Ümit Tosun

Ümit Tosun

Çevirmen
8.2/10
10,7bin Kişi
·
33,8bin
Okunma
·
16
Beğeni
·
2.823
Gösterim
Adı:
Ümit Tosun
Unvan:
Çevirmen
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
266 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
YouTube kitap kanalımda Cesur Yeni Dünya kitabını önerip distopya türünü anlattım:
https://youtu.be/DNo1wRTFR1g

Vedat Milor'un Twitter'da yaptığı "Menemen soğanlı mı olur yoksa soğansız mı?" anketinden sonra 1000kitap'ta bugüne kadar yaptığım ilk anketli incelemeye hoşgeldiniz. Bu incelemenin yorumlar kısmında şu sorunun cevabını vermenizi istiyorum: "1984 mü yoksa Cesur Yeni Dünya mı?"

1000kitap'taki kullanıcı adım "distopikokur" olmasına rağmen bugüne kadar arada kaldığım en büyük ikilemlerden biridir herhalde bu. Huxley'in kendisi 1984'ün daha acımasız bir distopya olduğunu söylerken, benim düşüncelerim Cesur Yeni Dünya kitabındaki mutluluğun kaçınılmaz bir şey olarak dayatılmasının daha tehlikeli bir şey olduğu yönünde.

Kendi kitap okuma grubumda haftaya bu iki kitabı siyaset, mimarlık, sosyoloji, psikoloji, pedagoji, cinsellik ve etimoloji gibi pek çok yönden karşılaştıracağımız için sizin yorumlarınızı da bu yüzden merak ediyorum. Çünkü 1984, acı ve cezalandırma yoluyla halkı kontrol etmeyi seçmişken, Cesur Yeni Dünya haz ve ödül yoluyla halkı kontrol etmeyi seçmiş bir distopya. Sizce hangi kitabın toplumu içerisinde yaşamak daha acımasız?

Aile ve anne-baba gibi kavramların ortadan kalkmadığı 1984 mü, yoksa anne-baba-ebeveyn gibi kavramların ortadan kalktığı, şartlandırılma sistemiyle insanların birileri tarafından üretildiği Cesur Yeni Dünya mı?

İnsanlar mutsuz olmalarına rağmen onlara sürekli olumlu ve pozitif sayıların dayatıldığı 1984 mü, yoksa mutsuzluğun insanların aklına bile gelmemesi için Soma adlı bir hap aracılığıyla mutsuzluk, kötülük, hastalık gibi şeylerin düşüncesinin bile ortadan kalktığı Cesur Yeni Dünya mı?

Kitap okuma düşüncesinin bile yasak olduğu 1984 mü, yoksa insanların bebekliklerinden itibaren bir kitaplığa yürütülüp kitaplığa ulaşacakları sırada onlara elektrik verildiği ve böylece kitapların kötü bir şey olduğu yönünde şartlandırıldıkları Cesur Yeni Dünya mı?

Teleekranlarla dolu bir dünyada sürekli izlendiğinizi ve gözetlendiğinizi bildiğiniz 1984 mü, yoksa iktidarın sizi gözetlemeye ihtiyacı olmayan, çünkü zaten küçüklüğünüzden beri iktidara karşı gelmemeye şartlandırıldığınız için iktidarı devirmeye yönelik bir devrim düşüncesinin oluşamayacağı Cesur Yeni Dünya mı?

2x2'nin iktidarın istekleri yönünde bazen 5 bazen 3 bazen 4 ettiği 1984 mü, yoksa 2x2 sorusunun sürünün selameti nasıl sağlanıyorsa cevabının da o olduğu Cesur Yeni Dünya mı?

Savaşın barış, özgürlüğün kölelik ve cahilliğin güç olduğu 1984 mü, yoksa savaşın ya da barışın olmadığı, kölelik ve cahillik gibi kavramların düşünülmesine bile ihtiyaç olmayan, acıların ve hayal kırıklıklarının insanı kişisel olarak geliştirdiği bir dünyada bu kötü kelimelerin akla bile getirilemeyeceği Cesur Yeni Dünya mı?

