Tahsin Paşa

Tahsin Paşa

Yazar
8.7/10
22 Kişi
·
45
Okunma
·
5
Beğeni
·
916
Gösterim
Adı:
Tahsin Paşa
Tam adı:
Hasan Tahsin Paşa
Unvan:
Osmanlı Bürokratı, Yazar
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1859
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 1930
Hasan Tahsin Paşa (d. 1859, İstanbul - ö. 1930, İstanbul) Osmanlı bürokratı. II. Abdülhamid devrinde 1894-1908 yılları arasında Mâbeyn-i Hümâyun Başkâtibi olarak görev yaptı.

Babası Mesud Efendi'dir. Rüştiye'deki tahsilini tamamladıktan sonra 11 Haziran 1870 tarihinde 13 yaşında Sadaret Mektubî Kalemi'ne girdi. Daha sonra Dahiliye Nezareti Mektubî Kalemi'nde görev aldı ve aynı kalemde başkâtip olarak görev yaptı. 7 Temmuz 1888 tarihinde terfi ederek Bahriye Nezareti Mektupçuluğu görevine atandı. Yeteneği liyakati ve dürüstlüğü sebebiyle Sultan II. Abdülhamid tarafından 26 Kasım 1894 tarihinde Süreyya Paşa'nın vefatıyla boşalan Mâbeyn Başkâtipliği'ne tayin edildi. Bu görevini 4 Ağustos 1908 tarihine kadar sürdürdü. II. Meşrutiyet'in ilanından sonra İttihatçılar tarafından Serasker Mehmed Rıza Paşa, Râtıb Paşa, Zeki Paşa ve Şehremini Reşid Paşa ile birlikte Sakız Adası'na sürgün edildi.

Bir süre sonra affedildi ve sürgünden döndü. Bir süre devlet görevi verilmedi. Cumhuriyet'in ilanından sonra Tekel Tütün Deposu'nda baş kâtiplik yaptı. 1930 yılında İstanbul'da vefat etti.

Bilinenin aksine Arap değildi. Dil olarak Sadece Türkçe bilmekteydi.
Binaenaleyh Sultan Abdülhamid'in tarihini yazanlar onun fıtrat ve kabiliyetini muhakeme ederlerken onu çileden çıkaranların mesuliyetini de unutmamalıdırlar.
Meb'usan meclisleri faydalı bir şeydir. Fakat parti mücadeleleri iyi bir şey değildir. Bir meseleyi akıl, mantık, edep ve terbiye, ilim ve fen noktasından müzakere ve müşavere etmek başka şahsi husumet ve emellerle partizanlık etmek başkadır. Birincisi faydalı ikincisi fena ve zararlıdır.
Cumhuriyet Hükümetinin çok meşkur bir gayretle meydandan kaldırdığı bu Düyun-u Umumiye,o devirde devletlerin fiili müdahalelerine kısmen mâni olduğu için memlekete ifâ olunmuş bir hizmet demektir. İtiraf etmeli ki, bunun husulunde Sultan Hamid'in azim ve iradesi sebeb-i yegâne olmuştur.
"İnsanda yanılma olmaz, hata ya kasten olur yahut dikkatsizlik neticesinde ortaya çıkar. Kasten yapılan yanlışlar ceza gerektiren kabahatlerdir. Dikkatsizlik neticesinde ortaya çıkan yanlışların kabahati o dikkatsizliği yapana geri döner. Dikkatsizlik mazaret sayılabilir mi?"
Sultan Abdülhamid Han
Sultan Hamid'in haricî siyasette tuttuğu yol şu idi: Rusya'yı idare etmek, İngiltere'yle asla mesele çıkarmamak Almanya'ya dayanmak, Avusturya'nın gözü Makedonya'da olduğunu unutmamak, diğer devletlerle mümkün mertebe hoş geçinmek, Balkanlar'ı birbirine karıştırıp Sırplar ve Yunanlar arasında nifak ve ihtilaf yaratmak.
"Sultan Hamidin kanaatine göre para her vicdanı satın alabilir, hiç değilse bazı vicdanları yumuşatır ve herhalde insanlar menfaat sayesinde kazanılabilir."
Sultan Hamid geceleri erken yatar, sabahları erken kalkar, sabah banyosunu hiç ihmal etmezdi. Her sabah namaz kılar, dua okur, hafif ve az yemek yerdi. Pek çok sigara ve kahve içerdi
Sultan Hamid’in kanaatine göre para her vicdanı satın alabilir, hiç değilse bazı vicdanları yumuşatırve herhâlde insanlar menfaat sayesinde kazanılabilir.
Sultan Hamid, boş zamanlarında ya dairenin önündeki bahçede bir gezinti yapar, yahut hususî marangozhânesine giderek marangozlukla uğraşırdı. Marangozluğa ve çini ürünlere fazla merakı olduğundan Saray dâhilinde bir marangoz, bir de çini fabrikası vücuda getirmişti. Avrupa hükümdarlarına bu fabrikaların ürünlerinden hediyeler gönderirdi.
Sultan Abdülhamid dönemi devlet ricalinden başkatiplik görevini ifa eden Tahsin Paşa, bu hatıratında üzerinde hala tartışılan Abdulhamid dönemine objektif olarak ışık tutar. Kendisi ömr-ü hayatının büyük bir kısmını Sultanın yanında geçirdiğinden onun hem şahsiyeti hem siyasi dehası ve özel hayatına dair yaşantılarını baya ağır diyebileceğimiz bir dille kaleme almış. Belki de o devre ışık tutan en önemli eserdir. Çünkü o dönemi hatırlatan eserler ne yazık ki azdır. Kitap konu konu ayrılmış o zamanki dönemde Milliyet gazetesine (isimde hata olabilir) yapmış olduğu tefrika hâlindeki yazılarının birleşmiş halidir. Bazı yerler özellikle ağır dilinden dolayı sıkıcı hatta anlaşılmaz olup içindeki bilgiler fazlasıyla kıymete şayan, tarihimize ışık tutan bilgilerdir. Kitabın arkasında lügatçe adı altında bir de eski osmanlıdan günümüz Türkçe manasını yazan sözlük de mevcuttur. Okunması zor kitap da olsa Sultan Abdülhamid dönemini doğrusuyla öğrenebilmek için okunacak baş ucu eserdir. Keyifli okumalar.
Öncelikle kitabı okuyacaklar ya da okumakta olanlar için tavsiyede bulunmak istiyorum. Sakın ama sakın diziyle kıyaslama yapmayın. Bu kitabı tek kaynak görmeyin. Tarihi bir belge olarak göstermeyin. Sadece farklı açılardan yeni şeyler öğrenmek adına okuyun.

