Şefika Kamçez

Şefika Kamçez

Çevirmen
7.8/10
190 Kişi
·
535
Okunma
·
1
Beğeni
·
108
Gösterim
Adı:
Şefika Kamçez
Unvan:
Çevirmen ve editör
Doğum:
İzmit, Türkiye
İzmit doğumlu. Erenköy Kız Lisesi'nden sonra Boğaziçi Üniversitesi'nde okudu. İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Dünya ve Akşam gazetelerinde çalıştı. Başta Anna Kavan, William Gaddis, William Gass gibi kült yazarların romanları olmak üzere 50'den fazla çevirisi basıldı.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
208 syf.
·Beğendi·7/10 puan
Küçük bir çocuğun gözünden bir cinayet davasının seyrinin anlatıldığı kitap, yazarın diğer eserlerine göre sönük kalsa da, mahkeme diyalogları ve bitmeyen temposuyla güzeldi...
296 syf.
·15 günde·10/10 puan
Sahilde bir sürü insan vardı sana mesaj attığımda. Bu insanların bir çoğunun maskeyle dolaştığını, gezdiğini ya da oturduğunu gördüm. Biz de öyleydik: Ben, Murat, oğlu Özgür’le yanımızda yürüyen Evren…

Az önce çıktığımız Palmiye Lounge’da Murat’la konuştuğumuz şey, eğer yaşayacaksak ve yaşlanacaksak- daha doğrusu daha da yaşlanma imkanımız olacaksa- ne yapacağımızdı? Ömür geçmişti, geçiyordu ve bir önlem alınmamıştı, almamıştık, ne olacaktı o halde, nereye varacaktık bu halimizle bizler? Murat’a kalsa çeşit çeşit kadınlar: güzel kadınlar ve ânı yaşama fırsatlarının değerlendirildiği üst üste gelen şans dolu son vakitler bunlar. Bu ne demek? Bu şu demek: vücudun sana artık buraya kadar, artık yeter diyor. Çayımızı içerken, hem de güneş batıyordu güzelce ve Evren henüz gelmemişti. Biz açtık, yemek yemiştik murat’la ve dediğim gibi ister istemez konu oraya geliyordu: bu çürüyen, tekleyen, zorlamaya başlayan vücut bize ne söylüyor?

Evren’e bakınca..onun güzel yüzüne, oğlunun yüzüne bakınca gördüğüm şeyler: umut, dayanabilme gücü, iyiliğin ve düşünceliliğin sarmaş dolaş olduğu bir karakter ve bende ona uzanıp ” evrenim, ben öldüğümde neyim varsa hep senin” deme arzusu. Bu sene edremit’e tayin istedi ama olmadı. Dağılmış bir ailede yaşayıp da kurabildiği ailesinde dimdik ve pürüzsüz bir hayat çıkarabilecek kadar adam olabilmek-ama bunu derken ben, asla senin yaşadığın dünyadaki çok zor, çok sert şartlardan söz etmiyorum; bizlerden söz ediyorum, daha basit hayatlar yaşamış ve daha basit kaderlerle ömür geçirmiş ve geçirmekte olan bizlerden- işte böyle bir adam olabilmek evren’in başarısı, onun yapabildiği bir şey bu. Oysa her şey ne kadar da kolay olabilirdi onun için.

Ah Yunus…

Belki de çok büyük yanılgılarla yaşıyoruz. Şaşırıyorum ama, bu kitaplar o hayallerin, yanılgıların ana sebepleri olabilir mi? Bir ömrü birilerinin yazdığı hayallerle ve olaylarla dolu sayfalarda geçirebilmiş ve artık bozulmaya başlamış ben, ben işte, burada, 50 yaşa tek bir sene kala, ve yüksek tansiyon hastası, sekiz saat serumla hastanede tek başına yatabilen ve kör topal arzularından kendine heba edilmiş bir ömür çıkarabilen ben, şimdi kalkmış edebiyat yoksa hayal miydi diyorum. Bunu hem de daha az önce ibrahim’in meb yarışmasına katılacak o güzel, dokunaklı öyküsünü bir kez daha okumuşken söylüyorum . Edebiyat iyileştirir, edebiyat insana iyi gelir, yarasını kaşır ama savar da diyebilirken ve böyle demeye alışmışken, birden aslında edebiyatın bir hastalık biçimi olduğunu anlamak gibi, yaranı ya da hastalığını yücelterek dünyayı ve yaşamayı başkalarının kalemi ve hayal gücüyle kafanı allak bullak etme pahasına zihnine yerleştirdiğini anlamak…

