Çok eskiden en iri, en güzel, en kokulu gülleri yetiştirmenin yarış halini aldığı gül diyarı Isparta'da en seçkin gülü yetistirenlere "Gülcü Baba", "Gül Şeyhi" adı verilirmiş. Böyle bir devirde Gülcü baba olarak tanınan gul meraklısı zengin bir ihtiyar ve onun güzelliği dillere destan gül yanaklı, fidan boylu, gül gibi taze Güllühan adında bir kızı varmış. Gelinlik çağı gelince Güllühan'ın çok talibi olmuş ama babası kızını kimselere vermiyormuş. Tek bir şartı varmış, kim kendisinden daha iri, daha güzel, daha kokulu gül yetistirirse kızını ona verecekmiş.
Kızına gönül verenler arasında fakir, gül yetiştirecek bir avuç toprağı dahi olmayan bir delikanlı varmış. Yılların gül şeyhi Gülcü Babadan daha iyi gül yetiştirmek onun icin imkansızmış. Delikanlı bir fırsatını bulup Gülcü Baba'nin yanına bahçıvan olmuş ve ondan gül yetiştirmenin inceliklerini öğrenmiş. Onun eşsiz güllerinden bir çubuk almış, gözyaşlarıyla sulamiş. Ona aşkından alev, gönlünden koku vermiş. Gül mevsimi gelince ihtiyarın yetiştirdiği en güzel gül altın bir vazoya konmuş. Gülcü babanın bahçivaninin elindeki toprak vazolu gül, Gülcü Baba'nın gülünden kat kat üstünmüş. Gülcü Baba şaşkın, bir gözlerinin içi gülen kızına bir bahçıvana bakmış. "Yazılan yazı bozulmaz, sözünden döneni Allah cezalandırır. " deyip vermiş kızını delikanlıya. Güller arasında 40 gün 40 gece düğün dernek kurmuşlar. ( Baytop, 2001:7-8; Göde, 2010:186-187)