Tevfik El-Hakim

Tevfik El-Hakim

Yazar
7.2/10
13 Kişi
·
39
Okunma
·
2
Beğeni
·
827
Gösterim
Adı:
Tevfik El-Hakim
Tam adı:
Tevfik al-Hakim
Unvan:
Mısır'lı Yazar
Doğum:
İskenderiye, Mısır, 9 Ekim 1898
Ölüm:
Kahire, Mısır, 26 Temmuz 1987
Mısır'ın ünlü sanatkârı Tevfik el-Hakim, Arap Edebiyatı'nın en önde gelen ve en etkileyici yazarlarından biri sayılmaktadır. El-Hakim'in, Arap -özellikle de Mısır- kültürünün yanı sıra Batı tiyatrosunu da yakından tanımış olması, ona Arap Edebiyatı ile Çağdaş Dünya Edebiyatı arasında köprü vazifesi gören geniş bir perspektif kazandırmıştır. Tevfik el-Hakim'in bütün eserlerinde kadının etkisini görebilmek mümkündür. Onun ilgisi, daha çok kadınlarla ilgili hikâye ve destanlara ya da Mısır efsanelerine yönelik olmuştur. Tevfik el-Hakim, 1898 yılında İskenderiye'de dünyaya geldi. Babası, Mısır'ın kuzeyindeki eyaletlerden birinde yer alan Ed-Dilnecat Köyü'nde, bir adliye yargıcıydı. Geniş arazilere sahipti ve o bölgenin varlıklı çiftçilerinden biri olarak itibar görmekteydi. Aslen Türk olan annesi ise kendi aslı ve soyuyla çok iftihar ederdi. Bu nedenle annesi, Tevfik'i diğer çocuklardan ayrı tutuyor ve onlarla oynamasına izin vermiyordu. Belki de bu soyutlanma, çocukluk döneminde Tevfik'i kendi iç dünyasına yöneltmişti. Okumaya meraklı olan annesinin anlattığı ilk hikâyeler, onu cezb ederek ilgisini edebiyata çekmesine vesile olmuştu. Tevfik, ilk yıllarını ed-Dilnecat'ta geçirdi. Yedi yaşında iken Demnehur şehrindeki ilkokula gitti ve 1915 yılında, ilkokulu bitirdikten sonra babasının isteği üzerine Kahire'nin yolunu tuttu. Kahire'de, biri öğretmen diğeri ise teknik üniversitede öğrenci olan iki amcasının yanında yeni hayatına başladı. Başkentin renkli çevresi, onu sanat dünyasına çekti. Ud çalmayı öğrendi ve tiyatroyla ilgilenmeye başladı. Tevfik, liseyi bitirdikten sonra yine babasının isteği ve desteği ile üniversiteye girdi ve hukuk tahsiline başladı. Öğrenciliğinin ilk yılları, Mısır halkının İngiliz sömürgeciliğine karşı başlattığı isyana denk geldi. Kendisi de halkın bu başkaldırısına fiili olarak destek verdi ve 1919 yılında tutuklanıp cezaevine gönderildi. Hapis yattığı günlerde hassas ruhunda birçok şey biriktirmişti. Özgürlüğüne kavuştuktan sonra sanatsal gruplarla ve sanatkârlarla içli dışlı olmaya başladı ve bu sayede edebî yeteneğini her gün biraz daha geliştirdi. 1922 ve 1923 yıllarında yazdığı tiyatro eserlerinden Günümüzün Kadını (Today Women), Pahalı Misafir (Guest Dear Expensive) ve Ali Baba adlı eserleri, bir tiyatro grubu olan Akkaşe tarafından sahneye kondu. 1924 yılında babasının ısrarıyla, hukuk dalındaki doktorasını tamamlamak üzere Fransa'ya gitti. Paris'te geçirdiği dört yıl boyunca, babasının gönderdiği hatırı sayılır harçlığın da yardımıyla, vaktinin çoğunu tiyatro seyretmek, konserlere gitmek ve çeşitli edebî eserleri incelemekle geçiriyordu. Batı tiyatrosunun, eski Yunan kültürü ve dini efsanelerinden neşet ettiğini anladıktan sonra, eski tiyatro yazarlarını incelemeye koyuldu. 