1000Kitap Logosu
Paul Celan

Paul Celan

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
7.9
281 Kişi
972
Okunma
134
Beğeni
5,3bin
Gösterim
Unvan
Rumen Şair.
Doğum
Romanya, 1920
Ölüm
Paris, 1970
Yaşamı
Paul Celan (d. 23 Kasım 1920 - ö. 20 Nisan 1970), Yahudi asıllı Rumen şair. Romanya'da doğmuş olmasına rağmen II. Dünya Savaşı sonrası dönemdeki Alman şiirinin önde gelen temsilcilerindendir. 920 yılında Romanya'nın Czernowitz kasabasında dünyaya geldi. Asıl adı Paul Antschel'dir. 1937/1938 yıllarında ilk şiirini yazdı. 1938 yılında tıp eğitimine başladı fakat II. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla Romanya'ya döndü. Savaşın sonuna kadar on sekiz ay toplama kampında tutuldu. 1944 yılında İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümüne girdi ve ilk şiir kitabını yayınladı. 1945-1947 yılları arasında Bükreş'te çevirmenlik ve düzeltmenlik yaptı, 1948 yılında Paris'e yerleşti. 1955 yılında Paul Antschel ismiyle Fransız vatandaşlığına geçti. 1958 yılında Bremen edebiyat ödülü aldı. 1963 yılında bir psikiyatri kliniğine yerleşti Tahmini olarak 20 Nisan 1970'da Paris'te kendini Seiné Irmağı'na atarak yaşamına son verdi. Cesedi 1 Mayıs 1970 de bulundu. Ölümünden sonra eserleri yayınlanmaya debvam etti.
176 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
·
Puan vermedi
20.yy Alman şiirinin en önemli isimlerinden biri Paul Celan. Gerçi Alman şiiri demek ne doğru olur bilemem, kendisi defalarca el değiştiren Çernovitz'de doğmuş bir Yahudi. Dönemin ruhunu toplama kamplarında sonuna kadar yaşamış (Ünlü Ölüm Fügü (#127500633) burası için yazılmış.) Bir çok ayrıntı var hayatıyla ilgili. Ingebor Bachmann’a olan sevgisi ya da 1970’de kendisini Guillaume Apollinaire 'in Mirabeau Köprüsü’nden Seine’e bıraktığı gibi. Ama biz kitaptan/şiirden konuşalım. Öncelikle Almanca’nın en iyi çevirmeni olduğunu düşündüğüm Ahmet Cemal ’in (kime göre-bana göre) derlediği ve çevirdiği bir kitapla karşı karşıyayız. Aynı zamanda ki büyük savaşın yüzyılın şairleri üzerindeki yıkıcı (ve intihara sürükleyen) etkisiyle ilgili güzel bir önsözle başlıyoruz kendisinden. Evet bu bir derleme, şairin 8 kitabından alınan şiirler nispeten kronolojik olarak yer buluyor kitapta. Böylece İkinci Dünya Savaşının sonundan Velan'ınölümüne kadar şiirinin değişimini görebiliyoruz şairin. Başka ne görüyoruz. Ölüm var hemen bütün şiirlerde, hayatını boyunca bir çok travmalar yaşamış birisi için normal diyebilirsiniz belki, ama intiharın ipuçlarını çok önce vermiş sanki Celan. Ben ölüm dışında derin tutku ve acı hissettim şiirlerde. İlk şiirler daha canlıydı ve alıp götüren bir şeyler vardı ya da insanı yıkan. Ama sonlara doğru – belki de depresyonu öğrenmemin etkisiyle- daha bir durağan ve gitmeye meyilli dizeler gördüm sanki. Ama hangi dönem olursa olsun, içine girebilirseniz eğer şiirlerin, sanki alıyorsunuz o tadı. Neyse her şiir kitabı eleştirisinde olduğu gibi hoş konuşup boş konuştum galiba. Herkes farklı bir şey alır zaten şirlerden. Ben Celan’da (Ahmet Cemal sağ olsun) kendimi buldum bir parça. Siz de merak ediyorsanız şairi ilk önce alıntılardan, daha sonra ise kitaptan devam edebilirsiniz. Umduğunuzu bulur musunuz bilmiyorum ama halen Seine’in dikişlerinde yaşayan ( Vitezslav Nezval 'in güzel şiiri için teşekkürler sevgili Psyche :) Celan’ın sizi bir şekilde etkileyeceğine eminim.
Ellerin Zamanlarla Dolu
Okuyacaklarıma Ekle
11
65
176 syf.
