Öz Dokuman

Öz Dokuman

Çevirmen
8.7/10
81 Kişi
·
232
Okunma
·
0
Beğeni
·
21
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
592 syf.
·11 günde·10/10
Stephen King'in Göz/Carrie adlı ilk kitabından sonra yazdığı Korku Ağı, yazarın en iyi eserlerinden bir diğeri olarak dikkat çekici bir çalışma. Ben 30 sene önce eski versiyonunu okumuştum. Burada yeni versiyonda hem kitabın girişinde bir hikâye var hem de kitabın son kısmında oldukça uzun bir başka hikâye var, ve ana hikâyenin devamı olarak görülebilir bu son öykü, zira yine aynı kasabada geçiyor. Ben okumadım ama kitaptaki bazı karakterlerin, meselâ Callahan'ın Kara Kule serisinde de görüldüğünü öğrendim.

30 sene önce bir ergenken okuduğum kitaptan konuyu değil, ama bende yarattığı hissi hatırlıyorum. Bu bir vampir hikâyesiydi, korkunçtu, işte bunları hatırlıyordum. 30 sene sonra uzun versiyonuyla bir kez daha okurken konusuna dair hiç birşey hatırlamadım kitabın. Haklıydım, karakterler, olaylar hatırlanacak bir iz bırakacak gibi değil, ancak kitabın başından sonuna devam eden ve artık son 100 sayfada meselâ giderek artan uğursuz, karanlık ve ışığın yavaş yavaş yok edildiği bir atmosfer yaratmayı çok iyi başardığını söylemem gerek yazarın. Stephen King'in en sevdiğim anlatım özelliklerinden olan irkiltici, tuhaf kafa konuşmaları burada yok gibi, bu yönünü ikinci eserinde tam geliştirmemiş demek ki, oysa bu çıldırtıcı kafa sesleri eserlerine- özellikle ilk dönem eserlerine- ürkütücü bir hava veriyor genelde. Korku Ağı'nda korku ve hatta terör hissi Jerusalem kasabasına ağır ağır yayıldıkça bu hissin giderek kör edici bir kesiflikte kitabın her yanına, kasabadakine benzer bir şekilde yayıldığını hissediyoruz. Bir vampirin yani onun temsil ettiği bütün kötülüklerin kasaba sakinlerine bulaşmasıyla herkes teker teker vampire dönüşürken, onları durdurmaya çalışan bütün iyilerin hiç bir kitapta tanık olamayacağımız- mesela Taht Oyunları'ndaki gibi, beklenmedik, ani- şekillerde yok olmasıyla yazar bizi kötülükten, çürümüşlükten başka hiç birşeyin olmadığı bir dünyaya davet etmiş oluyor. Ancak bu kitap muhafazakar bir metin de sayılabilir. Kutsal metinlerde topluca yok edildiği söylenen şehirler ya da kasabalar gibi, Jerusalem (yani Kudüs) sakin ve güzel görünümün ardından kötülüğe hizmet eden ya da bunu farketmeden yaşayan sakinleriyle bir anlamda cezalandırılıyor. Alkol düşkünü din adamından sözde ahlâklı ama ruhunu vampire (şeytana) satmış insanlarına dek herkes kasabanın yok olmasında üzerine düşen görevi yerine getiriyor gibi. Bu insanlar kötülüğü durduracak güçten yoksunlar, bilgileri yok ya da zaten bizzat ona dahil durumdalar. Böylece kutsal metinlerde söylendiği gibi, cezalandırılmaları kaçınılmaz oluyor. Öyleki kötülüğü yok etmek için mücadele edenlerin nihai çözümleri de -spoiler geliyor:-)kasabayı kurtarmak olmuyor, ve ceza da yine örneğin Kur'an'da sık sık okuduğumuz gibi, ateş oluyor.