ama o zaman geriye murat’ın hastalığı, ezilmiş damarlar, dökülmüş saçlar, tansiyon, kalp kalmıyor mu? emekli olmak için gün saymak, yaşlılık provası arzular kalmıyor mu? Yoksa, yoksa murat, senin ve benim başıma gelecek olan şey, hani haberlerde defalarca izlediğimiz o korkunç şey mi: bakım evlerinde sopalarla dövülen kimsesiz yaşlılar gibi bir yerlerde çürümek mi?

peki ya kimsesiz yavru kediler? az önce duvar dibinde bulduğum annesiz ve gözleri iltihap dolu, ölümden başka şansı kalmamış o yavru kedi.? Yarın boğazı kesilecek olan bütün o kuzular? Başkasının başına gelmeye devam eden ve sanki bizi sadece ileri bir tarihte ilk ve son kez karşılaşmak üzere ıskalayan bütün o ölüm ihtimalleri…İşte bu his, bu his yüzünden Kıyamet Polisi’ni bir kez daha okudum. Bir kez daha. Çünkü bu üçlemede anlatılan ruh dünyası, haller; bu üçlemede anlatılan o his benim yaşadığım hissin ta kendisi. Dünyaya kilometreler çapında bir göktaşının çarpmasına altı ay, iki ay ve sadece altı gün kala yaşananları anlatan kitap, içinde adım geçmemesine rağmen beni de anlatıyor, bütün o insanların arasında kesinlikle ben de varım: Çünkü Henry Palace ve diğerleri gibi ben de o göktaşını biliyorum ve bekliyorum. Ama o göktaşının bütün dünyayı değil de, şu yaşıma gelene dek sevdiğim nice ama nice insanı, çok ama çok sayıda insanı ve çok ama çok sayıda hayvanı alıp götürmesi gibi, şahsa özel bir göktaşı bu, yani gelip sadece sana çarpan ve seni alıp götüren, seni öldüren bir göktaşı. Sen ölüp gidiyorsun ama dünya kalıyor. Ve aynen Henry gibi ben de kaybolan şeyin, şeylerin arasında değişmeden kalabilen veya öyle olmasını umduğum nice şeyin arasında hayatta kalmaya çalışıyorum. Ancak…her şey boşuna. Bütün bu çabalar. Bütün bu gayretler. Bunların hepsi sadece o âna kadar. Ve Henry kitabın sonunda nasıl o aileyle oturup o yemeği yerken gökler kızıla boyandıysa ve bütün o renk cümbüşü içerisinde bir kıyamet gürültüsü ve haykırışı değil de sessiz, sükûnet dolu bir teslimiyet yer aldıysa kendi göktaşımızla tanışacağımız o âna dek bizim de yaşamaktan ve ummaktan, hayal edip çabalamaktan başka bir seçeneğimiz yok. Bunu iptal edebilecek bütün akıl yürütmelerin bize sadece kötülük edeceğini düşünmeden edemiyorum. Yaşamalıyız çünkü, ve umut edebilmeliyiz. O göktaşından kaçamayız. Mümkünü yok bunun. Bunu, yaşayacağız. Bu başımıza gelecek Yunus. Deniz kıyısında senelerce bekleyen o kimsesiz adam ve senelerce göklerde kanat çırpan Kalessin..onlar bile öldüler. Bizler, neden ölmeyelim?

Sana şunu diyorum Yunus: başkasının kalemi ya da hayâli farketmez. Edebiyata sığınmak zorundayız. Sen de ben de haykırışlarla ve ağlayışlarla değil, acı ve korkudan darmadağın olmuş bir hâlde değil; üzerimize gelen o korkunç büyüklükteki göktaşına aynen Henry ve o masada onunla beraber oturan ama her şeyden habersiz o masum aile gibi bakabilmeliyiz: gökler kızıla boyandığında onun bir güzel resmin ve tablonun göz alıcı rengi olduğunu sanabilmeli, son anların acı seslerini Gusev’in denizin derinlerine batan o masum bedeninin sudaki yankısı, neredeyse bir müzik gibi duyabilmeliyiz.

