Bundan 87 yıl önce bugünlerde, TBMM’de kabul edilen bir kanunla ‘hain’ ilan edilen bazı kişiler yurtdışına sürülüyordu. Bundan 73 yıl önce yine bu günlerde ise TBMM’de bu kişileri affeden kanun kabul edilmişti. Neredeyse herkesin birbirini ‘Ergenekoncu’, ‘darbeci’, ‘Kürtçü’, ‘bölücü’, ‘terörist’, ‘şeriatçı’, ‘Fethullahçı’, ‘Batı şakşakçısı’, ‘yandaş’, ‘liboş’... diye suçladığı bugünlerde, tarihe 150’likler olarak geçen bu insanların ‘hain’ ilan edilişlerinin ve affedilişlerinin hikâyesi ilginç olabilir diye düşündüm.
Cumhuriyet’in hain ihtiyacı
Daha önce ayrıntılı biçimde anlatmıştım ama kısaca özetlemek gerekirse, 11 Eylül 1920’den Mayıs 1923’e kadar görev yapan 14 İstiklal Mahkemesi’nde ‘casusluk’, ‘bozgunculuk’, ‘asker kaçağı olmak’, ‘eşkıyalık yapmak’, ‘saltanat yanlısı olmak’ ve ‘isyancılık yapmak’ suçundan toplam 59.164 kişi yargılanmış, bunların 41.678’ine çeşitli cezalar verilmiş, 1054 idam cezası infaz edilmişti.
Rejimin ‘hain’ ihtiyacı henüz doymamıştı ancak 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Barış Antlaşması, birçok alt anlaşma ve sözleşmenin yanısıra, 1 Ağustos 1914 ile 20 Kasım 1922 arasında işlenen savaş ve ‘Ermeni Tehciri’ suçlarına karışanlara genel af, yasa ve protokoller de içeriyordu. Bu maddeleri, İttihatçı gelenekten gelen mesai arkadaşlarını cezadan korumak isteyen Mustafa Kemal eklettirmişti ancak, dava arkadaşlarını koruyayım derken, ‘davaya katılmamış/ karşı çıkmış/ ihanet etmiş’ kişilerin cezalandırılması konusunda rejimin elini de bağlamıştı.
Bu paradoksu çözmek Lozan Delegasyonu üyesi Dr. Rıza Nur’a nasip oldu. Büyük tartışmalardan sonra, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ne, Milli Mücadele sırasında İtilaf Devletleri’yle ya da İstanbul hükümetleriyle işbirliği yapmış 150 kişiyi af kapsamı dışında tutma hakkı tanındı. Ancak Türkiye bu kişileri