Böylece Stephen King'in neden bu kadar karamsar, karanlık ve uğursuz bir atmosfer yaratmayı başardığını anlıyoruz: yazar günahkâr olduğumuz fikrini kurcalayarak bize sebebini bildiğimiz ya da bilmediğimiz günahların bedelini ödemekten kaçamayacağımızı ve konforlu hayatlarımızın bir bedeli olduğunu söylüyor. Söylediğim gibi; kitaptaki karakterler derinlikli olarak verilemediği için- çok küçük bir ihtimal, yazarın derdi de bu olmadığı için- aklımızdan çıksa da günah duygusu, cezalandırılma duygusu, ölümlü olduğumuz gerçeğinin, görece konforlu hayatlarımızın aslında her an dağılabileceği gerçeğinin kitabın atmosferine yedirilmesiyle oluşan bu his aklımızdan çıkmıyor. Bu arada, vampirler çok moda olduğu için kitabı okuyanlara günümüzdeki moda ve aşina rollerinin dışında, saf kötü, pis, uğursuz ve din dışı görünerek belki şaşırtıcı gelebilir; yine de vampir Barlow karakteri o son derece ilginç mektubuna rağmen yeterince derinlikli verilemediği için büyük bir etki yaratamıyor. Bu kitap Anne Rice'ın Vampirle Görüşme kitabının yanında sönük kalıyor ama atmosferi anlamında yine de vasatın çok üzerinde bana göre. Stephen King severlerin mutlaka okuması gereken eserlerden, yazarın en iyi eserlerinden birisi kesinlikle. Biz King okuyanlar- tabii onu en başarılı yani ilk dönem eserleriyle tanıyanlar zaten yarattığı karakterlerle değil, olay ve atmosfer yaratmadaki ustalığıyla seviyoruz onu. Korku Ağı, bu anlamda dört dörtlük bir eser olarak okunmayı hak ediyor...
592 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Stephen King, akla hayale sığmayacak yaratıcı konular oluşturmakta ne kadar ustaysa klişeler üzerine yazarken de dudaklarımızı uçuklatan bir kalem gücüne sahip bir yazar. Bunun örneklerini daha önce de gördük. Mesela; Colorado Kid. King, gazetede denk geldiği bir haber üzerine aldığı ilhamla kısa bir roman çıkarıyor ortaya. Kaleminin akıcılığı ve merak uyandıran ilerleyişi ile yine kaliteli bir eser sunmuştu bizlere. Cujo'yu da burada örnek gösterebileceğime inanıyorum. Klasik kuduz köpek dehşeti bu kadar güzel anlatılamazdı, yazdığım yazıda bunu da belirtmiştim. Klişe bir konu, fakat işleyince altına dönüşmüş bile denebilir. "Mahşer" dahil birçok roman hakkında bu iddiamı sürdürebilirim. Elbette bahsettiğim durum yaratıcı romanları olduğu kadar yaratıcı olmayanları da var demek değil. Mahşer'in yaratıcı olmadığını iddia etsem bu klavye parmaklarımı kırardı. Fakat, Mahşer'in birçok hastalık bazlı korku/gerilim hikayesinin arasından sıyrılan bir roman olduğunu göz önünde bulundurursak; klişe bir konunun işlenerek tüm zamanların en iyi destanlarından biri haline getirilmesine şahit olduğumuzu fark edebiliriz.

"Korku Ağı", Stephen King'in Bram Stoker'ın Dracula'sından ne kadar etkilendiğinin somut kanıtı. Bunu önsöz, sonsöz dahil her yerde belirtiyor. Röportajlarında dahil her zaman belirttiği bir gerçektir Dracula'dan ne kadar etkilendiği. Korku Ağı'nın üst düzey bir Stephen King romanı olmasının nedenleri çok. En başta, King harika analiz yapıyor. Dracula'yı okumuş ve etkilenmiş bunca yazar varken neden ondan esinlenen en iyi romanlardan biri King'in elinden çıkıyor? Bu hem iyi analizinin, hem de konuyu özgün bir hale getirecek harika eklemeler yapabilmesidir. Vampirler hiçbir zaman beni korkutan mistik yaratıklar olmamışlardır. Fakat, gecenin bir yarısı camın önünde belirip sivri tırnaklarıyla hafif hafif cama tıklatan vampirlerin düşüncesi tüylerimi diken diken etti.

Kasaba korkusu, her zaman etkileyicidir. "O kasabaya gitmeyin çünkü orada ...... var." Her zaman okuru/seyirciyi kıskıvrak yakalayan bir başlangıç noktasıdır. Korku, kasabaya hakim olmuştur ve kasaba sınırları dışındakiler bunu iyi bilirler. O korku, o kasabanın sorunudur, kimse bulaşmak istemez. Bu bahsettiğim duruma korku filmlerinin girişlerinde rastlayabilirsiniz. Ya da hikayenin bitişinden sonra bir küçük sahneyle karşınıza çıkabilir. Stephen King romanlarının filmlerle benzeyen noktaları olduğunu daha önce belirtmiştim. Korku sineması, Stephen King'in kaleminden çıkmış unsurları kullanmaya başlayalı çok oldu, hala da kullanıyorlar. Korku Ağı'nın gerek başı gerek sonu sizlere ürpertici bir sinema filmiyle karşı karşıya kalmışlık hissi aşılayacak. Kitabın yeni baskısı bu şekle gelsin diye özenle hazırlanmış. Orijinal baskısı elimde var fakat ben yenisini okudum. Eski baskıda, kitabın sonundaki çıkarılmış sahneler bölümü ve kısa bir iki hikayenin bulunmadığını biliyorum, yanılmıyorsam tabi.