Sadece Parti içerisindeki insanların arasında izin verilen cinsel eylemleri konu alan 1984 mü, yoksa cinselliğin her zaman ve herkes arasında özgürce yapılabileceği olağanüstü genişlikte bir cinsellik ihtimali sunan, mahremiyet denen kavramın hiçe sayıldığı bir Cesur Yeni Dünya mı?

İktidarların ağzıyla "Sen bir hainsin. Sen bir düşüncesuçlususun! Seni vururum, buharlaştırırım, seni tuz madenlerine yollarım" diyen çocukların olduğu bir 1984 mü, yoksa bebekliklerinden beri şartlandırıldıkları için bunu söyleyemeyecek kadar düşüncesi oluşamayan çocukların olduğu bir Cesur Yeni Dünya mı?

İktidarın devamlılığı uğruna insanlarının beynini yıkayan ve kendi saraylarında mutlu mesut hayatlarına devam edip halkının iyiliğini umursamayan liderlerin olduğu 1984 mü, yoksa kendi halkının bilinçsizce üremesini durdurmayı hedefleyip de şartlandırma ve telkin sistemiyle insanları standartlaştırmayı hedefleyen Cesur Yeni Dünya mı?

Nefret ettiğimiz şeyin bizi yıkmasından korktuğumuz 1984 mü, yoksa sevdiğimiz şeyin bizi yıkmasından korktuğumuz Cesur Yeni Dünya mı?

Hayatımda en çok kararsız olduğum konu hakkında sizin düşüncelerinizi merak ediyorum. Hangi distopya daha etkileyici ve vurucu... 1984 mü Cesur Yeni Dünya mı?
266 syf.
Biraz argo bir giriş olacak ama "o nasıl bir öngörü arkadaş!" diyeceğim. Huxley bu romanı 1932'de yazmış yahu! Romanda Cesur Yeni Dünya'yı kurgulamış.
Bu öyle bir dünya ki mutluluk ve tatmin üzerine dizayn edilmiştir. İstikrarlı bir toplum birinci önceliktir ve bunun için bir birinin tıpatıp aynı, düşünmeyen sorgulamayan, kritik etmeyen, endişe duymayan, üzülmeyen kısacası hissetmeyen bireyler üretilmektedir. Dolayısı bu yeni dünyada aile, bağlılık, sanat, edebiyat, felsefe hatta bilime dahi yer yoktur. Evet, toplum gerçekten mutludur. Çünkü bireyler hayatından memnun olması için şartlandırılarak üretilmiştir. Fakat, insani bir topluluktan ziyade robot toplumundan farksızdır.
Dizayn edilmiş bu yeni dünyayı okurken ürpermekle birlikte günümüz dünyasından çok da farklı olmadığını düşündüğünüz noktalar farkediyorsunuz. Spoiler vermemek için detaya girmeyeceğim. Çok yakın (çok çok yakın) gelecekten sinyaller veriyor adeta. Hatta kitabı okumaya başladığım gün gördüğüm haberin linkini de bırakayım şuraya http://ilerihaber.org/...i-basardi-59988.html (doğum olmadan dünyaya gelinmesini mümkün kılacak bir gelişmeden bahsediliyor)

Sonuç olarak herkesin mutlu olduğu, tek düze, renksiz bir dünya mı ya da acının, kederin, heyacanın, endişenin, mutsuzluğun, mutluluğun olduğu fakat çeşitli, rengarenk bir dünya mı sorusunu sorduran keyifle okuduğum bir eserdi. Tavsiye ederim efenim, okuyunuz :)

Not1: Yeni dünyadaki 10 önemli kişiden biri olan Batı Avrupa Dünya Denetçisi karakterinin ismi Mustafa Mond'dur. Ve karakterdeki "Mustafa" isminin Mustafa Kemal Atatürk'ten geldiği iddia edilmektedir.

Not2: Romanın ismi (Brave New World), hikayenin içinde de geçen Shakespeare'in Fırtına isimli eserindeki bir sahneden alınmış ve Shakespeare zamanında "brave" kelimesi "güzel" anlamına geliyormuş. Yani aslında kitabın adının anlamı "Güzel Yeni Dünya" imiş.
266 syf.
·14 günde·Beğendi·10/10 puan
Ve bir yaprak daha düşer hüzün kokan nemli toprağa... Göğü deler keskinden bozma düşünceler... Elma Adem' e küser, Adem' in yok haberi Havva' dan... Kafamda çınlayan sesin vuruşları sol-fa di es... Ruhum bağır çağır, sessiz çığlıklarım yuvalarından çıkan uçuruyor kuşları... O kuşlar ki Süreya' ya ilham... Hayat uzun... Bitmek bilmeyen yorgun kırpınışları...

