Bilinen şey öyle açıklık kazanır ki onunla birlikte hiçbir şüphe kalmaz; yanılma imkânı ona yaklaşamaz. Kalbin bu yanılmayı farz etmesi de imkânsız olur. Hatta yanılmaya karşı güven içinde olmak, şüphesiz bilgiye o derece yakın olmayı gerektirir ki mesela, taşı altın ve asayı yılan yapabilen biri onun bâtıl olduğunu iddia etse bile bu durum, o bilgi hakkında bir şüphe ve inkâr meydana getirmez. Mesela ben, on'un, üçten çok olduğunu bildiğim zaman biri çıkıp bana, 'Hayır, aksine, üç daha çoktur. dese ve sözünün doğruluğuna delil olarak da 'Bu bastonu yılan yapacağım. dese ve dediğini yapsa ve ben de bunu gözümle görsem yine de o iş sebebiyle bilgimin doğruluğundan şüphe etmem. Sadece o adam bu işi nasıl yapabildi diye hayret ederim. Bildiğimde şüpheye düşmek ise asla!..