Peki bizler o an geldiğinde iyi ki edebiyat vardı diyebilecek miyiz? Kimbilir… Ama bence tek çare; o âna dek, okumaya, hayâl kurmaya ve kırık dökük ya da dimdik, ister güçle ister zayıf, güçsüzce, edebiyata ve edebiyatla inanmaya devam...
Ben H. Winters'ın Kıyamet Polisi şeklinde çevrilen üçlemesinin ikinci kitabı ilk kitabının kaldığı yerin bir iki ay sonrasından devam ediyor. İlk kitapta kilometrelerce çapta bir astreoidin dünyaya çarpacağı bilim adamları tarafından açıklandıktan sonra dünyanın son altı ay ömrü kaldığı ortaya çıkıyor ve medeniyet denen şeylerin çökmeye başladığını okuyorduk. İnsanlar son altı aylarını yaşamak için işlerini bırakıyor, başka yerlere göç ediyor, intihar ediyor ya da suç işliyordu. Elektrik, internet, güvenlik sistemleri vb çökmeye başlarken Palace gibilerse son altı aylarını anlamlı bir şekilde yaşamaya çalışıyordu. Bir intihar olayının cinayet olmasından şüphelenmesinden yola çıkan Palace artık polisliğin de kalmadığı, herkesin ve herşeyin öleceği bir zamanda NEDEN? sorusunun peşine düşüyordu.

İkinci kitapta dünyanın sonuna 2 ay kadar bir süre kalmış durumda. Artık her şey daha zor, dini fanatiklik, istismar, başıboşluk artmış, her şey birbirine girmiş. Palace bu sefer bir çocukluk arkadaşının kocasını bulmaya çalışıyor. İlk kitaptaki gibi bu kitapta da ortadan kaybolan, ölen, öldürülen ya da intihar eden karakterin kıyamet zamanında bir anlama tutunmaya çalışmasını ve her şeyin beyhudeliğini, bütün bu didinmelerin anlamsızlığını ve nihai sonu yaşamaktan başka hiç bir şeyin gerçek olmadığı ve çaresizlik duygusunu bence yazar ilk kitaptan da iyi bir biçimde veriyor. Kitaplarda yıkım sahneleri ya da terör, anarşi olaylarına odaklanmak yerine insanların ruhlarında meydana gelen hasarları, yıkılışları dozu çok iyi ayarlanmış, gerçekçi bir biçimde ortaya koyuyor yazar. Evet , dünyanın sonu geliyor ama, insanlar astreoid dünyaya daha çarpmadan dağılmış, yok olmuş bir haldeler. Ve bunu düşününce, şu an yaşadıklarımızdan farkı olmadığını görüyoruz ve o zaman bize ne oldu diye düşünmeden edemiyoruz elbette. Bu kadar şiddet, kötülük, terör, delilik ve bağnazlık arasında hepimiz kendi kıyametimize doğru savrulup gidiyoruz, orası kesin. Bu açıdan Winters, yaşamın kıymeti, zamanın kıymeti üzerine bizi bir kez daha düşünmeye çağırıyor ve bunun bir kurgu olmadığını da hatırlatıyor. O astreoid dünyaya çarptığında herkes ölmeyecek, sadece biz öleceğiz, ama herkes ölmüş gibi olacak, diyor. O halde önemli olan ne? Önemli olan , sevdiğimiz insanlar, sevdiğimiz canlılar ve geriye kalan zamanla bize bahşedilmiş hayatımız, diyor.

Bunların hiç biri yeni bir şey değil. Ama yine de, çok güzel. Bu yüzden ben de elimden bırakamadan okudum. Kitabın son beş on sayfalık kısmındaki klişeler bile rahatsız etmedi bu sebeple beni.
368 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
John Grisham'ı her okuduğumda aynı şeyi hissediyorum: var olan hukuk sistemindeki eksik kalan yerleri paraları ile ya da güçleri ile tamamlayanların hep olduğunu anlıyorsunuz.
Bir zamanlar sadece bizim ülkemizde hak hukuk denen kavramların içi boşaltılıyor diye düşünürken John Grisham okuyunca aslında her yerde düzenin aynı olduğunu görüyorsunuz.
Bu yazarın hiçbir kitabını pişmanlık duymadan okuyabilirsiniz.
Herkese iyi okumalar diliyorum...
367 syf.
·7 günde
~Çaylak ~
Hukuk fakültesi mezunu Kyle McAvoy, sosyal yardım alanında mesleğini sürdürmek isterken, birdenbire fikrini değiştirmek ve çok büyük bir avukatlık şirketine girmek zorunda kalır. Bunu aslında kendisi değil peşindeki adamlar istemiştir ve o adamların istediklerini yapmaya zorlanmıştır. Çaylak bir avukat olan Kyle'nin entrikalar arasında namuslu yaşamak ve hayatta kalma mücadelesi anlatılmaktadır kitapta. Konusu benim pek ilgimi çekmemiş olmasına rağmen sonunu merakla beklediğim bir kitap oldu. Polisiye roman sevenler için güzel bir kitap.