Tahsin paşa kitabın çoğu yerinde Abdülhamid'in çok vehimli olduğundan bahsediyor. Hatta paranoyak derecesine varmış neredeyse. Öyle ki herkesten ve her şeyden şüphe duyarcasına yaşadığından bahsediyor. Hatta bu kuruntusunu bilenler bunu kullanarak padişahın gözüne giriyor ve ödül kazanıyor. Fakat olaya şöyle bakacak olursak Abdülhamid kuşkularında yanılmamak için her şeyi değerlendirmek bilmek istiyor. Çünkü kendinden önce tahtta olanların başına gelenler onu çok korkutmuş ve derinden sarsmıştır. Nitekim Tahsin Paşa anılarını anlatmaya devam ederken o bombalı saldırıyı da anlatmaktadır. Şöyle ki "Hünkâr infilakın müthiş sarsıntısından ve havada uçuşan bazı parçalardan pek mühim ve tehlikeli bir hadisenin gerçekleştiğini anlamıştı. Fakat hiç korku ve telâş eseri göstermedi, yalnız benden; ''Ne var?'' diye sordu. Arabasına atladı, dizginleri aldı o sırada cami-i şerifin avlu kapısında bulunan Arap Zuhaf Alayı erlerinden biri havaya bir el silah boşalttı. Buna çok canı sıkıldı, hadisenin ehemmiyetle soruşturularak kendisine arz olunmasını emretti ve arabayı sürdü. Araba kapıdan çıkıp Saray'a doğru çıkıyordu. Set üzerinde ve elçilere mahsus merasim köşkünde bulunanlar tarafından ''geçmiş olsun makamında çok yaşa'' tezahüratlarıyla sürekli alkışlandı. Bunlara mütebessim selâmlamalarla karşılık vererek geçip doğruca Çit Köşkü'ne gitti. Köşkün harem tarafına denk düşen kapısına gelerek telâş ve heyecan gösteren kadın efendiler ile sultanları yatıştırıp yumuşattı." (Sayfa-90)

Bu paragraftan anlaşıldığı üzere ilk başlarda korkak ve gereksiz kuşkuya kapıldığını sandığımız padişah aslında korkuyu bilmeyen ve bazı kuşkularında haklı olduğunu gösteren birisi olmuştur. Nitekim halk da bu olaylardan sonra padişahı daha çok benimsemeye başlamıştır. Ayrıca hitapta sık sık çevresindeki üst düzey yöneticilerin beceriksizliği ve kişisel sorunlarından dolayı devletin yük altına girdiğinden de bahsetmiştir. Hele hele düşmanlarının kullandığı teknikler öyle haller almaya başlamış ki padişah her geçen gün haklı olduğunu ispat etmeye başlamıştır. Buna kitaptan örnek verecek olursak Kur'an tefsiri şeklindeki saatli bombayı gösterebiliriz.