1920 yılında yaşadığı bir aşk macerasının da etkisiyle Küçük Penceresinin Karşısında Oturmuş (Devant Son Guichet) adlı tek perdelik piyesi yazdı. 1928 yılında ülkesine geri döndükten sonra Kahire adliyesinde göreve başladı. Bir yandan da toplum nazarında çok da önemli olmayan, yalnızca yüzeysel bir şekilde ilgilenilen ve muhtevadan yoksun olan tiyatro sanatını değiştirmeye karar vermişti. Batı tiyatrosunu da oldukça yakından tanıyordu. Avrupalı tiyatro yazarlarından Pirandelli, Metherlinck ve Bernard Shaw'ın tarzlarını çok seviyordu ve biliyordu ki, eski trajediler, o dönemlerde yaşayan halkın inanç ve ibadetlerinde kök salmıştır. Onun bu inancını yansıtan en önemli tiyatro eseri Mağara Arkadaşları (Ehlü'l-Kehf), 1933 yılında basıldı ve hızla başka dillere tercüme edildi. Bu eser, 1935 yılında, Mısır Millî Sanatkârlar Derneği'nin açılışı münasebetiyle sahnelendi. Ehlü'l-Kehf, tek Tanrı'ya inanan yedi kişinin macerasını anlatan bir dinî hikâyeden esinlenerek yazılmıştır. Bu kişiler, putperest halkın zulmünden kaçarak bir mağaraya sığınmış ve orada uyuyakalmışlardı. Üç yüz yıl sonra kendilerine geldiklerinde, onlara zulmedenler yok olmuş ve her şey değişmiştir. Onlar, mucizelerini diğerlerine açıkladıktan sonra hayata gözlerini yumdular. Tevfik el-Hakim, bir yandan da Avrupai tarzda hikâye yazarak, Mısır halkını, özgürlüklerini elde etmeleri için teşvik etmeye çalışıyordu. Bu amaçla 1933'te yazdığı, Ruhun Dönüşü (Avdetü'r-Ruh) adlı eseri, Mısırlıların 1919'da gerçekleştirdikleri isyanı konu ediniyordu. Gali Şükri'nin de dediği gibi Ruhun Dönüşü adlı hikâyeyi, Çağdaş Mısır Edebiyatı döneminde, nasyonalist bir havayla sömürgeciliğe karşı yazılmış eserlerin başında saymak mümkündür. Tevfik el-Hakim'in 1934 yılında kaleme aldığı Şehrazad adlı tiyatro eseri, konusunu Bin Bir Gece Masalları'ndan almıştır. Fransız akademisyenlerinden George Lukent, bu eseri şöyle tarif eder:
"Bu esrarengiz başlık altında, o bildiğimiz şatafatlı ve süslü Bin Bir Gece Masalları'ndan eser yok aslında. Bu tiyatro eserinde Şehrazad, inci, gerdanlık ve süslü peçeler olmaksızın çekicidir. Özelliklerinin, adının veya şeklinin ne önemi var! O, kadın, talih, ilim ve yücelik suretinde tecelli etmelidir. O, bütün bakışların ona yöneldiği ve insani ihtirasların onda yok olduğu yüce ve aydınlık bir zirveden başka bir şey olamaz. Şehrazad bir kumul misali her zaman susuzluktan alev alev yanar ve hiçbir zaman suya doymaz." Bu eser 1936 yılında Fransızca'ya çevrildi ve 1955 yılında, bir komedi olarak Fransız tiyatrolarında sahnelendi. Tevfik el-Hakim, 1937 yılında "Köydeki Bir Savcı Yardımcısının Günlüğü" adıyla kaleme aldığı romanında, mizahi bir dille Mısır halkının günlük yaşamından örnekler sunar. Onun meşhur tiyatro eserlerinden bir diğeri de Süleyman Hekim'dir. Bu eserde, Süleyman peygamber zamanında yaşanan olaylardan, özellikle de onun güzel ve güçlü Seba Melikesi Belkıs'a karşı duyduğu ilgi ve aşktan etkileyici bir dille söz edilmektedir. Yul Braynır ve Gina Lollobrigida'nın oyunculuğuyla sahnelenen King Vidor'un, Süleyman ve Seba Melikesi adlı meşhur filmi, Tevfik el-Hakim'in bu eserinden derlenmiştir. Ölüm Şarkısı (Song of Death) adlı tiyatro eseri ise, doğu toplumlarında çokça hissedilen, insanların hastalıklı davranışlarını ve kirli ilişkilerini konu alan acı bir trajedidir. Bu eserin konusu kısaca şöyledir:
