"Hayvansal acıya gösterilen aşırı duygusal tepki, kimilerine insan türüne küfretmek gibi geliyor...
Çocuğum bunca acı çekerken nasıl koşarsınız bir hayvanın yardımına?
Evet, sürekli işittiğimiz bir görüş bu.
İnsanın farklı varlıkların çektiği acılar arasında seçim yapmak, başka birileri acı çekiyor diye bir acı karşısında dayanmak, gözlerini kapamak zorunda olmasını hiç anlayamıyorum. Çocukların ıstırabı, hayvanlara işkence edersek azalmayacak ki..."
"Doğa özlemi ile çevreye duyarlılığın artması; artık eskisi kadar çok çocuk istemeyen, çocukların yerine hayvanları koymaya çalışan kalabalık ailelerin duyduğu özlem; son ve özel olarak, geleneksel bağların gerilemesi, mesleki bağların hassaslaşması, ailedeki görevlerin silikleşmesi, günümüz insanlarının, bir köpeğin efendisine bağlılığına, bir kedinin özgürlüğüne gittikçe daha çok değer vermelerine neden olmaktadır. Başka bir deyişle, çağdaşlarımızın yoldaş hayvanlarda en çok sevdikleri şey, onların başkaları için vazgeçilmez, üstün insanlar olduklarını, ayna gibi biraz çarpıtarak da olsa, kendilerine yansıtmalarıdır..."
Evrimin tanımında, hristiyan düşüncesi ile batının dünya görüşünün eski iblisleriyle burun buruna geliyoruz: Bunlar, insanın varlık ve doğa merdiveninin tepesinde yer aldığına inandırmışlardır herkesi, oysa insan yalnız kendi soyunun tepesindedir. İnsan düşünme yeteneği açısından karmaşık ve biriciktir, yapılanma açısındansa ağzınızı açık bıraktıracak kadar sıradan ve yalındır.
"50'li yıllarda, bütün dünya ateş ve kan içinde yüzerken, hayvanlara bağlanmak töredışı sayılıyordu. Yarım yüzyıl sonra, bir tinsel sağlık etkeni olarak can yoldaşı hayvan; evdeki yerini bileğinin hakkıyla elde etti, aile denen hücrede tam bir aile üyesi gibi hüküm sürüyor..."
"Hayvanların artık birer makine olmadıkları, bizim de sandığımız gibi seçkin yaratıklar olmadığımız kanıtlandığına göre, hayvanları sömürmeyi sürdürmemiz onaylanabilir mi?"
"Ortaçağda, ilk Haçlı Seferleri'nden sonra, diri diri yakılan kediler Arapları ya da iblisi simgeliyordu. Hasat zamanının başına rastlayan Saint-Jean bayramında, kediler alevlerin tepesine oturtulmuş fıçılara ya da bez
torbalara konuyordu. Sevinç çığlıkları atan kalabalık, torbanın ya da fıçının parçalanmasını, kedilerin akkorların arasına düşüp yanmalarını bekliyordu. Kediler canlı birer meşaleye dönüşmüş olarak miyavlayarak kaçarken en sevilen oyun, tepelerine çullanmak, kötülüğü, Arapları ve iblisi simgeleyen zavallıları döve döve gebertmekti.."