Kitabı tavsiye ederken "şiddet" kullanılabilir...

Bu kitabın üzerimdeki etkisi büyük. Öyle ki son 20 sayfayı değişmem ciltli kitaplara... Ben de bi Evreka sevinci... Kaçıncı sevinişlerim bilmem ama anlıyorum ki bazı düşünceler karşılık bulmuş. 1+1 her zaman etmez iki diyen collatz teoremine dem vuran bir öz ki...

İnsanın olduğu yerde sorun her daim olacaktır. Göreceli insan, standartlarla yönetilemez. O sorun olacaktır hep ve biz yine de yorulmayacağız aramaktan mutlak düzeni. Hangi ideoloji ? Hangi renk? Hangi çiçek? Hangi şehir? Hangi yemek, meyve, sanatçı, film, ve belki de aşk... Görecelidir insan azizim.

Aldous Huxley' in yüz yıl kalibreli dürbününü mü seveyim, ideal düzenin "ahanda bu" demeyişiyle ortaya çıkan iç burukluğunu mu seveyim, Neo-insan' ın ilkelliğine bağımlılığını mı yoksa natürel yollarla insanı kontrol edilemeyişini mi?

İsrafil mi?
Beklemeyin.

İsarfil içimizde!
266 syf.
·9/10 puan
Hiç düşündünüz mü? 500 yıl sonra nasıl bir dünya olacak, insanlar nasıl bi düzenle yönetilecek ve yaşayacak? Bildiğimiz dünya düzeni birşekilde yıkılır ve yeni bir dünya düzeni kurulur. Bu yeni dünya örneklemelerine distopya diyoruz. Bu kitap da efsane ve kült bir distopya.

Kimi kitap ansiklopedik bilgi içerirken kimisi şiirsel metinler barındırır. Bir çok romanın temasını insan psikolojisi ve travmaları oluşturur ki dünya klasiklerine baktığımızda okunma oranları bir hayli yüksektir. İnsanların sosyolojik yapısını ve yönetim sistemlerini irdeleyen türden distopyalar ise her zaman çok okunmuş ve çok tartışılmıştır. Örnek olarak, mütevazi kitap sitemizde George Orwell’in kült iki romanı Hayvan Çiftliği ve 1984 kitaplarının okunma oranları, inceleme ve alıntılarının sayılarının binlerce oluşunu gösterebiliriz. Cesur Yeni Dünya kitabınnın ise okunma oranı binlerceyken alıntı ve inceleme oranı düşük kalmış. Nedenini düşündüm, tam bulamadım ama bence incelenmesi gereken bir konu.

Aldous Huxley bu kitapı 1932 yılında yayınlamış. Yazıldığı dönem düşünüldüğünde çok başarılı ve muhteşem bir kurgu görüyoruz. Teknolojik ilerleme tahayyül edilemediğinden ileriki dünyanın tasarımını eksiksiz anlatmak kolay değil tabi düşünün ki internet hayal dahilinde bile değil. Kitabın okunmasını, teknik eksiklikler veya teknolojik öngörülerinden çok, anlatılan yeni dünya düzeni üzerinden yapılması daha doğru olacaktır. Yeni dünya düzeni demişken ne düzen ama... 1984 kitabında Orwell çok karamsar, baskıcı ve mutsuz bir dünyayı okuyucuya sunarken Huxley herkesin mutlu olduğu, sanatın ve edebiyatın olmadığı, insanların tutku ve hırslarının olmadığı bir düzeni düşündürüyor okurlara. Peki bu mümkün mü? Tüm insanların mutlu olması mümkün mü veya gerekli mi? İnsanların iyi yaşaması çok mutlu olmasıyla doğru orantılı mı? Bence değil ya tüm okuyucular bu konuyu çok düşüneceklerdir.

