok olmasıyla yazar bizi kötülükten, çürümüşlükten başka hiç birşeyin olmadığı bir dünyaya davet etmiş oluyor. Ancak bu kitap muhafazakar bir metin de sayılabilir. Kutsal metinlerde topluca yok edildiği söylenen şehirler ya da kasabalar gibi, Jerusalem (yani Kudüs) sakin ve güzel görünümün ardından kötülüğe hizmet eden ya da bunu farketmeden yaşayan sakinleriyle bir anlamda cezalandırılıyor. Alkol düşkünü din adamından sözde ahlâklı ama ruhunu vampire (şeytana) satmış insanlarına dek herkes kasabanın yok olmasında üzerine düşen görevi yerine getiriyor gibi. Bu insanlar kötülüğü durduracak güçten yoksunlar, bilgileri yok ya da zaten bizzat ona dahil durumdalar. Böylece kutsal metinlerde söylendiği gibi, cezalandırılmaları kaçınılmaz oluyor. Öyleki kötülüğü yok etmek için mücadele edenlerin nihai çözümleri de -spoiler geliyor:-)kasabayı kurtarmak olmuyor, ve ceza da yine örneğin Kur'an'da sık sık okuduğumuz gibi, ateş oluyor.

Böylece Stephen King'in neden bu kadar karamsar, karanlık ve uğursuz bir atmosfer yaratmayı başardığını anlıyoruz: yazar günahkâr olduğumuz fikrini kurcalayarak bize sebebini bildiğimiz ya da bilmediğimiz günahların bedelini ödemekten kaçamayacağımızı ve konforlu hayatlarımızın bir bedeli olduğunu söylüyor. Söylediğim gibi; kitaptaki karakterler derinlikli olarak verilemediği için- çok küçük bir ihtimal, yazarın derdi de bu olmadığı için- aklımızdan çıksa da günah duygusu, cezalandırılma duygusu, ölümlü olduğumuz gerçeğinin, görece konforlu hayatlarımızın aslında her an dağılabileceği gerçeğinin kitabın atmosferine yedirilmesiyle oluşan bu his aklımızdan çıkmıyor. Bu arada, vampirler çok moda olduğu için kitabı okuyanlara günümüzdeki moda ve aşina rollerinin dışında, saf kötü, pis, uğursuz ve din dışı görünerek belki şaşırtıcı gelebilir; yine de vampir Barlow karakteri o son derece ilginç mektubuna rağmen yeterince derinlikli verilemediği için büyük bir etki yaratamıyor. Bu kitap Anne Rice'ın Vampirle Görüşme kitabının yanında sönük kalıyor ama atmosferi anlamında yine de vasatın çok üzerinde bana göre. Stephen King severlerin mutlaka okuması gereken eserlerden, yazarın en iyi eserlerinden birisi kesinlikle. Biz King okuyanlar- tabii onu en başarılı yani ilk dönem eserleriyle tanıyanlar zaten yarattığı karakterlerle değil, olay ve atmosfer yaratmadaki ustalığıyla seviyoruz onu. Korku Ağı, bu anlamda dört dörtlük bir eser olarak okunmayı hak ediyor...
592 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Stephen King, akla hayale sığmayacak yaratıcı konular oluşturmakta ne kadar ustaysa klişeler üzerine yazarken de dudaklarımızı uçuklatan bir kalem gücüne sahip bir yazar. Bunun örneklerini daha önce de gördük. Mesela; Colorado Kid. King, gazetede denk geldiği bir haber üzerine aldığı ilhamla kısa bir roman çıkarıyor ortaya. Kaleminin akıcılığı ve merak uyandıran ilerleyişi ile yine kaliteli bir eser sunmuştu bizlere. Cujo'yu da burada örnek gösterebileceğime inanıyorum. Klasik kuduz köpek dehşeti bu kadar güzel anlatılamazdı, yazdığım yazıda bunu da belirtmiştim. Klişe bir konu, fakat işleyince altına dönüşmüş bile denebilir. "Mahşer" dahil birçok roman hakkında bu iddiamı sürdürebilirim. Elbette bahsettiğim durum yaratıcı romanları olduğu kadar yaratıcı olmayanları da var demek değil. Mahşer'in yaratıcı olmadığını iddia etsem bu klavye parmaklarımı kırardı. Fakat, Mahşer'in birçok hastalık bazlı korku/gerilim hikayesinin arasından sıyrılan bir roman olduğunu göz önünde bulundurursak; klişe bir konunun işlenerek tüm zamanların en iyi destanlarından biri haline getirilmesine şahit olduğumuzu fark edebiliriz.

