Rıdvan Özdinç

Rıdvan Özdinç

Yazar
0.0/10
0 Kişi
·
0
Okunma
·
0
Beğeni
·
32
Gösterim
Adı:
Rıdvan Özdinç
Unvan:
Yazar
ÖNSÖZ

Tarihin kırılma noktası kabul edebileceğimiz bir döneminde, insanın değişim ve dönüşümünü ele almak aynı zamanda tarihin seyrini incelemek demektir. Bugün İslâm dünyası ve Osmanlı üzerinde tefekkür edenlerin modernleşme boyunca kabul edilen rükünler etrafında yaptıkları tahlil ve tenkitler, şüphesiz geriye doğru İslâm dünyasının geçirmiş olduğu tecrübeyi esas almaktadır. Acil ve pratik olarak vasıflandırılan bu çözüm ve usûlün aynı zamanda fayda fikri etrafında neşvünema bulması hem bu devrin klişelerini belirlemiş hem de geçmişin okunma ve kurgulanma biçimini tayin etmiştir.

Şüphesiz bugün de yapılacak şeyler benzer şeylerdir. İslâm tarih ve tecrübesinin, ıstılâhî dünyanın yok sayılmasının veya en azından paranteze alınmasının yaşanan yeni tecrübeyle imkânsız olduğu ortadadır. Fakat bu yeni olan şeylerin tamamen reddi manasında anlaşılmamalıdır. Zira tarihî tecrübenin, klasik muhtevanın yeni karşılaşılan durumu çözmeye, karşılamaya veya reddetmeye kifayet etmediği de ortadadır. Bu durumda, yapılması gereken yeni telakki tarzının yanlışlığı kadar eski telakki tarzının yetersizliğini görmektir. Modernleşmeye dair yapılagelen tenkitlerin bir basamak daha yükseldiği bir derekede modernist-selefî İslâm anlayışının neleri paranteze aldığı, sekülerleşme adına alınan mesafeye ne kadar katkı yaptığı hususunun tamik ve tamim edilmeye başlandığı ortada ise de bunun geriye doğru alınan mesafede flulaştıkça otantikleşen bir telakkiye dönüş¬memesi gerekir. Çağdaş İslâm düşüncesinin kendini idraki etrafında yaptığı tahribatı görmekle geçmişi benliğe (enaniyete) dönüştürmek arasındaki ayrım sonrası için atılmış adım yerine geçer. Her tekrar, sadece ezbere yarar. Bu sebeple çağdaş İslâm düşüncesinin klasik telakkideki dingin insan tipine dair yapılan tahlil ve tenkitlerini önemsemek, tasavvur ettiği yeni insan tipi arayışlarındaki devinimi görmek gerekir. Medh-ü zemm, terğib ve terhib kurucu değil koruyucu bir vasfa sahiptir.

Modernleşme diyor Berger, "paket" hâlinde gelir ve pakette hem davranış hem de bilinç kalıpları bulunur. Ortada bir paket vardır ve bu paket de açılmış durumdadır. Bir asırdan fazla bir zaman diliminde olup bitenleri dışarıda tutarak tıpkı çağdaş İslâm düşüncesinin geçmişi gözardı etmesi gibi bir neticeye salık vermemelidir. Modernleşmeyi karşılama, yeni bir düşünce inşaya çalışanların geçmişle bağları sıkı şekilde olan yeni kurucu bir irade arayışına giriştikleri görülür. İslâm dünyasında ve Türk düşüncesinde temsil edilen bu tecrübelerin iki hat üzerinde ilerledikleri görülür. Birincisi akide ve nass merkezli selefî çizgi, ikincisi ise tasavvuf ama özellikle felsefî tasavvuf. Batı felsefesinin argümanlarını daha sık kullanan ikinci hat da modernleşmeyle beraber oluşan evhamla hareket eden birinci hat da klasik İslâm düşüncesinin ana gövdesini oluşturan ilmî geleneğin -en azından popüler düzeyde- mesafeli durduğu iki kaynağa işaret ediyor. His ve ideal olarak insana daha yakın duran bu iki hat aynı zamanda hem birbirleriyle mücadele ediyor hem de ana gövdeyi teşkil eden yapıyı kıyasıya eleştiriyorlar. Tarafları bertaraf etmeden bu iki hat dışında olup bitenlerin cereyan şekli bize, daha sarih ve daha sahih imkânların kapısını aralayacaktır. Mevcut gerilimi Tanpınar'ın dediği gibi "her yeni hikâye bir öncekinin tenkididir" düzleminde okumak, bize yeni ufuklar açacaktır.
Son dönem Osmanlı düşüncesinde irade meselesinin ele alınış biçimini konu ettiğimiz bu çalışma; Tanzimat'la girilen bu yolda yeni bir insan ve yeni bir ahlâk arayışı etrafında ortaya çıkan fikir ürünlerinden hareketle Osmanlı dünyasındaki arayışları II. Meşrutiyet merkez olmak üzere ele almayı hedeflemektedir. İrade meselesi ve etrafındaki kavramların modernleşme boyunca seyrini takip etmeyi ve Osmanlı ulemâ ve mütefekkirlerinin bu arayışlar esnasında İslâm'a ve Allah-insan ilişkilerine bakışlarında ifadesini bulan itikad, siyaset, tarih ve daha ötesinde "Müslüman" telakkisini tarif etme çabalarını tahlil etmeyi hedeflemektedir.

