Paul Bushkovitch

Paul Bushkovitch

Yazar
8.0/10
10 Kişi
·
12
Okunma
·
1
Beğeni
·
209
Gösterim
Adı:
Paul Bushkovitch
Unvan:
Tarihçi
Doğum:
22 Mayıs 1948
Harvard Koleji ve Columbia Üniversitesi'nde eğitim görmüştür. Diğer çalışmaları şunlardır: 1580-1650 Moskova Tacirleri (1980), Rusya, On Altıncı ve On Yedinci Yüzyıllar (1992) Din ve Toplumu (Maija Jansson ve Nikolai Rogozhin ile birlikte) "İngiltere ve Kuzey: Rusya'nın 1613 Büyükelçiliği -1614, "Amerikan Felsefe Topluluğunun Anıları 210 (1994), Büyük Peter (2001), Peter Büyük: Güç mücadelesi, 1671-1725 (2001) ve Rusya'nın Kısa Tarihi, Cambridge, 2012. On sekizinci yüzyıldan önce Rusya'da uzmanlaşmıştır Lisansüstü dersleri, Rus tarihinin ilk dönemlerine giriş ve on dokuzuncu ve on yedinci yüzyıl Rus tarihindeki konular üzerine araştırma seminerleri içermektedir. 1975'ten beri Yale Üniversitesi Tarih Bölümü'nde ders vermektedir.
O AN için Bolşeviklerin önceliği hayatta kalmaktı. Kasım 1917'de birinci gündem savaştı. Bolşevik Devriminden hemen sonra yeni hükümet Almanya ve müttefikleriyle ateşkes ilan etti ve görüşmelere başladı. Troçki barış yapmak amacıyla Polonya sınırında artık Alman işgali altında olan Brest-Litovsk'a gitti.
Paul Bushkovitch
Sayfa 301 - BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ YAYINEVİ
Sovyetler Birliği'nin gözüne giren ilk üçüncü dünya ülkesi Nasır'ın Mısır'ı oldu. Hruşçov, 1955'te Nasır'a rank ve uçak göndermeyi kabul etti. Böylece Sovyetler Birliği Ortadoğu'ya ilk büyük adımını atmış oldu.
Paul Bushkovitch
Sayfa 422 - BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ YAYINEVİ
15. yüzyılın sonunda artık akraba prensliklerden oluşan bir topluluktan fazlası haline gelen Rusya bir devlet olarak vücut buldu.
Paul Bushkovitch
Sayfa 57 - Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi - Eylül - 2017
Çocuklarına da serflerine de kötü davranan despot ve sadist bir annenin oğlu olan Turgenyev, keyfi bir iktidarın gölgesinde yaşamanın ne anlama geldiğini biliyordu.
Paul Bushkovitch
Sayfa 190 - Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi - Eylül - 2017
Gençlik dönemi Fransız Devrimine denk gelen Aleksandr babasının aksine bu devrimi göğüslenmesi gereken bir tehdit olarak değil Avrupa toplumunu sürükleyen engin değişimin bir parçası ve zamana ayak uyduramayan hükümdarlara bir uyarı olarak görüyordu.
Paul Bushkovitch
Sayfa 153 - BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ YAYINEVİ
15. Yüzyılın sonunda artık akraba prensliklerden oluşan bir topluluktan fazlası haline gelen Rusya bir devlet olarak vücut buldu. Rusya'nın Moskova Prensliğinden doğuşunun tam tarihinin Büyük Prens III.İvan'ın Novgorod'u ilhak ettiği 1478 senesi olduğunu söyleyebiliriz. Bu sayede İvan, Ortaçağ'da Rusya'nın iki siyasi ve dini prenslik merkezini tek bir hükümdarın idaresinde birleştirmiş oldu. Sonraki yıllarda o ve oğlu III.Vasili geri kalan bölgeleri de topraklarına kattılar.
Paul Bushkovitch
Sayfa 57 - BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ YAYINEVİ
Çiçek hastalığı yok edilemiyordu; çünkü eğitimli aşıcıların sayısı kısıtlıydı ve aşılamayı deccalın işareti olarak gören pek çok köylü, aşıcılardan kaçıp ormana saklanıyordu.
Paul Bushkovitch
Sayfa 222 - Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi - Eylül - 2017
Yazılı kayıtlarda Moskova'nın adı ilk olarak 1147 tarihinde küçük bir kale olarak anılır.
Paul Bushkovitch
Sayfa 43 - Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi - Eylül - 2017
Slavperverler, Rusya'nın Batıyı örnek alması gerektiği önermesini reddediyordu; çünkü onlara göre Rus medeniyeti, Avrupa medeniyetinden temelde ayrıydı.
Paul Bushkovitch
Sayfa 173 - Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi - Eylül - 2017
Litvanya devleti içindeki dini bölünmenin, ileriki yüzyıllarda geniş kapsamlı sonuçları olacaktı, ama o an için başlıca sonucu, Belarus ve Ukrayna milletlerinin oluşumunun teşvik edilmesiydi, tıpkı daha önce Kiev Rus'tan Rusların doğmuş olması gibi.
Paul Bushkovitch
Sayfa 49 - Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi - Eylül - 2017
469 syf.
·10 günde·Beğendi·10/10
Hepimiz biliriz ki özellikle Üniversite yayınevleri tarafından basılan tüm kitaplar, öğrenciler ve akademisyenler tarafından okunması amaçlandığından dolayı çok teferruatlı ve geniş kapsamlı olarak yazılır. Bu da kitabı adeta bir ansiklopedi havasına çevirerek sadece bilgi almak için zaman zaman okunan veya ders olarak mecburiyetten okunması gereken , okuması çok sıkıcı , zor ve karışık bir kitap haline getirir.