Mısır'daki köylerden birinde, bir kulübede yaşayan Asakir adlı yaşlı kadının kocası Süleyman Tahavi öldürülmüştür. Yaşlı kadın, kocasının kız kardeşi olan Mebruke ve oğlu Semida ile birlikte Kahire'den gelecek olan treni beklerken dakikaları saymaktadırlar. Çünkü Asakir'in oğlu bu trenle on yedi yıllık bir ayrılıktan sonra ilk kez vilayetine geri dönecektir. Annesi, oğlunun bunca yıllık ayrılığa bir son vermesini ve babasının kanını yerde bırakmamasını ümit etmektedir. İvan, babasının öldürüldüğü yıllarda yalnızca iki yaşındaydı. Annesi oğlunun canını kurtarmak için onu bir sepetin içine saklayarak geceleyin Kahire'deki akrabalarından birine göndermiş ve onlardan oğlunu bir kasabın yanına çırak olarak vermelerini istemişti. Böylece oğlu bu mesleğe alışacak ve en iyi şekilde babasının intikamını alabilecekti. Ama oğlu beklenilenin aksine El- Ezher Üniversitesi'ne gitmiş ve orada ilim öğrenmiştir. O, intikam alma düşüncesinde olmadığı gibi, içinde doğum yerini kalkındırma hedefini taşımaktaydı. İşsizliğin gücünü, cadde, köprü, baraj, okul ve hastane inşasına yönlendirerek hemşehrilerinin vakitlerini ahmakça düşmanlıklarla, işsizlikten ve hedefsizlikten doğan serseriliklerle geçirmelerinde mani olacaktı. Tevfik el-Hakim, yazarlığı boyunca halk türkülerine ve yerel efsanelere özel bir ilgi göstermiştir. Hey Sen Ağaca Çıkan! (ki bu isim bir çocuk şarkısından alınmıştır.) adlı tiyatrosunda her şey sembolik bir dille açıklanmaktadır. Bu eserde Bahadır Hanım adlı kadın, bütün ömrünü kırk yıl önce doğması gereken ama doğmayan kızına yeşil bir gömlek alabilmek için feda etmiştir. Bahadır Bey ise bütün vaktini bir ağaca bakmak için harcamaktadır. Bu ağacın dibinde yaşayan yaşlı bir kertenkele vardır. O başlangıçta bu kertenkeleyi öldürmeyi düşünür; fakat zamanla ona alışır ve onu sever. "Tevfik el-Hakim'in, bu eserde kullandığı semboller defalarca tahlil edilmiştir. Buna göre eserdeki doğmamış çocuk, 1919 yılında, kitlelerin ümitlerini uyandıran Mısır İnkılâbını simgelemektedir. Kadın, 1952'deki Abdu'n-Nâsır dönemine, ağaca bakan adam ise Mısır halkının, milli doğuşun gerçekleşmesi için, içinde taşıdığı ümit ışığına işaret etmektedir." Tevfik el-Hakim, 1936 yılında Taha Hüseyin ile tanıştı ve bu ikili birlikte, Bir Cadının Sarayı'nı kaleme aldılar. Bu eserde çeşitli edebî ve sanatsal meseleler tartışılmaktadır. El-Hakim, 1943 yılında devlet işinden ayrılarak vaktini yazmakla geçirmeye başladı. 1951 yılında Dr. Taha Hüseyin'in Mısır'ın Kültür Bakanlığı'na atanmasından sonra Tevfik el-Hakim de Millî Kütüphane Müdürlüğü'ne seçildi. O yıllarda şöhreti ülkesinin sınırlarını aşmış ve eserleri birçok dile tercüme edilmiştir. O, Arap tiyatro yazarlarının en başarılı ve en çalışkanlarından biri olarak kabul görmüştür.