Bindokuzyüzlü yılların başında Henry Ford otomotiv fabrikasında taşıyıcı üretim bandını kullanmaya başladı ki bu adım endüstri üretiminde çok büyük bir devrim oldu. ( Kitabın bir çok yerinde “ Ford aşkına”, Ford bilir” gibi deyimler kullanılıyor.) Cesur Yeni Dünyada da insanlar böyle bir üretim bandında kavanozlarda yetiştirilip bir evreden sonra kavanozdan çıkarılıyor. Bebeklikleri ve çocuklukları şartlandırılarak ve uykuda öğretilerek istenen ideal insan “yetiştiriliyor”... Şartlandırılarak yetiştirilen bu ideal insanların kimyasallarla yaşlanması önleniyor, “herkes, herkes içindir” felsefesine göre bu gençler herdaim istedikleriyle çiftleşebiliyorlar. Kariyer, işyerinde yükselme, icat etme, başarılı olma vs dertleri yok.
( Burada kitaba bir ara vererek anlatılan bu dünyayı çok çok eskiden beri birileri zaten iyi insanlara vaad etmiyor mu? İnsanların sürekli otuzlu yaşlarında kaldığı, ırmaklarının mey aktığı ama bu meyin içene sadece keyif verdiği, cinsel ihtiyaçları için her daim istediğinin bulunduğu, dertsiz tasasız bir yaşam... Tanıdık geldi mi? Bir de ölümsüz olduğu tabi... Peki böyle bir yaşamda bilinci yerinde birisi ne kadar süre mutlu olabilir?... Son gerekli mi?...)

Bu Yeni Dünyada sisteme dahil olmamış yerlilerden oluşan ayrıülkede ise halen normal insanlar var ama çok “ilkeller”. Bu vahşilerden bir genç Cesur Yeni Dünyaya bazı olaylar vesilesiyle giriyor ve düzenin sorgulaması bu vahşi karakter üzerinden yapılıyor. Olay akışı ve dil bakımından okunması kolay olsa da yazar çok zor bir işin altına girmiş ve hakkıyla da bu işin altından kalkmış ki 86 yıldır okunuyor ve tartışılıyor.

Biryerde okumuş veya duymuştum, özgürlüğü “ insanların istediklerini yapabilmelerinden çok, istemediklerini yapmama iradesi” olarak tanımlamıştı birisi. Bana çok doğru bir tanım gibi gelmişti. Özgürlük ve mutluluk ne kadar ilintili olabilir?

İşyeri okuma grubunda seçtik bu kitabı, iyiki de seçmişiz. Tam okunup tartışılacak, çok düşünülecek, çok söz söylenecek bir okuma oldu. Yukarıdaki konularla ilgilenen herkesin kesinlikle okuması ve yorumlaması gerekir diye düşünüyorum.
İyi Okumalar.
266 syf.
·14 günde·Beğendi·9/10 puan
Dikkat! Kitap içinde geçen alıntılar ve ufakta olsa konuya yaklaşım olduğundan, bazı kişiler tarafından inceleme içeriğinde spoiler varmış gibi algılanabilir. Lütfen, bunun bilinci ile okumanızda fayda var…

> Konusu itibariyle kitapla bağdaşacağı için, bu incelemeye şu söz ile giriş yapmak isterim; ❝İnsan yaşamı ne zaman başlar? Ana rahmine düşme anında mı, doğumda mı, yoksa arada bir noktada mı?❞ #34176354

> Kaçınılmaz olan ‘gelecek’ bizimdir ve gelecekte bizi bekleyen olumlu ya da olumsuz şeyler, yapmış olduğumuz tercihlerimizin sonucudur. Ama bir dakika, yoksa bize dayatılan bir son/uç mudur ?! İsterseniz bunu biraz olsun anlayabilmek adına, bugün beyin fırtınası yapmak için başına oturduğum Cesur Yeni Dünya’yı birlikte inceleyip ele alalım. Biliyor musunuz, bunu hep düşünmüşümdür ve bu tür eserleri yazan insanların o anki ruh hallerini, onlara gelen ilhamların nasıl geldiğini, onlarca şeyin kafalarında nasıl canlandığını merak etmişimdir. Asla bir yazar olabileceğimi düşünmedim, çünkü şurada okuduğumuz bir kitaba dair düşüncelerimizi aktarırken bile zorlandığımızın farkındayım. Kaldı ki bir kitabı tam tamına tahayyül etmek ve onu, okuru sıkmadan kaleme dökebilmek gerçekten çok ciddi bir beceri istiyormuş. Bu bizim işimiz değilmiş arkadaş! Ben bunu öğrendim. Ama olsun, yine de ufak çaplı da olsa, bu işe başlarken ve yazmakta olduğum incelememe kafa yorarken, sevdiğim bir oyun olan ‘The Witcher’ın rahatlatıcı uzun sürüm müziğini açarak başladım. https://www.youtube.com/watch?v=h0q-cQrlreA Şimdi aklımdan geçenlere az biraz daha konsantre olabilir ve kendimi CYD’nın (şu an itibariyle kitabın adını kısaltacağım) ütopyasına bırakabilirim.

