Alternatif tarih anlatıcılığı adına güzel bir eser okudum. Robert B. Marks, modern dünya tarihinin Avrupamerkezci anlatım tarzından vazgeçerek tüm olgulara; coğrafi şartlara, ekolojik dengelere, demografik yapılara diğerlerinin gözünden bakarak objektif bir hikaye anlatıyor. Modern dünyanın oluşumunu anlamak için esas olarak ortaya çıkan şey, dünyanın değişik bölgelerinde neler olduğunu ve o bölgelerin başına neler geldiğini anlamak için elzem olan küresel ve ekolojik bir bakış açısıdır.
Geçmişte okuduğum birçok dünya ve avrupa tarihi kitabına alıntı yapması ve beni başka kaynaklara da yönlendirmesi açısında çok verimli bir okuma oldu. Özellikle 1400'lü yıllardan itibaren modern dünyanın oluşumundaki önemli kilometre taşlarına çok güzel değinilmiş.
Özellikle son yıllara kadar Avrupalı teorisyenler Batı'yı dinamik, ileriye bakan, demokratik ve özgür; Asya'yı ise durgun, geri kalmış ve despotik olarak değerlendiriyordu. Bugünkü farkı yaratan etkenler bu şekilde açıklanıyordu. Max Weber'e göre Asya'nın kapitalist gelişimine ket vuran kültürel engelleri ve dini dogmaları ortadan kaldırması gerekiyordu.
1400'lü yıllarda hayvanların en yoğun olduğu iki bölge Afrika ve Amerika kıtasıydı. Keza bitkisel çeşitliliğin de en fazla olduğu iki kıtaydı. Nüfus yoğunluğu olarak Asya her zamanki gibi başı çekiyordu. Dünya imalatının %70'i 1800'lü yıllara kadar Hindistan ve Çin'de yapılıyordu. Gümüş talebinin ve ticaretin ağırlığı yine bu bölgelerdi. Peki ne oldu da dünya tarihinin seyri Batı'nın lehine değişti?
1400'lü yılların başında dünyanın göre bileceği en büyük gemi filosuna Çin sahipti. Yaklaşık 1600 gemilik bir filoyla Hint okyanusunda ticarete egemendiler. Fakat hükümdarın ölmesinden sonra ülkeyi yönetenler Moğol tehdidi ve iç dengelerle ilgilenmek isteyince 1500 yılına