Şiir kitapları, hafif bir şeyler arayan ruhun derinliğin ta kendisine yakalandığı, iki sözcük arasında tarifi mümkün olmayanın durmadan kendini hatırlattığı, bulmanın hezimetine, susuzluğun coşkusunu bastıran, hızla ilerleyen sayfaların ardımızda koşturduğu, bitirilemeyen eserler... :) Paul Celan'ı, Ingeborg Bachmann'a olan hayranlığımla tanıdım.Aralarında ki gizli lisanı keşfettiğimde benim için okunacak o kadar çok eser vardı ki, bir tutkuya dönüşmüştü o yıllarda.Şöyle ki Ingeborg Bachmann'ın herhangi bir eserinde Celan'a ait, mühim bir ayrıntıyı bulabilirsiniz, şiire ve gizeme inanıyorsanız, sizin için iflah olmaz bir serüven başlamış olabilir. Şu günlerde memlekette olduğum için, burada bıraktığım kitaplarımı toparlamaya çalışırken "Ellerin Zamanlarla Dolu" ile yolumuz yeniden kesişti :) Şöyle dedim kendime; "Eylül, sen okumamışsın bu kitabı, yeniden yazmışsın :))" Öyle çok not, öyle çok ünlem vardı ki kitapta, yeniden okumanın lezzeti, yağan lapa lapa kar eşliğinde bir şeyrayine dönüştü :) Ahmet Cemâl, bir derleme yaparak Celan'ın ayrı ayrı sekiz eserinden şiirler seçip, bizim için çevirmiş ve iyi de iş çıkarmış bana kalırsa, çünkü şiirler apayrı ûsluplar ve çok keskin virajlarla birbirinden ayrılıyor.Hayret ise bana kalırsa bir şiir severin en sevdiği ahvallerden biri :) İlk kısım, çok yoğun ve karmaşık, adeta bizi şairin bütün ailesini kaybettiği nazi Almanya'sına sürüklüyor. Orta kısım dinginleşen, huzurlu bir derinlik, Celan'ın artık yükselmekten yorulmuş, sığınma soneleri...Son kısım çok net ve girift olmayan fakât oldukça sarsıcı, şaire dostuna atıflarla yüklü... Eser, Celan'ın yıkımlarla dolu hayatından ağır bir hüzün ve hattâ büyük acılar şerh ediyor.Seine Nehrine bıraktığı o son şiir, soğuk ve hırçın sulara bıraktığı, sürgün çocukluğu, nazi kamplarında tahammülünün çok üstünde bir ölgün yaşam olduğunun ayırdına vardığı gençliği ve artık taşıyamadığı ruhuydu şüphesiz.Celan'ın intiharından evvel Bachmann'ın şu sözleri oldukça manidar. "Beni Seine Nehri'ne götür, küçük balıklara dönüşene ve birbirimizi yeniden tanıyana kadar bakalım sularına." Ölüm demişken, Celan'ın neredeyse bütün dizelerinde ölüme perde arkasından konuşan suflör, yaşamın ta kendisidir.Öyle ki hem çiçek, hem toprak ölümün iki eş yaşamından kesitler sunar bizlere.Belki de Bachmann'ın yıkıntılar arasında gülümseyen o çocuğun şiirine tutulması ve adeta onunla düşünen bir zihin, onunla duyan bir kâlp ve ona seslenen bir düş dünyası geliştirmesi de bu yüzden... "Benim için çölsün sen, denizsin, sır olan her şeysin." diyor Bachmann bir kitabın bir köşesinde... Başka bir kitabın başka bir dizesinde; "Fısıldarsın sen: Dolduruyorlar dünyayı benimle şimdi, senin kalbinde hala Çukurdan suskun bir yolum ben!" diye cevap verir Paul Celan... Bachmann'ın ve Celan'ın mektuplarının yer aldığı Kalp Zamanı'nı da okumanızı tavsiye ederim. Keyifli okumalar :)
Ellerin Zamanlarla Dolu
Okuyacaklarıma Ekle
7
42
176 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
·
8/10 puan
Ahmet Cemal'in yazdığı önsöz olmasa çok da anlam veremezdim neredeyse her şiirinde geçen göz, göz kapakları, kül ve maviyi. Fakat şairin yaşadığı iki savaş, düştüğü esir kampı hayatta kalmak için mücadele etmesine yardım etse de devam edecek gücü bırakmamış. Bir şair, sayılan elli yıl ve bir nehir. Şiirlerinden sezilen ise bir çok şair, nice elli yıl ve ne çok nehirler, denizler. Eğer yakın dünya tarihi okuyorsanız şairin ne yazdığını daha iyi anlıyorsunuz. Bunca olan biten yanında bizim yerimize ne de güzel demiş "kimse yoğurmuyor bizi yeniden topraktan ve çamurdan, kimse sözünü etmiyor tozlarımızın Kimse." İnsan bu satırları okudukça nice yıllar geçerken zaman hiç geçmemiş diyor. Aynı acılar, aynı manzaralar, aynı ölümler. Hepimizin, her çağın boğazına sarılan barut kokusu. Hangi yüzyıla gitsek acı, vardığımız her kucak ölüm. Şair dilemiş midir keşke sonra gelseydim dünyaya diye. Ben bu yüzyıldan sesleniyorum manzara hala aynı, konumuz hala acı. Akıyor zaman, geçiyoruz hepimiz, kalplerimiz de senin sorduğun soru; "Ey biri, ey kimse, ey hiçbiri, ey sen: Nereyeydi, hiçbir yere gitmediğine göre, o yol?
Ellerin Zamanlarla Dolu
Okuyacaklarıma Ekle
6