«Tek eksiğiniz, o içinizde bir türlü doyuramadığınız duygusal açlığınızdır. Sevilmek ve değerli hissedilmek istiyorsunuzdur. Bir de onaylanmak. Güzel olduğunuzu, başarılı olduğunuzu, güçlü olduğunuzu duymak istiyorsunuzdur. Narsist bunu, sizinle kurduğu bir iki cümleden sonra anlar. Konuşturmak için önünüzü açar. Geçmiş deneyimlerinden söz ederken, nasıl aldatıldığından söz eder. Eski sevgilisi ya da karısı kendisini hiç anlamamıştır. Üstelik geri zekâlıdırlar. Hiçbir şekilde mutlu olamamışlardır. Çalışan, kazanan, çocuklarla ilgilenen hep kendisi olmuştur. Ya da sevilmeyen, aldatılan. Siz duydukça, içten içe bir empati kurmaya başlarsınız. Onun ne kadar mağdur ve masum olduğu size olan bakışlarından belli değil midir? Ortak pek çok noktalarınız çıkar birden. Ne çok ortak yönünüz vardır. Hayaller üretmeye başlar size. Ayaklarınızı yerden kesen hayaller. Tam da sizin hep hayal ettiğiniz gibi. Kır evi, bahçesinde birlikte, baş başa olacağınız anlar ya da seyahatler, karavan, baş başa tatiller vs… Tam aç olduğunuz bir anda muhteşem bir sofraya davet edilmiş gibi hissedersiniz kendinizi.»