Korku Ağı, net bir korku romanı. Klişeleri çok güzel kullanıyor, bu konuda öyle iyi ki klişelerden kendine has noktalar üretebiliyor. Hem korkmak için yeni yollar arayanları, hem de eski korkulara özlem duyanları gayet güzel tatmin ediyor. Bizlere de geceleri rüyalarımıza konuk olacak o lanetli kasabayı bırakıyor: Jerusalem's Lot.
592 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Okudum okudum ama okurken bende bittim. Bir anda bitirmek isteyeceğiniz gerilimin hiç eksik olmadığı bir roman. Ben şartlardan dolayı uzun bir zamanda bitirebildim ama elime alabildiğim her an romanı okumaya can attım. gerçek dışı vampirli felan kurgulu kitapların beni etkileyeceğini hiç düşünmezdim ama her okuduğumda korkarak gerilerek kitabı elimden bıraktım. Stephen king in diğer romanlarını okumak için sabırsızlanıyorum.
389 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Adına bakınca baştan gerilim dozajımı yüksek tutarak başladım. Sonra gitgide kredim tükendi açıkçası. Güzel miydi? Kesinlikle güzeldi. Kurgusu, diyalogları, anateması... Ama ilk kez bir King kitabına 9 verdim.

Bende kitabın 1982 basımı var. Yayınevi aynı. Çok eski, sayfaları parçalanmaya yüz tutmuş ve mükemmel kokan bir parça bu. (: Lâkin çokça yazım hataları var. Hatta bazı yerlerde diyaloglar bile kaymış. Sanırım zamanla editörler de gelişmiş. Şimdiki basımlar okunabilirliğin rahatlığından ötürü daha iyi gibi.

Kitabı vampir temalarını sevenlere tavsiye ederim.
Öyle saçmasapan vampir öyküsü de değil hani:)
Kitabı roman okumayı seven herkese de tavsiye ederim.

Yeni basımında sanırım ayrıca 2 öykü daha varmış ama bu eski basımda sadece tek hikâye var, zaten sayfa sayısı da 389. Bilginiz olsun.
592 syf.
·1 günde·Puan vermedi
'' Gülün Adı- Umberto Eco - #51918909 '' okuduktan sonra bir de elime '' Prens- Machiavelli'' geçip okumaya başlayınca, hop bakalım noluyor canım diye eski dosta yöneldim. Neyse ki elimde okunmak üzere sırada bekleyen bu kitap varmış.

Uygun dozda gerilim alınca hemen özüme döndüm. King' i bazen ben bile fazla kelime kullanmakla eleştiririz ya adamın hakkını yememeli, önüme tuğla kalınlığında kitabı gelse yaşasın bu ötekiler gibi hemen bitmez diye balıklama dalarım içine.

Eh artık sadede gelirsek kitabın baş kahramanı yine bir yazar. Çocukluğunun geçtiği kasabaya, Marten Hause' da yaşadığı bir gizemi anlamaya, mümkünse aydınlatmaya ve hakkında kitap yazmaya niyetlenerek döner.

İlk önce tüm kasabaya hakim tepede ormanın kenarında duran Marten Hause' i tutmak istese de bir süre önce hiç kimsenin tanımadığı yabancılara satıldığını öğrenir ve hüsranla evin görülebildiği penceresinden başka özelliği olmayan Eva' nın pansiyonunda oda tutar.

Yavaş yavaş bizler kasaba halkı ile tanışırken dehşet verici olaylar da başlar.

Bu da ismlerin fazlalığından kafanızın karışabileceği kalabalık kadrolu kitaplardan. Artık kim kimdi diye endişelenmiyorum bu konuda çünkü bir bakıyorum King bizim için ipucununu bırakıvermiş.

Marten Evini alan yabancılar kasabada bir de mobilya mağazası açıyor ki bir an yazarın '' Ruhlar Dükkanı '' isimli kitabını okuyorum zannettim. Sonra konunun farklı ilerlediğini görüp rahatladım.

Yazdıklarımı okudum da bu nasıl bir inceleme olmuş?

Hah !