Boğaziçi Üniversitesinin yayını olan bu kitabı okumaya karar verdiğimde ben de yukarıdaki parağrafta yazdığım özellikte bir kitap olacağını peşin olarak kabul etmiştim ve öyle olmasını da bekliyordum. Üstelik aynı üniversitenin yayını olan ve benim kısa bir süre önce okuduğum ''Fransa'nın Kısa Tarihi'' isimli kitap'tan dolayı da bu konuda tecrübeliydim.

Fakat kitabı elime alıp okumaya başladığım da, akademik olarak yazılmış böyle bir kitabın sahip olduğu müthiş akıcılık ve sürükleyicilik karşısında şok oldum diyebilirim.Kitap kesinlikle sıkıcı türden olan akademik kitaplara benzemiyordu.Okudukça bu durum daha da belirginleşti.

Kitap, yaklaşık onuncu yüzyıldan başlayarak bölgedeki yapılanmayı kademe kademe tüm ayrıntılarıyla bize anlatıyor. Bunu yaparken sadece Rusya tarihini değil, bölgenin ve dünyanın tarihini de bölgedeki tüm gelmiş geçmiş uluslar ve devletlerle birlikte ele alıyor. Kısaca söylemek gerekirse bu coğrafyanın yaklaşık bin yıllık tarihini bize sunuyor.

Ama ne sunuş ! Bu kadar teferruatlı anlatılan tarihi olaylar, ekonomik, sosyal, siyasal, dinsel, hukuksal, sanatsal, bilimsel değişimler öyle muntazam bir şekilde okuyucuya aktarılıyor ki , sanki bir tarih kitabı değil de bir masal kitabı okuyormuş hissi veriyor okuyucuya. Kesinlikle kopukluk olmadan ,kesinlikle karışıklık olmadan büyük bir keyif içinde bu muhteşem bilgileri hafızasına alıyor insan.

Kitap, Rusya'nın başlangıç dönemi olan ve ismine ''Kiev Rus'' denilen prensliğin varlığıyla başlıyor anlatmaya. İmparatorluk dönemi, Ekim devrimi ve Sovyetler Birliği dönemiyle devam ettikten sonra ,2000 yılının Rusya'sına kadar olan bütün gelişmeleri çok ayrıntılı olarak anlatıyor.