Girişte irade meselesinin Osmanlı ulemâ ve mütefekkirleri tarafından niçin ele alındığına cevap aranmaktadır. Bu zümreleri, böyle bir meseleyi ele almaya zorlayan tarihî ve siyasî sebepleri, dahilî ve haricî amilleri inceleyerek tartışmaların taraflarının bilgi, ilgi ve seviyeleri ile hedefleri araştırılmaktadır. İslâm tarih tecrübesinin idrak ve ifade tarzlarının belirleyicisi olan mezheplerin ve bu mezhepler etrafında aidiyet duygusunun mevcut durumu izah ve izale adına giriştikleri çabaya yoğunlaşarak Sünnî bir dünya görüşünün etrafında şekillenen modernleşmeyi anlama ve karşılama çabalarını mezhepler üzerinden incelemek ve gelecek tasavvurlarında dinin belirleyiciliğini tespit etmek elzemdir. Klasik muhtevanın çizdiği çerçevenin ve klasik bakış açısının tanımlamalarına hangi durumlarda itibar edildiği incelenirken aynı zamanda muhatabın değişmesiyle Ehl-i Sünnet dairesinin genişleme veya ihlali manasında anlaşılabilecek bir sürü tartışma bizi karşılayacaktır. Eş'arîlik-Mâtürîdîlik tartışmaları, Mu'tezile'nin bir imkân olarak yoklanması ve Selefîliğin makes bulması etrafında dikkate alınacak bu çaba bizi değişenden değişmeyene götürecektir. İrade-i cüz'iyye kavramının anlamı, kullanımı, kaza ve kader inancının müdafaası, hüsün-kubuh meselesinin batıdan alman şeyleri meşrulaştırma aracı olarak kullanılıp kullanılmayacağı tartışmaları, sebep-netice ilişkisinin Allah-insan ilişkisine tesirleri ve hayatın işleyişi ile ilgili Müslüman zihnindeki değişim ve dönüşüm ele alınmıştır. Modernleşmenin etkisiyle itikad-ahlâk ilişkilerinde meydana gelen değişim ve dönüşümü ele almanın hedeflendiği son bölümde, devletin ve milletin mukadderatına sahip çıkması beklenen ferdin mesuliyeti ile bu mesuliyeti paylaşması istenen toplumun irade, kaza ve kader meseleleriyle irtibatı irdelenmiş ve ulemâ ve mütefekkirlerin Batı'yla girişilen mücadelede içtimâî-ahlâkî kavramlar üzerinden devletin, mille¬tin ve ümmetin mukadderatına sahip çıkmaya çağrılan "Müslüman ferd"in itikad ve ahlâkında arzuladıkları değişim esas alınmıştır.

Osmanlı tecrübesinin, oryantalist bir çabayla çağdaş İslâm düşüncesi çalışmalarında gözardı edildiğini görmekteyiz. Hilafet merkezi olan, asırlarca İslâm dünyasının önderliğini yapan ve aynı zamanda İslâm dünyasının bin yıla yakın sahip olduğu birikimin tebellür ettiği bir coğrafyada bulunan Osmanlı'nın bu tecrübesinin dikkatten uzak tutulması tesadüfî değildir. İttihâd-ı İslâm tartışmalarının ayyuka çıktığı bir dönemde bu gözardı ediş İslâm dünyasını mühim bir tecrübeden mahrum bıraktığı gibi aynı zamanda bir istikamet arayışından da etmiştir. Osmanlı modernleşmesinin aynı zamanda bir devletin varlığı ve devamı fikri etrafında yaşanması, meselelerin ele alınmasını ve tekliflerin mahiyetini ciddi şekilde etkilemiştir. Devleti ve milleti muhafaza ve müdafaa gayretleri ile daha pratik şekilde tecrübe edilen, sonuçlarıyla daha çabuk karşılaşılan ve her şeyden öte esaret ve zillet altında yaşanmayan bu tecrübenin muadillerinden farklı bir cephesi vardır. I. Dünya Savaşı, birbirinden kopan İslâm dünyasını devlet etrafında gelişen ve Avrupa ile iki ayrı taraf olarak gerçekleşen bu tecrübeden mahrum etmiştir. Bu kopuş, Osmanlı dışındaki coğrafyalarda gelişen bir dilin bütün dinî modernleşme çabalarına hâkim olmasıyla neticelenmiştir. Aynı şekilde dille de irtibatlı olarak meydana gelen bu kopuş, geç tarihlere kadar Türk tecrübesini İslâm dünyanın diğer bölgelerindeki tecrübelerden uzak bırakarak onun ufuk ve imkânlarını sınırlandırmıştır.

Dinin öngördüğü insan tipini şekillendiren inanç dünyasıyla modernleşme¬nin başat kavramlarının münasebetlerini anlamak hem modernleşmeyi hem de dinî olanın değişme, dönüştürme ve direnme gücünü anlamamıza yardımcı olacaktır. Farklı bir insan tipi arayışının ferdî ve içtimâî tezahürleri olan terakki, tekâmül, i'dâd-ı kuvvet, sa'y u gayret, sa'y u amel gibi kavramlarla Müslüman kaza ve kader inancının irtibat noktalarını tespit etme ve şahsiyeti yeni tebellür eden bu yeni insan tipinin karakterini tespit, bugün karşı karşıya olduğumuz birçok sorunun cevabını da içinde barındırmaktadır. Osmanlı ulemâ ve mütefekkirlerinin tarihin akışı ve devletin geleceği ile ilgili kaygı ve beklentileriyle şekillenen bu irtibatlar ağı; irade meselesinin tarihî olarak yeni bir tezahürüne şahitlik yapma imkânımızın olup olmadığı sorusuna cevap olacaktır.
.....

RIDVAN ÖZDİNÇ Üsküdar, 2012
Rıdvan Özdinç
Sayfa 5 - Dergah Yayınları, 1. Baskı: Ocak 2013
Yazara henüz inceleme eklenmedi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Rıdvan Özdinç
Unvan:
Yazar

Yazar istatistikleri

  • 3 okur okuyacak.