Tiyatro eserlerine ilave olarak birçok makale, eleştiri ve hikâye de kaleme almıştır. Yazarın yukarıda zikredilmeyen eserlerinden, sanat ve yaşam arasındaki mücadeleyi konu alan Pygmalion, firavunlar dönemindeki eski Mısır efsanelerinden esinlenerek yazdığı Fzeys, Muhammed'in (S.A.V.) Serüveni, Aylak Sultan, Kurtuluş Yolu, Yaşamın Zindanı ve bir tiyatro eseri olan Edip Şehriyar'ı (eski Yunanlı tiyatro yazarlarından Sofokles'in meşhur eseri), burada zikretmek mümkündür. Tevfik, 1956 yılında Sanat ve Edebiyat Yüksek Şurası üyeliğine seçildi, ardından da 1960'ta UNESCO'nun Mısır temsilcisi oldu ve Paris'e gitti. Hayata gözlerini yumduğu tarih olan 1987 yılına kadar Sanat ve Edebiyat Yüksek Şurası'ndaki görevine devam etti.
“Evrende insanın konumu tuhaftır: Sürekli konuşmak, sormak, cevap almak ister insan. Sorularına evrenden bir karşılık gelmezse, o zaman vay o evrenin haline!.. Evrenden, anlamlandırabileceği açık bir cevap alamadığında ya evreni ya da kendi kendini yok etmeye meyillidir o zaman.”
Asa dedi ki: Bir amaca doğru yürüyen insanlara baktığımızda karşımıza iki farklı karakter çıkmaktadır. Birinci karakterdeki insanlar amacına ulaşmak için tehlikeli ama kısa yolu seçer. İkinci karakterdekiler ise tehlikesiz fakat uzun yolu tercih eder. Birinciler şans atına, diğerleri sabra biner. Şans atı hızlıdır ama tökezleyip, düşebilir. Sabır kaplumbağası yavaştır ama asla ayağı tökezlemez. Şans yolcusu kendisi ile hedefi arasındaki zamanı yok etmek ister. Sabır yolcusu ise zamanı hedefine ulaşmada bir araç olarak kullanır.
Aslında okuyucu kendi tecrübeleriyle okur, gözleriyle değil. Düşünce ufkunun genişliği ve insanlık birikimlerinin izin verdiği kadar kitabın derinliklerine dalar. Bu sebeple "Kelile ve Dimne" gibi bir kitaptan, bir çocuğun alacağı ile bir yetişkinin alacağı arasında dağlar kadar fark vardır.
İnsan gerçekten daha iyi bir dünyaya doğru mu yürüyor? Yoksa daha iyi bir yarın düşüncesi, ufukları sonsuz olan hayat çölündeki seyrine devam etmesi zaruri bir serap mıdır?
Yetenekli sinemacı sana, beyazperde üzerinde gözünü kamaştıran o birden parlayıştan mümkün olduğunca daha derinini idrak ettirendir. Buna karşılık yetenekli edebiyatçı, kitabı her okuyuşunda sana yeni bir derinlik idrak ettirendir.
- " (…) Sürekli konuşmak, sormak, cevap almak ister insan. Sorularına kâinattan bir karşılık gelmezse o zaman vay o kâinatın hâline!
Kâinattan, anlamlandırabileceği açık bir cevap alamadığında ya Kâinatı ya da kendi kendini yok etmeye meyillidir o zaman..."
Tevfik El-Hakim
Profil Kitap Yayınları
103 syf.