"Korku Ağı", Stephen King'in Bram Stoker'ın Dracula'sından ne kadar etkilendiğinin somut kanıtı. Bunu önsöz, sonsöz dahil her yerde belirtiyor. Röportajlarında dahil her zaman belirttiği bir gerçektir Dracula'dan ne kadar etkilendiği. Korku Ağı'nın üst düzey bir Stephen King romanı olmasının nedenleri çok. En başta, King harika analiz yapıyor. Dracula'yı okumuş ve etkilenmiş bunca yazar varken neden ondan esinlenen en iyi romanlardan biri King'in elinden çıkıyor? Bu hem iyi analizinin, hem de konuyu özgün bir hale getirecek harika eklemeler yapabilmesidir. Vampirler hiçbir zaman beni korkutan mistik yaratıklar olmamışlardır. Fakat, gecenin bir yarısı camın önünde belirip sivri tırnaklarıyla hafif hafif cama tıklatan vampirlerin düşüncesi tüylerimi diken diken etti.

Kasaba korkusu, her zaman etkileyicidir. "O kasabaya gitmeyin çünkü orada ...... var." Her zaman okuru/seyirciyi kıskıvrak yakalayan bir başlangıç noktasıdır. Korku, kasabaya hakim olmuştur ve kasaba sınırları dışındakiler bunu iyi bilirler. O korku, o kasabanın sorunudur, kimse bulaşmak istemez. Bu bahsettiğim duruma korku filmlerinin girişlerinde rastlayabilirsiniz. Ya da hikayenin bitişinden sonra bir küçük sahneyle karşınıza çıkabilir. Stephen King romanlarının filmlerle benzeyen noktaları olduğunu daha önce belirtmiştim. Korku sineması, Stephen King'in kaleminden çıkmış unsurları kullanmaya başlayalı çok oldu, hala da kullanıyorlar. Korku Ağı'nın gerek başı gerek sonu sizlere ürpertici bir sinema filmiyle karşı karşıya kalmışlık hissi aşılayacak. Kitabın yeni baskısı bu şekle gelsin diye özenle hazırlanmış. Orijinal baskısı elimde var fakat ben yenisini okudum. Eski baskıda, kitabın sonundaki çıkarılmış sahneler bölümü ve kısa bir iki hikayenin bulunmadığını biliyorum, yanılmıyorsam tabi.

Korku Ağı, net bir korku romanı. Klişeleri çok güzel kullanıyor, bu konuda öyle iyi ki klişelerden kendine has noktalar üretebiliyor. Hem korkmak için yeni yollar arayanları, hem de eski korkulara özlem duyanları gayet güzel tatmin ediyor. Bizlere de geceleri rüyalarımıza konuk olacak o lanetli kasabayı bırakıyor: Jerusalem's Lot.
592 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Okudum okudum ama okurken bende bittim. Bir anda bitirmek isteyeceğiniz gerilimin hiç eksik olmadığı bir roman. Ben şartlardan dolayı uzun bir zamanda bitirebildim ama elime alabildiğim her an romanı okumaya can attım. gerçek dışı vampirli felan kurgulu kitapların beni etkileyeceğini hiç düşünmezdim ama her okuduğumda korkarak gerilerek kitabı elimden bıraktım. Stephen king in diğer romanlarını okumak için sabırsızlanıyorum.
389 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Adına bakınca baştan gerilim dozajımı yüksek tutarak başladım. Sonra gitgide kredim tükendi açıkçası. Güzel miydi? Kesinlikle güzeldi. Kurgusu, diyalogları, anateması... Ama ilk kez bir King kitabına 9 verdim.

Bende kitabın 1982 basımı var. Yayınevi aynı. Çok eski, sayfaları parçalanmaya yüz tutmuş ve mükemmel kokan bir parça bu. (: Lâkin çokça yazım hataları var. Hatta bazı yerlerde diyaloglar bile kaymış. Sanırım zamanla editörler de gelişmiş. Şimdiki basımlar okunabilirliğin rahatlığından ötürü daha iyi gibi.

Kitabı vampir temalarını sevenlere tavsiye ederim.
Öyle saçmasapan vampir öyküsü de değil hani:)
Kitabı roman okumayı seven herkese de tavsiye ederim.