Kitap Şuuru
344 syf.
·6 günde·6/10 puan
Serinin 3 kitaptan oluştuğunu zanneden bana, serinin aslında 13 kitaptan oluşması şoku! Hayır, işlenen konu, 3 kitapta bitecek gibi değildi zaten oradan bir kuşkulanmıştım ama 13 kitaptan oluşması? Peki, yayınevinin tutup da, bu kadar uzun soluklu bir seriye başlayıp sonra yarım bırakması ve 3. kitaptan sonrasını çevirmemesi? Olacak iş değil! Serinin yarım kaldığını bilsem okumaya başlamazdım hiç.

Bu sinir bozucu durumun haricinde, serinin son kitabı sandığım ve aslında benim için gerçekten de son kitap olan, İlerden Üçüncü Mezar'ın yorumuna gelecek olursam: Artık bu serinin üzerine etiket gibi yapışan ve ilk iki kitapta bolca yakındığım sıkıntı, tabii ki bu kitapta da mevcuttu. Yani kitap, ka-rı-şık-tı. Bunu her kitapta söylemekten sıkıldım. Ama 2 kitap boyunca olduğu gibi bu kitapta da durmadan önceki sayfalara dönüp, unuttuğum yerleri kontrol etmek zorunda kalmaktan da sıkıldım. Yani, işlenen konular asla kötü değildi. Reyes ve Charley'in kişisel hikâyesi ilgi çekiciydi. Charley'in özel dedektiflik yaptığı davalar da ilgi çekiciydi. Ama bu iki olayın bir arada işlenmesi, kesinlikle yorucu ve kafa karıştırıcıydı. Sanki iki ayrı kaliteli kurgu, bir araya gelmiş ama aslında gelememiş gibiydi. Kitaptaki karışıklık da bu iki ayrı kurgunun, bir arada işlenmeye çalışması yüzünden ortaya çıkmıştı zaten.

Fakat kitaptaki tek sıkıntı, karışık olması değildi elbette. Yazarın, sadece kitapların finallerinde bomba patlatıp, serinin devam kitabı için beni heyecanlandırması fakat hevesle okunmaya başladığım devam kitaplarının başında ve ortasında sakinleşip, bomba patlatmak için yine finali beklemesi, artık sıkıcı olmaya başladı. Sadece kitabın sonunda bomba patlatıp heyecanlandırmak ama kitabın başlarında ve ortalarında bu kadar sakin kalmak çok anlamsızdı. Gerçi hakkını yemeyeyim, bu kitabın sonunda da bomba patlatmadı. Biraz üzücü bir olay yaşandı sadece.

Bu sefer Charley'in baktığı dava da pek ilgimi çekmedi. Reyes'in yaptıkları desem, mantıklı değildi. Madem bazı şeyleri yapmak onun için bu kadar kolaydı, niye bu zamana kadar yapmadı? Zaten asla ısınamadım ve sevemedim, Reyes'i. Charley'i alakadar eden konularda yaptığı hiçbir şeyi samimi bulmadım. Charley ile aralarındaki ilişkinin, tutkudan öte olduğuna da bir an bile inanmadım. Charley'i sevdim mesela. Tüm seri boyunca, okumaktan keyif aldığım bir karakterdi. Eğlenceliydi, akıllıydı, güçlüydü. İkinci kitapta da dediğim gibi, çok az sahnesi olmasına rağmen Garret'i bile sevdim. Ama Reyes'i? I-ıh.