Bu olayların sık yaşanması, birtakım kriz ve isyanlar da %100 doğru olmamakla birlikte sansürleri beraberinde getirmiştir. Fakat dönemine göre değerlendirmek kanısındayım.

Bence en önemli konulardan biri ise padişahın sanıldığının aksine çağdaş birisi olması. Nitekim bugün bile bazı kesimlerce tiyatro, piyano hoş görülmezken bir halife olan Abdülhamid sık sık tiyatro gösterileri tertip ettirmiş ve bazı mühim kararları bu gösterileri izlerken almıştır.

Ayrıca kitapta Lozan'a teşekkür ve şükran bölümü de mevcuttur. Tahsin Paşa yıllarca başarılamayan kazanımların gerçekleştirilebilecek olmasını sevinçle karşılamış ve dile getirmiştir.

Abdülhamid'in içinde bulunduğu durum öyle berbat bir dönemden geçmiştir ki kendisi bile padişah olabileceğine imkân ve olasılık vermemiştir. Taht ona nasip olmuş. Çevresi akbabalarla çevrilmiş ve her fırsatta leş olarak gördükleri Osmanlı Devleti'ni ısırmaya çalışmışlardır.

Daha yazacak belkide binlerce nokta var fakat çok geniş bir konu olduğundan yerinin burası olmadığı kanaatindeyim. Atatürk'ün şu sözleri dönemi özetler niteliktedir zaten "Tecrübe göstermiştir ki , toprakları üstünde yaşayan insanların çoğunun ahvali meşkük(ne olacakları şüpheli)ve hudutları yalnız düşmanlarla çevrili büyük bir devlette Abdülhamid'in idare tarzı azami müsamahadır(en yüksek hoşgörüdür).Hele bu idare , on dokuzuncu yüzyılın son yıllarında tatbik edilmiş olursa..."
Kitapta Sultan Abdülhamid'i ve devrini Tahsin Paşa'nın gözünden görmeniz mümkün. Her ne kadar Tahsin Paşa hatıratında meseleleri olduğu gibi yazdığını iddia etmişse de ben şahsen buna pek inanmadım. İllaki yazılan olaylarda belki az da olsa bir taraf tutma vardır diye düşünüyorum. Kitabı bir roman gibi düşünmeyin. Bu yüzden de bir akıcılık beklemeyin. Zira kitabın tarihi bir değeri var. Tarihi kitaplarda haliyle biraz sıkabilir. Ancak şunu kesinlikle söyleyebilirim ki günümüzü anlamak için başvuracağınız kaynaklardan bir tanesi. Abdülhamid devrini biraz okuyorsanız ister istemez günümüzle bağlantı kurarsınız. İşte Tahsin Paşa'nın anlattıkları olaylarda aslında sadece oyuncular değişmiş. Oyun aslında aynı. Bu sebeple kitabın bazı bölümleri altı çizilerek okunmasını tavsiye ederim.
Diğer kitap incelemelerim için ziyaret edin. https://okunmuskutuphane.blogspot.com.tr
Tahsin Paşa, Abdülhamid in birebir hayatında belki de hanımlarından daha ileri konumdaydı ve içindeydi. Zira Sultan Hamid bir siyaset adamıydı ve Tahsin Paşa da onun siyasi olan hayat kısmında ilk saftaydı. Herşey onun gözü önünde olurdu. Sultan Hamid e büyük bir sadakat ve samimiyetle bağlı olan Başkatip Tahsin Paşa nın anlattıkları o dönemi ve Sultan Hamid i anlamak için okunması gereken ilk esermiş meğer ama ben biraz geç kalmışım okumakta. Tavsiye edilir.
Sultan Abdülhamid hakkında kitap veya senaryo yazan herkesin istisnasiz ilk kaynağı bu kitaptır diyor kitabın kapağında, Payitaht Abdülhamid dizisi danışmanı Selman Kayabaşı. Buna göre Selman Kayabaşı ya kitabı okumamış, ya da bile bile diziye bu şekilde danışmanlık yapmış. Kitap ve diziyi karşılaştırmayı kesinlikle doğru bulmuyorum ama, kitabın ön ve arka kapağında bu şekilde açıklamalar olunca konuya değinmeden edemedim. Tahsin Paşa'nın hatıralarına göre, kitaba göre Abdulhamid'in iyi özelliklerinden çok kötü özellikleri var. Korkak, çok vehimli biri olduğu sürekli kitapta tekrarlanıyor mesela. Ama dizide bunların hiçbiri görülmüyor, sanki kusursuzmuş gibi yansıtılıyor. Diziyi bir kenara bırakırsak, kitabı okuyan Abdülhamid severlerin ezberleri bozulur diye düşünüyorum.
Sultana yapılan bombalı suikasti ayrıntılı bir şekilde anlatmış.Genel olarak dili çok sıkıcı değil bazı yerler hariç.Her ne kadar bazı yerlerde padişaha hak verse de genelde eleştirir bir tarzda yazmış ve sultanın çok kuruntulu bir insan hatta korkak olduğundan bahsediyor.Kitapdan anlaşılıyor ki padişahın etrafında çok dalkavuk varmış kadrosunda daha sadık insanlar olsaymış daha iyi işler yapacağından şüphem yok.Sultan resmen kurtlarla dans etmiş o zamanda bence elinden gelen herşeyi yapmış ama hırsız içerde olunca bir yere kadar.Okunmasını tavsiye ederim.
Tahsin Paşayı Payitaht Abdulhamid dizisinde tanıdım,bu kadar muhteşem bir kişiliği araştırırken bu kitabına rastladım.
Gerçekten; Sultanı, yaşanan olayları çok salt bir şekilde yazmış,yani bana göre nerdeyse hiç yorum katmamış gibiydi bu yüzden biraz üzüntü duydum.Üzüntü duymamın sebebi ise diziyi izlediğim de kafam da yer eden paşayla ,kitabı okuduğumda kafamda oluşan paşa farklılık gösterdi,bu farklılık kitabın bazı bölümlerinde Sultanı eleştirdiği için değildi tabiki de sadece bazı yerlerin de bazı şeyleri söylemekten kaçınmış gibi geldi, bunun sebebi de ülkenin için de bulunduğu siyasi durum olabilirdi doğal olarak, ama herkese okumasını tavsiye ederim. Sultan hakkında ,o dönem hakkında merakı olan herkese...Yorumlara dayalı kitaplarla başalamaktansa böyle bir hatırattan başlanması zamanın olayları hakkında daha bilgi edinmeye yarar diye düşünüyorum nacizane olarak.
Abdülhamid Han devrine ait güzel bir eser. Abdülhamid Han in baş katibi Tahsin Paşa tarafından kaleme alınan hatirati. Döneme ışık tutuyor. Akıcı ve üslup güzel. Sıkılmadan okunacak kitap