·5/10
13 yıl önce aldığım bu kitabı şimdi okudum. ne akla hizmet aldım ki diyorum şimdi :)
o dönem okusam muhtemelen yarım bırakırdım şimdi en azından yazara haksızlık etmeyim diyerek sakalın arasında beyaz kıl ararcasına cımbızla çektiğim bi kaç cümlenin haricinde bişey vermedi bana maalesef.. felsefecilere kıl olduğumu farkettim tabiri caizse :) Avrupai Müslüman felsefeciler resmen saçmalıyorlar,beceremiyorlar bu işi, arada derede kalmış sözcük parçalayan zavallılara dönüşüyorlar sanki :) düşün düşün ve sonuç birsürü laf kalabalığı saçmalardan seçmeler.. gibi.. ufak ufak hikayelerin daha doğrusu yazarın o andaki yaşadığı bi olaya bağlı kendi çapındaki düşünce metaforlarından ibaret yazılar.. Şeytan ne vaad etmiş diye merak eden varsa el-cevap= HİÇ BİRŞEY :))
yazar gah sanatı şeytana benzetmiş, gah Azrail ile iblisi konuşturmuş, gah fausta özenip bende bilgi karşılığında gençliğimi verdim şeytana demiş, gah kendini yaratıcı yerine koyup yazdığı hikayelerdeki kadın kahramanlarla söyleşmiş falan filan.. kadınlar da hep çok güzel ne hikmetse :) erkeklerin bu güzel kadın takıntısını hiiç anlayamadım zaten.. tanrılaştırma eğiliminin tezahürü mü bilmem artık..
VELHASIL 5 verip en azından büte kalmasın dedim.. bir de uzun bi müddet mısırlı hele de felsefeci yazar okumam heralde :)
152 syf.
·2 günde·1/10
Kitap arka kapağı ile asla paralellik göstermeyen bir kitap; arka kapağa bakıp almayın. Yazar, kitabın başlarında farklı farklı öğretilerden bildiğin aktarım yapmış; (malumatfuruşçuluk). Biraz daha ilerleyince; tiyatro, diyalog kavramlarıma girmiş burda akıcı bildiler vermiş. Daha sonra edebiyat, öykü alanında incelemede bulunmuş.

- okunmasa bir şey kaybedilmeyecek bir kitap. Beklentimin çok altında kaldı. Ayrıca kaknüs yayınevinden aldığım bu eserin kalitesi (basım yaprağı) olarak çok vasattı. İlk defa kaknüsden aldığım bir kitapdan memnun kalmadım bu açıdan.

İyi okumalar diliyorum.
144 syf.
·1 günde·Beğendi·7/10
Sınıf çatışması değil, iyi kötü çatışması değil... Tamamıyla kültür çatışması. Anadolu ya Ortadoğu ya Mezopotamya ya batının bambaşka bir kültürün bambaşka bir yaşayın bambaşka bir fikrin yasasını getirip uygulamak ne kadar başarılı olabilir? Doğru veya yanlış? Tartışılabilir. Ama başarılı olma konusunda, işte orda herkea hemfikir olacaktır. Çeviri kalitesinin ortalama olduğu günlük tarzında kaleme alınan okumaya değer bir kitap. Ayrıca kişi isimlerinin ülke ve şehir isimlerinin üzerini kapayıp tekrar okuyunca bu kitap size hiçte yabancı gelmeyecek.