❝Eğer farklıysan, yalnızlığa mahkum olursun.❞ #40601129

> Hızlı ve ufak çaplı birkaç arama sonucunda, internette, çeşitli kaynaklarda Aldous Huxley’in kaleme almış olduğu bu beşinci romanı ve bilim kurgu eserini, George Orwell’in etkisinde kalarak kaleme aldığı söyleniyordu. Hatta çıtayı biraz olsun ileri taşıyanın, yine Orwell’in kendisi olduğunu az biraz tahmin edebiliyoruz. Çünkü ilginç bir detay daha vardı ve o’da, Rus yazar https://1000kitap.com/...anovic-zamyatin’in 1920 yılında kaleme aldığı ve bilinen tek roman çalışması özelliğini taşıyan, ‘Biz’ adlı distopik eserinin bile kendi anavatanında 1988 yılında yayınlanmış olduğuydu. CYD’den yaklaşık olarak 12 sene önce yine aynı kurgu niteliğinde bir çalışma olan bu kitap hakkında Orwell burada söze şu şeklide girmektedir; ❝Herkesin ‘Biz’ hakkında okurken fark edeceği ilk şey, Aldous Huxley’nin Cesur Yeni Dünya’sının kısmen bu eserden türetilmiş olması gerektiği gerçeğidir. Her iki kitap da rasyonel, mekanize, kaygısız bir dünyaya karşı ilkel insan ruhunun isyanıyla ilgilenmektedir ve bu her iki hikâyenin de yaklaşık altı yüz yıl sürmesidir. İki kitabın atmosferi benzerdir ve Huxley'nin kitabı daha az politik farkındalık göstermesine ve son biyolojik, psikolojik teorilerden daha fazla etkilenmesine rağmen, kabaca tarif edilenle aynı türden bir toplumdan bahsetmektedir.❞ Bu dikkat çekici tespit, yorum hakkında Huxley hiçbir karşı savunma göstermemiş ya da argüman sunmamıştır.

> Burada aklıma hemen şu alıntı geldi ve Huxley sanki başına gelecekleri görmüş gibi, satırların arasına bunu da sıkıtırıvermiş; ❝Sizin görüşlerinize katılmayan ya da planlarınıza uymayan insanlarla ne yapacaksınız?❞ #75303244

> 1932 yılının tozlu raflarından bugünümüze, biz okurlara ulaşan CYD, Freudizm'in Fordizm ile buluşması nedeniyle ürpertici ve bir o kadar da gariptir. Londra merkezli bu yeni dünyada yetişkinler, kendi benlikleri altında yatan ve yine kendilerine vakti zamanında sistem tarafından neredeyse kodlanan prepubesan* davranışlar ile çocukları şımartıyor ve son derece uzun soluklu bir genetik ve sosyal mühendislik sisteminin işleyişini, altyapısını detaylandırarak geleceğe dönük bireyler üzerinde bilimsel çalışmalar yürütüyorlar. Ve bu sözde, yine insan eli ile doğal sürece müdahale edilerek yürütülen bilimsel çalışmanın sonucu, en sıradan işleri idare etmek için tasarlanan Epsilonlar ile çirkinlik ve zihinsel çeviklikleri artarak doruğa ulaşmaları için yaratılan Alfalardır. Bu CYD’nın deyimiyle; 'Diğerleri' olan Meksikalılar, Çinliler ve “Samoa'nın vahşileri” ise sistemin dışında kalan, istenmeyen türlerdir. Kurguda kadınlar sürekli “kız” ve “sevimli” olarak tanımlanmaktadırlar.

