ÖNSÖZ
Tarihin kırılma noktası kabul edebileceğimiz bir döneminde, insanın değişim ve dönüşümünü ele almak aynı zamanda tarihin seyrini incelemek demektir. Bugün İslâm dünyası ve Osmanlı üzerinde tefekkür edenlerin modernleşme boyunca kabul edilen rükünler etrafında yaptıkları tahlil ve tenkitler, şüphesiz geriye doğru İslâm dünyasının geçirmiş olduğu tecrübeyi esas almaktadır. Acil ve pratik olarak vasıflandırılan bu çözüm ve usûlün aynı zamanda fayda fikri etrafında neşvünema bulması hem bu devrin klişelerini belirlemiş hem de geçmişin okunma ve kurgulanma biçimini tayin etmiştir.
Şüphesiz bugün de yapılacak şeyler benzer şeylerdir. İslâm tarih ve tecrübesinin, ıstılâhî dünyanın yok sayılmasının veya en azından paranteze alınmasının yaşanan yeni tecrübeyle imkânsız olduğu ortadadır. Fakat bu yeni olan şeylerin tamamen reddi manasında anlaşılmamalıdır. Zira tarihî tecrübenin, klasik muhtevanın yeni karşılaşılan durumu çözmeye, karşılamaya veya reddetmeye kifayet etmediği de ortadadır. Bu durumda, yapılması gereken yeni telakki tarzının yanlışlığı kadar eski telakki tarzının yetersizliğini görmektir. Modernleşmeye dair yapılagelen tenkitlerin bir basamak daha yükseldiği bir derekede modernist-selefî İslâm anlayışının neleri paranteze aldığı, sekülerleşme adına alınan mesafeye ne kadar katkı yaptığı hususunun tamik ve tamim edilmeye başlandığı ortada ise de bunun geriye doğru alınan mesafede flulaştıkça otantikleşen bir telakkiye dönüş¬memesi gerekir. Çağdaş İslâm düşüncesinin kendini idraki etrafında yaptığı tahribatı görmekle geçmişi benliğe (enaniyete) dönüştürmek arasındaki ayrım sonrası için atılmış adım yerine geçer. Her tekrar, sadece ezbere yarar. Bu sebeple çağdaş İslâm düşüncesinin klasik telakkideki dingin insan tipine dair yapılan tahlil ve tenkitlerini