Bu türdeki kitapları çok sevsem de, bu kitabın da potansiyeli olduğuna inansam da, genel anlamda baktığımda, seriyi sevip, keyif alarak okuyamadım bir türlü. Zaten devamı çevrilmemiş, o ayrı mesele. Ama devamı olsaydı bile bu yorucu yolculuğa, bir 10 kitap daha devam etmek ister miydim? Bilemiyorum.
296 syf.
·7/10 puan
Dünyanın altı aylık bir ömrü kaldığını duysanız ne yaparsınız? Eminim bir çoğumuz işi bırakır, yan gelip yatardık. Yer, içer, gezer, sevdiklerimizle daha çok vakit geçirirdik.
Kıyametin kopmasına daha doğrusu bir asteroitun dünyamıza çarpmasına altı ay kala, şüpheli bir intiharı soruşturan Dedektif Palace'nin ardına takılıyor, onunla birlikte cinayeti aydınlatmaya çalışıyor, İntihar ve kaosun bolca olduğu bir dünyaya adım atıyoruz. Polisiye'den ziyade yazar daha çok insanların davranışlarına odaklanmış. İnsanlar asteroidin arkasına saklanarak kötü davranışlarını bahane ediyorlar, uyuşturucu kullanıyor, yalan söylüyor, bencilce davranışlar sergileyerek gerçek karakterlerini, düşüncelerini ortaya döküyor sonra da kıyametin yaklaştığını öne sürürek savunmaya geçiyorlar.
Kitaptaki bazı kısımlar detaylı yazılmış, konu uzamış. Heyecan yok ama merak var. Durgun ilerliyor ama yine de kendini okutuyor.
296 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Kitap oldukça sürükleyici, elimden bırakamadım. Yazarın sade ama etkili olan üslubunu da çok beğendim. Serinin devamını da okuyacağım. Tavsiye ederim.
408 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Dikkat spoiler içerir.
Yüksek Mahkeme yargıçlarından Jensen ve Rosenberg aynı gece öldürülür. Bu konuyu araştıran profesör Callahan'ın sevgilisi hukuk öğrencisi Darby Shaw Pelikan Raporu adında bir rapor hazırlar ve Callahan bunu FBI'a iletir. İşin içinde petrol ile uğraşan Mattiece adında bir adam vardır ve Başkan'a seçim kampanyasında yardım ettiği için FBI direktörü Voynes'den bu soruşturmayı savsaklaması istenir. Fletcher Coel'in isteği üzerine bu iş yapılır ancak Callahan arabasına konan bomba ile öldürülür. Hedef Darby'dir ve kaçmaya başlar. Bu arada yargıçları öldüren Kamil adlı kiralık katil Darby'ye ulaşır ve o da öldürülür. Washington Post yazarı Gray Grantham da isimsiz telefonlarla bu işe dahil olur ve yolu Darby ile kesişir. Artık ikisi de hedeftir ve ölümler raporun gerçek olduğunu ispatlamaktadır. Öldürülen avukat Curtis Morgan'ın itiraflarını ellerine geçirirler ve manşete haberi sokmaya hazırlanırlar. Bu il nasıl sonlanacaktır? Başkan yerinde kalabilecek midir? Coel ve Voynes işlerine devam edebilecek midir? Gray ile Darby'nin arasındaki yakınlaşma devam edecek midir? Soluksuz okunan bir roman. Mutlaka okunması gereken kitaplardan biri.
256 syf.
·4 günde·9/10 puan
İçindeki tüm hikayelerde yine Grisham'ın kendi hukuk bilgisini konuşturduğu; alkolün, kumarın ve paraya olan aşkın nasıl da çok tehlileki bir hastalık olduğunu bize usta dili ile anlattığı çok güzel bir hikaye kitabı. Bazı hikayelerin sonu ani bir şekilde bitmiş mutlu veya mutsuz son yok diyebiliriz ama yine de hepsi birbirinden güzel insanı derinden etkileyen (özellikle Raymond'ı Getirmek) ve okunurken zevk alınacak bir kitap.

Yazarın biyografisi

Adı:
Şefika Kamçez
Unvan:
Çevirmen ve editör
Doğum:
İzmit, Türkiye
İzmit doğumlu. Erenköy Kız Lisesi'nden sonra Boğaziçi Üniversitesi'nde okudu. İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Dünya ve Akşam gazetelerinde çalıştı. Başta Anna Kavan, William Gaddis, William Gass gibi kült yazarların romanları olmak üzere 50'den fazla çevirisi basıldı.

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 535 okur okudu.
  • 10 okur okuyor.
  • 351 okur okuyacak.
  • 7 okur yarım bıraktı.