Belkide hiçbir yerde bulamayacağımız bilgiler mevcut kitapta. Sayıları iki elin parmaklarının sayısını geçmeyecek kadar olan ve bunların sadece bir kaçının eceliyle ölmeyi başarabildiği Çarların dramatik hikayesi, Koskoca İmparatorluğu yönetecek erkekler bulunamadığından dolayı , yıllarca ülkeyi yöneten Çariçelerin hikayeleri, bizdekilere beş çekecek derecedeki saray entrikaları, yüzyıllardır köle olarak yaşayan Rus köylülerinin hikayesi, etraflarındaki ülkelerle ve tabii ki bizimle olan savaşlarının hikayesi, Dünya emperyalist güçlerinin birbirleri arasındaki çekişmeleri , çatışmaları ve ortak menfaatlerde buluşup yakınlaşmalarının hikayesi, koskoca imparatorluğun yıkılışı ve yerine Komunistlerin yönettiği Sovyetler Birliğinin kuruluşu ve o dönemde yaşananların hikayesi ve son olarak Sovyetlerin dağılış ve sonraki dönemin hikayesi. Bütün bunların yanında müzikten, resimden, mimariden, tiyatrodan, sinemadan, edebiyata, tüm güzel sanatların dönemine göre eserleri ve kişileri, dini gelişmeler, siyasal ve sosyal düzen, hukuksal değişimler,endüstriyel, tarımsal ve bilimsel gelişmeler de beraberce bizlere anlatılıyor.

Tabii ki her anlatılan şey güzel değil, maalesef ki kitabın çok büyük bir kısmı savaşlar, katliamlar, suikastler, türlü türlü mücadeleler ve ölümlerden oluşmaktadır.

Daha neler söylenebilir ki bir kitap hakkında . Ben böyle bir kitabı Türkçeleştirip yayınlayan Boğaziçi Üniversitesi yetkililerini kutluyorum.

Ben büyük beğeniyle okuduğum bu muhteşem kitabı, sadece akademik amaçlı olarak değil, tarihe ve özellikle de Rus ve bölge tarihine ilgi duyanların, mutlaka okuması gereken bir kitap olarak değerlendiriyorum.
469 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Kitapta kuzey bozkırının Hristiyanlaşması kısa anlatımla geçiştirilirken Rusya'nın Bizans'ın varisliğine soyunması, Balkanların dizayni, Ortodoksların hamiliği, sıcak denizlere inme ve I.Dünya Savaşı'nda İstanbul'a talip olma konularına hiç değinilmemiş. Belki de bu durum kitabın Rusya tarihini iç dinamikler bağlamında ele almasından kaynaklanmaktadır. Rusya ile ilgili önemli ve doyurucu bilgiler veren bir kitap. İyi ki Türkçe'ye kazandırılmış.

Kitap sık sık Rusya'nın sahip olduğu büyük bir nufusû oluşturan köylü kesimi dönüştüremediğini anlatır. Bu konu cumhuriyetten günümüze Türkiye için de geçerli olsa gerek. Türkiye de tıpkı Rusya gibi köylü ve köyden kente göç etmiş nufusunu tam olarak dönüştürememiştir. Köylü kesimi içinde bulunduğu şartları değiştirme iradesini gösterememiş bu doğrultuda kamu iradesinden de destek görmemiştir. Köyden kente göç edenler ise ne kentli olabilmişler ne de köylerinden kopabilmişlerdir. İki arada bir derede kalarak bugünün sorunlar yumağını oluşturmuşlardır.