King etkisi bu işte !!!!
Kitap oldukça gerilimli ve merak uyandırıcı bir korku/gerilim kitabı. Bazı kısımlarında insanı güldürürken bazı kısımlarında kanınızı dondurup, tüylerinizi diken diken edecek. Bence oldukça başarılı bir Stephen King kitabı.
592 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Stephen King'in kitaplarına ilk kitabı göz ile başlamış ve çokta sevememiş biri olarak bitirmiştim kitabı.Şimdi sıra yazarın 2.kitabındaydı yani bu kitapta.

Öncelikle belirtmeliyim ki ben kurgu olduğunu bildiğim şeylerden korkamayan bi insanım.Hele kitaplardan asla.Korku kitaplarından ciddi ciddi korkup gerilenleri görünce gülesim geliyordu (en azından bu kitabı okuyana kadar bu böyleydi) Aslında hayır bu kitaptanda korkamasamda bir süre geceleri odamın penceresine bakmamaya çalıştım (Kitabı okuyan beni anlayacaktır).

Kitap vampirleri konu alıyor.Alacakaranlık serisi vb. Kitaplarda işlenen vampirlerden nefret ediyordum.Çünkü vampirler vahşi ve korkunç varlıklar olmalıydı gidip ona buna aşık olacak tiplerden değil.Yazar vampirleri olması gibi işliyor ve bunu fazlasıyla iyi yapıyor.

Kitap içerisinde ana hikaye dışında 2 tane de yan hikaye bulunuyor.Bu hikayelerin birisi hikayenin geçtiği kasabanın ana hikaye bittikten sonra ki halini anlatırken diğer hikaye ise kasabanın geçmişini konu alıyor.Açıkçası bu yan hikayelerin eklenmesini görünce bana direk oyunlarda sonradan gelen DLC(Eklenti paketi) leri anımsattı.

Son sözlerimize gelecek olursak, aşk kitaplarına konu edinen saçma sapan işlenmiş vampir hikayelerinden sıkılmış,muhteşem atmosfere sahip bir korku kitabı arıyorsanız bu kitabı size fazlasıyla öneriyorum.
592 syf.
·Beğendi·7/10
Okuduğum ikinci kitabıydı,ilkine göre fena değildi ama yine bir heyecan eksikliği vardı bu kitabında da,maalesef tam olarak beğenemedim ama şans vermeye devam ettim yine de.
592 syf.
·Beğendi·8/10
Korku Ağı diger bir adıyla Salem's Lot(kudüsün kaderi) Stephein King in O' dan sonra okuduğum kitabı. aynı zamanda yazarın yayımlanmış ikinci kitabı ilkler her zaman güzeldir diyerek başlıyorum yorumuma .
Bir vampir hikayesi benim gibi vampir diyince akla alacakaranlık serisini getirenler için karakterler ürkütüc0 öyle sevimli iyi kalpli vampirler yok. King'in Drakuladan esinlenerek yazdıgı hristiyan inancını besleyen öğelerin bulunduğu(haç ..kutsal su.. sarımsak kazık çakma vs.. ) yaşayan ölüler efsanesi. İnsanların davetiyle onların kanını emen onları da vampirleştiren ölüler
Kitapta ana hikayenin dısında iki hikaye daha var . biri hikaye sona erdikten sonra kasabanın durumu digeri ise Kasabanın hikayeden önceki 1800lü yılları anlatan kısım..
ayrıca en sonda kitabn yayımlanmayan bazı bölümlerinin orijinal taslaktaki halleri yazılmış ki bazı yerler çok daha ürkütücü..
Genel olarak kurgu olduğunu bildiğimiz şeyler bizi pek korkutmuyor yine de bir süre karanlıkta camdan dısarı bakamam gibi geliyor Korku hikayesi anlamında çok iyi olduğunu söyleyemem ama yine de okunabilecek güzel bir kitap Kingin hayal gücü muhteşem..
Kitapla kalın dostlarım
592 syf.
·8/10
Kitap kapagindan da anlasilabilecegi gibi vampirleri konu aliyor. Stephen King hayrani olark cok büyük beklentiler ile basladim. Kitap kesinlikle kötü degil ama ben korkacagimi düsünerek basladim ama olmadi.
Kitapta genel anlamada hristiyan inancindan hac kutsal su kazik gibi ögeler mevcut. Zaten kitap Drakuladan esinlenerek yazilmis.
Sonuc olarak güzel bir kitapti ama okudugum en iyi King kitabi diyemem.

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 232 okur okudu.
  • 10 okur okuyor.
  • 197 okur okuyacak.
  • 6 okur yarım bıraktı.