* Prepubesan; (Tekrarlayan, yoğun cinsel fanteziler, en az 6 aylık bir süre için prepubesan bir çocukla <genellikle 13 yaş veya daha küçük> cinsel aktivite içeren dürtüler veya davranışlar.)

❝Ama bilimin yaptıklarını bilimin bozmasına izin vermeyeceğiz.❞ #76491546

> Ama açıkçası bu dünyada kaygıya ve endişeye yer yoktur. Herkes mutludur, çünkü herkese belli miktarda tayin edilen ve günlük aldıkları, ‘soma’ dedikleri mutluluk veren hapları vardır. Çünkü bu dünyada çok fazla insanın olağandışı bir öz iradesi, yansıması vardır ve sonuç olarak bazılarının içinde şüpheleri ve rahatsızlıkları artmaktadır. Buna ilk örnek verebileceğimiz kişilik, mutlu görünen Bernard’ın “sefil” bir şekilde izole edilmiş olmasıdır. Huxley’in, burada romanı aracılığı ile gelecekteki insanlar uyanmasın, sisteme, düzene başkaldırmasın diye onları habire afyonlamasını, yine Dr. Feelgood'un acılara çözüm olduğunu savunduğu programına benzettim. Bu arada hatırlatmakta fayda var, Dr. Feelgood bu programı yüzünden 25 sene hapis cezasına çarptırılması da cabası. https://www.youtube.com/watch?v=mA7a3-bEdHE

❝Mutluluğun bedelinin ödenmesi gerekir.❞ #76493231

> Bu gelecekteki otoriter çelişkiler dünyasında, bizi kasvete sokan havaların (konuların) dışında “kalıcı mavi bir gökyüzü ” vardır. CYD, bünyesinde barındırdığı insanların kendi alanında başarılı ve tatmin edici göründüğü, görünüşte başarılı bir dünyanın olumsuzlukları ile birlikte aşırı tutkuları, gerçek zevkleri ile ilgilenmektedir. Romanda bahse konu tüm bu suni istikrar, sadece gerçek anlamda özgürlükten ve kişisel sorumluluk fikrinden ödün vererek elde ediliyor. Gelecek dünyada, insanlardan tek eşli olmaları beklenmemektedir ❝Ama herkes, herkese aittir,❞ düşüncesi hâkimdir. Bu düşüncenin hâkim olduğu dünyada bile, insanlar bireyler arası olası tekil ilişki istikrarına hayran kalmaktadırlar. Gelişmiş, ileri derece mühendislik tarafından insanların beyinleri daha en baştan yıkanırken, bu dünyada yaşayanlara kendi kabiliyetlerini görmek için bir dizi imkânlar sunulmaktadır.

❝Aynı zamanda yazgılarını belirleyip şartlandırıyoruz.❞ #75657203

> Bence bu kitap teknolojinin tehlikelerini ve tüm dünyaya neler yapabileceğini düşüncesini araştırdığı için gerçekten ilginç; aslında, Huxley burada bize kalemi araçlığı ile teknolojinin tamı tamamına biz insanları başarılı bir şekilde kurtaracak güce sahip olmadığı fikrini aktarmaya çalışıyor. Bu tema da zaten bence bu romanı tartışmalı yapan şeydir. Fakat son günlerde yaşamakta olduğumuz epidemik salgın ile teknolojinin hayatlarımızı yönetecek kadar yakın olduğu şu günümüz dünyasında, yüksek teknolojik bilgisayarlar, müzik çalarlar ve oyun konsolları artık kaçınılmaz birer gerçek olarak elimizin altında durmaktadır. Onlar olmasa, acaba bu süreci nasıl atlatırdık?! Burada bir parantez açarak, Yuval Noah Harari’den okuduğum ve incelediğim bir kitabına işaret etmek isterim. (#34379173) Buna ek olarak CYD, bilimin ahlak düşüncesi olmadan ne kadar da ileri uç noktalara gidebileceği fikrini araştırıyor. Düşünsenize, gerçekten Öjeniklerin hâkim olduğu bir dünyada yaşamak ister miydik (?) ve herkesin sözde yüzeyde eşit olmasına rağmen, görünmez de olan eşitsizlik ve adaletsizlik fikri düşüncesi !!!