Geçmişi Vikinglerin temelini attığı kabilelere dayanan Rusya, Türk topluluklar Hazarlar, Peçenekler, Bulgarlar arasında yaşamını sürdürmüştür. Küçük kabileler halindeki Rus topluluklardan biri olan Kiev Rus boyu, İstanbuldaki Bizans İmparatorluğu ile giriştiği yağma ve ticari ilişkileri sonucunda Ortodoks Hristiyanlık'a girmiştir. Bu bölgenin Hristiyanlaşmasının başlangıcı olmuştur. İstanbul'da bulunan patrik, Kiev Rus'taki kiliselere metropolitleri İstanbul'dan atıyor. Onlara yardımcı olan piskoposlar ise Ruslardan atanıyordu.




Türklerin İstanbul'û fethine giden süreçte korkuya kapılan Bizans, kiliselerin birleşmesi şartıyla Papalıktan askeri yardım almayı arzulamaktadır. Kiliselerin birleşmesi kabul edilince Kiev Rus'taki metropolit de Vatikana giderek bağlılık bildirir. Ancak bu birleşme kabul görmez. Aynı süreçte İstanbul da Türkler tarafından alınınca Rus Ortodoks Kilisesi, İstanbul'da bulunan patrikten ayrılarak bağımsızlığını ilan eder. Böylece biri İstanbul'da biri Moskova'da iki Hristiyan Ortodoks Patriği olmuş olur.



Buraya günümüzden bir bilgi eklemek yerinde olacaktır: Bu durum bugün Rusyadaki patrik ile İstanbul'daki patrik arasında büyük krizlere sebep olmaktadır. Çünkü bu iki patrik birbirlerini siyasi olarak tahakküm altına alma gayreti içindedir. Son olarak istanbuldaki patrik, yakın bir zamanda Ukraynadaki Ortodoks Kilisesi'nin Rusya'daki patrikten bağımsız olduğunu onaylaması Rusya'yı çok kızdırdı. Bu konuda şunu da söylemek uygundur ki İstanbul'daki Ortodoks patriği ABD ile iyi ilişkiler içindedir ve bu sebeple ABD'nin elinde Rusya'ya karşı bir silah olarak zaman zaman kullanılmaktadır. Ukraynadaki yönetimin Rusya ile arasının açık olması sebebiyle İstanbul patriği Ukrayna Kilisesi'nin Rus Kilisesi'nde bağımsız olduğunu kabul etmiştir.

Kendisine bütün Rus'un hükümdarı diyen III.İvan'ın 1473 yılında Mora'nın son Bizans hükümdarı olan Palaiologos Ailesi'nin kız Zoe Palaiologos ile evlenmesi Rusyanın, Bizans'ın varisi olduğu iddiasına dayanak kabul edilirken yine Korkunç İvan lakaplı IV.İvan'ın Moskova tahtına çıkarken taç giymek için kilisede düzenlenen törende sadece büyük prens değil aynı zamanda Çar ünvanını alması, (bu unvan Roma ve Bizans imparatorlarının kullandığı Sezar unvanından geliyordu), bu evlilikten doğan hakkın kullanılması amacıyla yapılmış adımlar olarak karşımıza çıkmaktadır.



Dünyayı tanıyan Çar Petro ile ondan birkaç kuşak sonra Rusya tahtına oturan yine dünyayı tanıyan Çariçe Yekaterina, Rusya tarihinde büyük dönüşümler yapabilmişlerdir. Rusya ile Osmanlı benzer toplumsal yapılara sahip olmakla birlikte Rusya, Osmanlı'dan yüz yıl kadar önce içinde bulunduğu sorunları çözüme kavuşturmaya başlamıştır. Bu durum, Rusyayı belirli bir düzene sokmuş ve güçlendirmiştir.