Yazarın biyografisi

Adı:
Tevfik El-Hakim
Tam adı:
Tevfik al-Hakim
Unvan:
Mısır'lı Yazar
Doğum:
İskenderiye, Mısır, 9 Ekim 1898
Ölüm:
Kahire, Mısır, 26 Temmuz 1987
Mısır'ın ünlü sanatkârı Tevfik el-Hakim, Arap Edebiyatı'nın en önde gelen ve en etkileyici yazarlarından biri sayılmaktadır. El-Hakim'in, Arap -özellikle de Mısır- kültürünün yanı sıra Batı tiyatrosunu da yakından tanımış olması, ona Arap Edebiyatı ile Çağdaş Dünya Edebiyatı arasında köprü vazifesi gören geniş bir perspektif kazandırmıştır. Tevfik el-Hakim'in bütün eserlerinde kadının etkisini görebilmek mümkündür. Onun ilgisi, daha çok kadınlarla ilgili hikâye ve destanlara ya da Mısır efsanelerine yönelik olmuştur. Tevfik el-Hakim, 1898 yılında İskenderiye'de dünyaya geldi. Babası, Mısır'ın kuzeyindeki eyaletlerden birinde yer alan Ed-Dilnecat Köyü'nde, bir adliye yargıcıydı. Geniş arazilere sahipti ve o bölgenin varlıklı çiftçilerinden biri olarak itibar görmekteydi. Aslen Türk olan annesi ise kendi aslı ve soyuyla çok iftihar ederdi. Bu nedenle annesi, Tevfik'i diğer çocuklardan ayrı tutuyor ve onlarla oynamasına izin vermiyordu. Belki de bu soyutlanma, çocukluk döneminde Tevfik'i kendi iç dünyasına yöneltmişti. Okumaya meraklı olan annesinin anlattığı ilk hikâyeler, onu cezb ederek ilgisini edebiyata çekmesine vesile olmuştu. Tevfik, ilk yıllarını ed-Dilnecat'ta geçirdi. Yedi yaşında iken Demnehur şehrindeki ilkokula gitti ve 1915 yılında, ilkokulu bitirdikten sonra babasının isteği üzerine Kahire'nin yolunu tuttu. Kahire'de, biri öğretmen diğeri ise teknik üniversitede öğrenci olan iki amcasının yanında yeni hayatına başladı. Başkentin renkli çevresi, onu sanat dünyasına çekti. Ud çalmayı öğrendi ve tiyatroyla ilgilenmeye başladı. Tevfik, liseyi bitirdikten sonra yine babasının isteği ve desteği ile üniversiteye girdi ve hukuk tahsiline başladı. Öğrenciliğinin ilk yılları, Mısır halkının İngiliz sömürgeciliğine karşı başlattığı isyana denk geldi. Kendisi de halkın bu başkaldırısına fiili olarak destek verdi ve 1919 yılında tutuklanıp cezaevine gönderildi. Hapis yattığı günlerde hassas ruhunda birçok şey biriktirmişti. Özgürlüğüne kavuştuktan sonra sanatsal gruplarla ve sanatkârlarla içli dışlı olmaya başladı ve bu sayede edebî yeteneğini her gün biraz daha geliştirdi. 1922 ve 1923 yıllarında yazdığı tiyatro eserlerinden Günümüzün Kadını (Today Women), Pahalı Misafir (Guest Dear Expensive) ve Ali Baba adlı eserleri, bir tiyatro grubu olan Akkaşe tarafından sahneye kondu. 1924 yılında babasının ısrarıyla, hukuk dalındaki doktorasını tamamlamak üzere Fransa'ya gitti. Paris'te geçirdiği dört yıl boyunca, babasının gönderdiği hatırı sayılır harçlığın da yardımıyla, vaktinin çoğunu tiyatro seyretmek, konserlere gitmek ve çeşitli edebî eserleri incelemekle geçiriyordu. Batı tiyatrosunun, eski Yunan kültürü ve dini efsanelerinden neşet ettiğini anladıktan sonra, eski tiyatro yazarlarını incelemeye koyuldu. 1920 yılında yaşadığı bir aşk macerasının da etkisiyle Küçük Penceresinin Karşısında Oturmuş (Devant Son Guichet) adlı tek perdelik piyesi yazdı. 