Yeni basımında sanırım ayrıca 2 öykü daha varmış ama bu eski basımda sadece tek hikâye var, zaten sayfa sayısı da 389. Bilginiz olsun.
590 syf.
·4 günde·7/10
Yazar Ben küçükken yaşadığı bir olayla yüzleşmek için Lot kasabasına geri döner. Çocukken korkunç gelen Marştan Köşkü'nü kiralamak ister.Ancak köşkün yeni kiracıları vardır.
İlginç olaylar peş peşe gerçekleşir. Önce bir köpek feci bir şekilde öldürülmüştür. Ardından bir çocuk kaybolur.Ancak olaylar artmaya devam eder.
Lot Kasabası artık bir kasaba olmaktan çıkmıştır.
592 syf.
·3 günde
Kitabımızın ana karakteri olan bir yazarım korkularıyla yüzleşmek istemesi ile yaşadıkları ele alınıyor. Akıcı,sürükleyici ve güzel bir kitap. Hatta muhteşem bir kitap. Tavsiye ederim. Keyifli okumalar.(https://sadeceyagmurr.blogspot.com/...ng-korku-ag.html?m=1)
592 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Stephen King gibi bir yazar ‘vampir’ mitine el atmasa kesinlikle olmazdı..Yine sizi hayretler içinde bırakacak,sürükleyici diğer kitaplarına göre bir hayli karakterle tanışacağınız,insanların esrarengiz şekilde öldüğü veya kaybolduğu enfes bir King kitabı daha..Ayrıca Emerson gibi büyük yazar,filozof ve şairin kurduğu ‘transandantalizm’ akımını sayesinde öğrendiğim naçizane King eseri..
592 syf.
·8 günde·4/10
Bu incelemeyi yazarken dürüst olacağım. Kitabı okurken aşırı derecede Stephen King'in bir başka eseri olan IT'nin havasını aldım. Kitapta kullanılan isimler bile aynıydı, yaşanan olaylar aynıydı, Lot çok fazla Derry'yi andırıyordu. Tek fark palyaço yerine bu sefer vampirler vardı. Fakat onlar bile birbirlerine çok benziyorlardı. Bu durum maalesef ki beni çok rahatsız etti. Bir başka değinmek istediğim konu ise kitabın temposu. İlk başlarda ve sonlara gelinceye dek kitap aşırı yavaş tempoyla devam etti. Fakat, sonlara geldiğimizde de bu seferde anlamsız bir derecede hızlandı ve her şey olup bitti. Ayarı olmayan bir kitaptı. Benim için hayal kırıklığı oldu. Harcanmış büyük bir potansiyel... Çokça vampir kitabı okumuş biri olarak bu kitabın farklı olacağını ümit ettim fakat diğer vampir kitaplarıyla son derece aynıydı. Benim tavsiyem başka vampir kitaplarına göz atmanız. :)
592 syf.
·1 günde·Puan vermedi
'' Gülün Adı- Umberto Eco - #51918909 '' okuduktan sonra bir de elime '' Prens- Machiavelli'' geçip okumaya başlayınca, hop bakalım noluyor canım diye eski dosta yöneldim. Neyse ki elimde okunmak üzere sırada bekleyen bu kitap varmış.

Uygun dozda gerilim alınca hemen özüme döndüm. King' i bazen ben bile fazla kelime kullanmakla eleştiririz ya adamın hakkını yememeli, önüme tuğla kalınlığında kitabı gelse yaşasın bu ötekiler gibi hemen bitmez diye balıklama dalarım içine.

Eh artık sadede gelirsek kitabın baş kahramanı yine bir yazar. Çocukluğunun geçtiği kasabaya, Marten Hause' da yaşadığı bir gizemi anlamaya, mümkünse aydınlatmaya ve hakkında kitap yazmaya niyetlenerek döner.

İlk önce tüm kasabaya hakim tepede ormanın kenarında duran Marten Hause' i tutmak istese de bir süre önce hiç kimsenin tanımadığı yabancılara satıldığını öğrenir ve hüsranla evin görülebildiği penceresinden başka özelliği olmayan Eva' nın pansiyonunda oda tutar.

Yavaş yavaş bizler kasaba halkı ile tanışırken dehşet verici olaylar da başlar.

Bu da ismlerin fazlalığından kafanızın karışabileceği kalabalık kadrolu kitaplardan. Artık kim kimdi diye endişelenmiyorum bu konuda çünkü bir bakıyorum King bizim için ipucununu bırakıvermiş.

Marten Evini alan yabancılar kasabada bir de mobilya mağazası açıyor ki bir an yazarın '' Ruhlar Dükkanı '' isimli kitabını okuyorum zannettim. Sonra konunun farklı ilerlediğini görüp rahatladım.

Yazdıklarımı okudum da bu nasıl bir inceleme olmuş?

Hah !

King etkisi bu işte !!!!

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 463 okur okudu.
  • 13 okur okuyor.
  • 307 okur okuyacak.
  • 7 okur yarım bıraktı.