1856 Osmanlı ile Rusya arasında yaşanan ve Fransa ile İngiltere'nin Osmanlı Devletini desteklemesi sonunda Rusya'nın kaybettiği savaş sonunda ülkedeki reform sürecine yeniden başlanıldı. Büyük bir ordusu bulunan Rusya'nın orduyu moderleştirmesinin önündeki en büyük engel zenginlerin elindeki topraklarda çalışan serf olarak isimlendirilen köylülerdi. Zenginler düzenli ordunun kurulmasını topraklarında çalışacak olan serfleri kaybedecekleri korkusuyla reddediyordu. Toprak reformu Rusya gibi Osmanlı Devletinin çökme sürecinde önemli etkilerden biri olmuştur.


Rusya'da işlerin iyiye gitmemesi halkın yönetimden başta toprak reformu gibi konuları sağlıklı bir zemine oturtmasını istemesi ve gelecekle ilgili kaygılar insanları yeni arayışlara götürüyordu. Bu ortamda Rusya'nın I.Dünya Savaşı'na girmesi ülkedeki muhalefete aradığı mani verdi. Keza savaş sebibiyle günlük temel ihtiyaçları karşılamak bile zorlaşmıştı. Savaş başladığında sosyalist gruplar savaşı reddederek savaşa karşı bulundukları ülkelerde içsavaş çıkarma ve savaş karşıtlığı yapma yoluna gitmeyi düşünüyorlar. Ancak Avrupalı sosyalistler ilk etapta buna yanaşmıyor Lenin ise baştan beri bu sekilde bir yaklaşım içinde. İlerleyen zaman için Alman sosyalistlerin savaş karşılığında başlaması ve buna diğer sosyalist grupların da dahil olmasıyla Rusya'da devrimin fitili ateşlenmiş oluyordu. Lenin ve sosyalist gruplar buna devrime giden yol diye baksa da Rusya'da insanlar sadece içinde bulundukları zorluktan kurtulmanın yolunu arıyorlardı.

Nihayet kadınların başını çektiği ve sonrasında erkek işçiler ile ülkedeki tüm kesimlerin destek verdiği olaylarda ordu ile halk ilk günler karşı karşıya geldi. Ancak kısa bir süre sonra ordu silah kullanmayı bıraktı. Böylece Çarlık hükümeti düşmüştü. Geçici bir hükümet oluşturuldu. İşte bu noktada hükümeti düşüren halk yığınları bundan sonra ne olacağını tartışmaya başladı. Kimi gruplar anayasal bir sistemi arzularken Lenin ve sosyalist gruplar komünist bir devlet arzu ediyorlardı. Sosyalist grupların bu tutumu geçici hükümet ile aralarında sorunlarà sebep oldu ve başlayan olaylar silsilesi geçici hükümeti devirip sosyalist devlete giden adımı attı. Lenin ve avanesi bir bakıma devrim için birlikte hareket ettiği diğer gruplara ve geçiçi hükümete darbe vurarak idareyi ele alıyordu.




Ülke Bir yandan yeni sosyalist sistem üzerine yapılanmasını oluştururken bir yandan da kötü olan Çarlık sistemi sonrasında daha İdeal bir sistem arzulayanlar arasında bir dizi çatışma sürecinin başaldığını görüyoruz. İlk etapta sosyalistler küçük bir grupken ülkedeki durumdan hoşnut olamayan kesimleri dé yanlarına alarak halk hareketine dönüştüler. Devrim sonrasında ise aynı halk bu defa sosyalistlerden hoşnut olmamaya başlayacaktır.


Sosyalist düşüncede olan insanların taparcasına sevdiği Lenin ve Stalin'in nasıl bir canavar olduğunu kitabın satırları arasında görüyoruz. Bu geçmişte olup bitmiş bir şey. Bugün bunun kavgasını yapacak değilim. Ancak bu insanları değerlendirirken bu gerçeklik de her zaman göz önünde bulundurulmalıdır. Kitabın bize gösterdiği başka bir nokta da Hitler ile Stalin arasında insanları katletme açısından bir fark olmadığı gerçeğidir. Buna rağmen Hitler şeytan ve Stalin muteber bir kişilik olarak değer görmesi tarihi gerçeklikle bağdaşmayacaktır.
469 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Rusya'nın tarihini, Kiev Krallığı'ndan başlayarak kültürel, siyasal, dinsel konuları ele alarak detaylı bir şekilde anlatan bir kitap. Buskovitch, kitabı bölümlere ayırarak farklı konulara geçiş sağlamış, bu da okuyucunun kitaptan kopmasını engellemiştir. Kitabı okuyan okuyucu, Rusya'nın tarihi hakkında hâkim bir duruma gelecektir. Ansiklopedi tadında, tarih sevenlerin okuyabileceği bir kitap.
182 syf.
·Beğendi·8/10
DELİ ve ANARŞİST!