1928 yılında ülkesine geri döndükten sonra Kahire adliyesinde göreve başladı. Bir yandan da toplum nazarında çok da önemli olmayan, yalnızca yüzeysel bir şekilde ilgilenilen ve muhtevadan yoksun olan tiyatro sanatını değiştirmeye karar vermişti. Batı tiyatrosunu da oldukça yakından tanıyordu. Avrupalı tiyatro yazarlarından Pirandelli, Metherlinck ve Bernard Shaw'ın tarzlarını çok seviyordu ve biliyordu ki, eski trajediler, o dönemlerde yaşayan halkın inanç ve ibadetlerinde kök salmıştır. Onun bu inancını yansıtan en önemli tiyatro eseri Mağara Arkadaşları (Ehlü'l-Kehf), 1933 yılında basıldı ve hızla başka dillere tercüme edildi. Bu eser, 1935 yılında, Mısır Millî Sanatkârlar Derneği'nin açılışı münasebetiyle sahnelendi. Ehlü'l-Kehf, tek Tanrı'ya inanan yedi kişinin macerasını anlatan bir dinî hikâyeden esinlenerek yazılmıştır. Bu kişiler, putperest halkın zulmünden kaçarak bir mağaraya sığınmış ve orada uyuyakalmışlardı. Üç yüz yıl sonra kendilerine geldiklerinde, onlara zulmedenler yok olmuş ve her şey değişmiştir. Onlar, mucizelerini diğerlerine açıkladıktan sonra hayata gözlerini yumdular. Tevfik el-Hakim, bir yandan da Avrupai tarzda hikâye yazarak, Mısır halkını, özgürlüklerini elde etmeleri için teşvik etmeye çalışıyordu. Bu amaçla 1933'te yazdığı, Ruhun Dönüşü (Avdetü'r-Ruh) adlı eseri, Mısırlıların 1919'da gerçekleştirdikleri isyanı konu ediniyordu. Gali Şükri'nin de dediği gibi Ruhun Dönüşü adlı hikâyeyi, Çağdaş Mısır Edebiyatı döneminde, nasyonalist bir havayla sömürgeciliğe karşı yazılmış eserlerin başında saymak mümkündür. Tevfik el-Hakim'in 1934 yılında kaleme aldığı Şehrazad adlı tiyatro eseri, konusunu Bin Bir Gece Masalları'ndan almıştır. Fransız akademisyenlerinden George Lukent, bu eseri şöyle tarif eder:
"Bu esrarengiz başlık altında, o bildiğimiz şatafatlı ve süslü Bin Bir Gece Masalları'ndan eser yok aslında. Bu tiyatro eserinde Şehrazad, inci, gerdanlık ve süslü peçeler olmaksızın çekicidir. Özelliklerinin, adının veya şeklinin ne önemi var! O, kadın, talih, ilim ve yücelik suretinde tecelli etmelidir. O, bütün bakışların ona yöneldiği ve insani ihtirasların onda yok olduğu yüce ve aydınlık bir zirveden başka bir şey olamaz. Şehrazad bir kumul misali her zaman susuzluktan alev alev yanar ve hiçbir zaman suya doymaz." Bu eser 1936 yılında Fransızca'ya çevrildi ve 1955 yılında, bir komedi olarak Fransız tiyatrolarında sahnelendi. Tevfik el-Hakim, 1937 yılında "Köydeki Bir Savcı Yardımcısının Günlüğü" adıyla kaleme aldığı romanında, mizahi bir dille Mısır halkının günlük yaşamından örnekler sunar. Onun meşhur tiyatro eserlerinden bir diğeri de Süleyman Hekim'dir. Bu eserde, Süleyman peygamber zamanında yaşanan olaylardan, özellikle de onun güzel ve güçlü Seba Melikesi Belkıs'a karşı duyduğu ilgi ve aşktan etkileyici bir dille söz edilmektedir. Yul Braynır ve Gina Lollobrigida'nın oyunculuğuyla sahnelenen King Vidor'un, Süleyman ve Seba Melikesi adlı meşhur filmi, Tevfik el-Hakim'in bu eserinden derlenmiştir. Ölüm Şarkısı (Song of Death) adlı tiyatro eseri ise, doğu toplumlarında çokça hissedilen, insanların hastalıklı davranışlarını ve kirli ilişkilerini konu alan acı bir trajedidir. Bu eserin konusu kısaca şöyledir:
Mısır'daki köylerden birinde, bir kulübede yaşayan Asakir adlı yaşlı kadının kocası Süleyman Tahavi öldürülmüştür. Yaşlı kadın, kocasının kız kardeşi olan Mebruke ve oğlu Semida ile birlikte Kahire'den gelecek olan treni beklerken dakikaları saymaktadırlar. Çünkü Asakir'in oğlu bu trenle on yedi yıllık bir ayrılıktan sonra ilk kez vilayetine geri dönecektir. Annesi, oğlunun bunca yıllık ayrılığa bir son vermesini ve babasının kanını yerde bırakmamasını ümit etmektedir. İvan, babasının öldürüldüğü yıllarda yalnızca iki yaşındaydı. Annesi oğlunun canını kurtarmak için onu bir sepetin içine saklayarak geceleyin Kahire'deki akrabalarından birine göndermiş ve onlardan oğlunu bir kasabın yanına çırak olarak vermelerini istemişti. Böylece oğlu bu mesleğe alışacak ve en iyi şekilde babasının intikamını alabilecekti. Ama oğlu beklenilenin aksine El- Ezher Üniversitesi'ne gitmiş ve orada ilim öğrenmiştir. O, intikam alma düşüncesinde olmadığı gibi, içinde doğum yerini kalkındırma hedefini taşımaktaydı. İşsizliğin gücünü, cadde, köprü, baraj, okul ve hastane inşasına yönlendirerek hemşehrilerinin vakitlerini ahmakça düşmanlıklarla, işsizlikten ve hedefsizlikten doğan serseriliklerle geçirmelerinde mani olacaktı. Tevfik el-Hakim, yazarlığı boyunca halk türkülerine ve yerel efsanelere özel bir ilgi göstermiştir. Hey Sen Ağaca Çıkan! (ki bu isim bir çocuk şarkısından alınmıştır.) adlı tiyatrosunda her şey sembolik bir dille açıklanmaktadır. Bu eserde Bahadır Hanım adlı kadın, bütün ömrünü kırk yıl önce doğması gereken ama doğmayan kızına yeşil bir gömlek alabilmek için feda etmiştir. Bahadır Bey ise bütün vaktini bir ağaca bakmak için harcamaktadır. Bu ağacın dibinde yaşayan yaşlı bir kertenkele vardır. O başlangıçta bu kertenkeleyi öldürmeyi düşünür; fakat zamanla ona alışır ve onu sever. "Tevfik el-Hakim'in, bu eserde kullandığı semboller defalarca tahlil edilmiştir. Buna göre eserdeki doğmamış çocuk, 1919 yılında, kitlelerin ümitlerini uyandıran Mısır İnkılâbını simgelemektedir. Kadın, 1952'deki Abdu'n-Nâsır dönemine, ağaca bakan adam ise Mısır halkının, milli doğuşun gerçekleşmesi için, içinde taşıdığı ümit ışığına işaret etmektedir." Tevfik el-Hakim, 1936 yılında Taha Hüseyin ile tanıştı ve bu ikili birlikte, Bir Cadının Sarayı'nı kaleme aldılar. Bu eserde çeşitli edebî ve sanatsal meseleler tartışılmaktadır. El-Hakim, 1943 yılında devlet işinden ayrılarak vaktini yazmakla geçirmeye başladı. 1951 yılında Dr. Taha Hüseyin'in Mısır'ın Kültür Bakanlığı'na atanmasından sonra Tevfik el-Hakim de Millî Kütüphane Müdürlüğü'ne seçildi. O yıllarda şöhreti ülkesinin sınırlarını aşmış ve eserleri birçok dile tercüme edilmiştir. O, Arap tiyatro yazarlarının en başarılı ve en çalışkanlarından biri olarak kabul görmüştür.
Tiyatro eserlerine ilave olarak birçok makale, eleştiri ve hikâye de kaleme almıştır. Yazarın yukarıda zikredilmeyen eserlerinden, sanat ve yaşam arasındaki mücadeleyi konu alan Pygmalion, firavunlar dönemindeki eski Mısır efsanelerinden esinlenerek yazdığı Fzeys, Muhammed'in (S.A.V.) Serüveni, Aylak Sultan, Kurtuluş Yolu, Yaşamın Zindanı ve bir tiyatro eseri olan Edip Şehriyar'ı (eski Yunanlı tiyatro yazarlarından Sofokles'in meşhur eseri), burada zikretmek mümkündür. Tevfik, 1956 yılında Sanat ve Edebiyat Yüksek Şurası üyeliğine seçildi, ardından da 1960'ta UNESCO'nun Mısır temsilcisi oldu ve Paris'e gitti. Hayata gözlerini yumduğu tarih olan 1987 yılına kadar Sanat ve Edebiyat Yüksek Şurası'ndaki görevine devam etti.

Yazar istatistikleri

  • 2 okur beğendi.
  • 39 okur okudu.
  • 21 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.