Yazarın biyografisi

Adı:
Tahsin Paşa
Tam adı:
Hasan Tahsin Paşa
Unvan:
Osmanlı Bürokratı, Yazar
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1859
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 1930
Hasan Tahsin Paşa (d. 1859, İstanbul - ö. 1930, İstanbul) Osmanlı bürokratı. II. Abdülhamid devrinde 1894-1908 yılları arasında Mâbeyn-i Hümâyun Başkâtibi olarak görev yaptı.

Babası Mesud Efendi'dir. Rüştiye'deki tahsilini tamamladıktan sonra 11 Haziran 1870 tarihinde 13 yaşında Sadaret Mektubî Kalemi'ne girdi. Daha sonra Dahiliye Nezareti Mektubî Kalemi'nde görev aldı ve aynı kalemde başkâtip olarak görev yaptı. 7 Temmuz 1888 tarihinde terfi ederek Bahriye Nezareti Mektupçuluğu görevine atandı. Yeteneği liyakati ve dürüstlüğü sebebiyle Sultan II. Abdülhamid tarafından 26 Kasım 1894 tarihinde Süreyya Paşa'nın vefatıyla boşalan Mâbeyn Başkâtipliği'ne tayin edildi. Bu görevini 4 Ağustos 1908 tarihine kadar sürdürdü. II. Meşrutiyet'in ilanından sonra İttihatçılar tarafından Serasker Mehmed Rıza Paşa, Râtıb Paşa, Zeki Paşa ve Şehremini Reşid Paşa ile birlikte Sakız Adası'na sürgün edildi.

Bir süre sonra affedildi ve sürgünden döndü. Bir süre devlet görevi verilmedi. Cumhuriyet'in ilanından sonra Tekel Tütün Deposu'nda baş kâtiplik yaptı. 1930 yılında İstanbul'da vefat etti.

Bilinenin aksine Arap değildi. Dil olarak Sadece Türkçe bilmekteydi.

Yazar istatistikleri

  • 5 okur beğendi.
  • 45 okur okudu.
  • 12 okur okuyor.
  • 65 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.