Büyük (Deli) Petro'dan başlayalım:

Delilikle dahilik, despotlukla hoşgörü, dinsizlikle sofuluk, avamlıkla entellektüellik, askerlikle salon adamlığı arasında kimilerinin hayranlıkla, kimilerinin kahırla anlattığı biriydi o.

Öylesine tutarsız bir figür olan Petro'yu büyük yapan fiziksel görünüşü (yaklaşık iki metre boyunda dev gibi bir adamdı) değil, hırsları, hayalleri ve idealleriydi. Deli yapan şey ise bu ideallerine ulaşabilmek için her yolu denemesiydi...

Kendi kendisini yetiştirdi. Askerlik sanatının bütün inceliklerini çeşitli Avrupa dillerini öğrendi. Ayakkabıcılıktan gemi inşaasına kadar yirmi ayrı zanaata vakıf oldu. Daha önce hiçbir Rus'un yapmamış olduğu bir şeyi yaptı. Teknoloji, endüstri, ticaret, kültür, görgü ve savaş sanatı konusunda Batı'dan neler alınabileceğini görmek için iki kez Batı Avrupa'ya gitti.

Otuz altı yıllık (1689-1725) hükümdarlık döneminde Rusya'yı bir dünya gücü yapmak için uğraştı. Aristokratların sert muhalefetiyle karşılaştığı halde köklü reformlara imza attı. Osmanlı İmparatorluğu ile mücadelesi sonrasında Karadeniz'e, İsveç ile mücadelesi sonunda da Baltık denizine açılmayı başardı.

Kimileri onu "kanun koyucu", kimileri de "despot" olarak nitelese de Çarlık Rusyası'nı, Rus İmparatorluğu'na dönüştüren adam oldu. Özellikle "Boyar" denilen büyük toprak sahibi aristokratik sınıfın gücünü kırarak, merkezi otoriteyi güçlendirdi. Fakat boyarların serfleriyle olan ilişkilerine dokunmadı. Rus köylüsü (mujikler) için değişen hiçbir şey olmadı yani... Tıpkı diğer Batılı muadillerinde olduğu gibi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Paul Bushkovitch
Unvan:
Tarihçi
Doğum:
22 Mayıs 1948
Harvard Koleji ve Columbia Üniversitesi'nde eğitim görmüştür. Diğer çalışmaları şunlardır: 1580-1650 Moskova Tacirleri (1980), Rusya, On Altıncı ve On Yedinci Yüzyıllar (1992) Din ve Toplumu (Maija Jansson ve Nikolai Rogozhin ile birlikte) "İngiltere ve Kuzey: Rusya'nın 1613 Büyükelçiliği -1614, "Amerikan Felsefe Topluluğunun Anıları 210 (1994), Büyük Peter (2001), Peter Büyük: Güç mücadelesi, 1671-1725 (2001) ve Rusya'nın Kısa Tarihi, Cambridge, 2012. On sekizinci yüzyıldan önce Rusya'da uzmanlaşmıştır Lisansüstü dersleri, Rus tarihinin ilk dönemlerine giriş ve on dokuzuncu ve on yedinci yüzyıl Rus tarihindeki konular üzerine araştırma seminerleri içermektedir. 1975'ten beri Yale Üniversitesi Tarih Bölümü'nde ders vermektedir.

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 12 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 62 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.