> Aklıma karaladığım onca şeyden sonra, yine Harari’in kitabından bir pasaj geldi. Bu da eğlencenin ve yaşanan ve yaşatılanları unutmanın bir başka türüydü; ❝İnsanlar unutmak için alkol, huzurlu hissetmek için kenevir, dinç ve özgüvenli hissetmek için kokain ve metamfetaminler tüketiyor, kendinden geçmek için ecstasy, Beatles şarkısı "Lucy in the Sky with Diamonds" misali elmaslar eşliğinde bulutların üzerinde hissetmek içinse LSD kullanıyor.❞ #33649690

> Son zamanlarda bana kendi özgürlüklerimizin eksikliğine, bizden alınanlara omuz silkerek yaşıyor ve huzurum yerinde olsun, gerisi beni ilgilendirmez düşüncesiyle hareket ediyoruz gibi geliyor. Ülkemiz ya da dünyanın herhangi bir yerinde insanlığa karşı işlenmiş adaletsizlik hakkında bir makale okuduğumuzda, sorgulamadan, araştırmadan hemen beğen düğmesine basıyoruz. Bazen sadece imzalamaktan da öte gidemeyen, başka bir işe yaramayan change.org paylaşımını onaylıyoruz ve akabinde, belki yine aynı gün içerisinde, bir atölyede küçük parmaklar tarafından üretilen Nike, Adidas, Puma ve bunlar gibi markaların ürünlerini çılgınca satın almak ve bu vahşete prim vermek için alışveriş merkezine koşuyoruz. Ama bu yaptığımız davranışın bizi, vicdanımızı rahatsız etmesine müsaade etmiyoruz ve birçok küçük işletmeyi hiçe sayarak, özgürlüğümüzü dört duvar arasına kısıtlayarak hala Yemekleri YemekSepeti’nden sipariş ediyoruz ve böylece hayatı onların istediği, belirlediği doğrultuda sözde özgürce yaşıyoruz. Her geçen gün daha da rasyonelleşiyoruz, ama istesek bile bu dünyada gelişen adaletsizliklerle ilgili yapabileceğimiz hiçbir şey yok ve zaman hızla bu kitapta anlatılana doğru ilerlemekte. Arada bazı yerel ve küresel yardım kurumlarına belli miktarda bağış yaparak kendimize ve topluma karşı dürüst davrandığımız düşüncesi ile vicdanlarımızı manen rahatlatırız. İster istemez subliminal olarak ‘pistanthrophobia’* ile insanlardan mümkün mertebe uzaklaştığımız/uzaklaştırıldığızın farkına varanınız oldu mu?! Orwell bu yazdıklarımı ya da günümüz şartlarında yaşananları görseydi eğer, kesin mezarında ters dönerdi. Bu arada bu satırları yazarken homini gırtlak götürüyor ve Allah bilir, kimlerin sömürüldüğü emeklerini mali anlamda finanse ettiğimi de düşünmüyor değilim!

* Pistanthrophobia; başkalarıyla samimi ve kişisel bir ilişki kurmaya karşı duyulan mantıksız korku olarak tanımlanır. Geçmişte yaşanan bir travma ya da kişiye zarar veren deneyimler o kadar ağır gelir ki korku başkalarına güvenme isteğinden daha ağır basar.

❝İnsanların yalnızlıktan nefret etmelerini sağlıyoruz ve yaşamlarını hiç yalnız kalmayacak şekilde düzenliyoruz.❞ #76573246

❝Huzurlu bir yaşam uğruna her şeyden ödün verilebilirdi. O günden beri de kontrolü sürdürmekteyiz.❞ #76492617 diyor (!) ve yukarıdaki satır aralıkları için Rafet El Roman ile Şanışer’in birlikte söylediği bu parçayı ekliyorum. Bilmeyenler için şarkının sözlerine dikkat (!) etmelerini diliyorum. https://www.youtube.com/watch?v=Bt3WXjQNWsk

> Hükumetlerin en ufak aykırı davranışımızı (bizce doğru, onlar için yanlış) bir suç unsuru olarak kullanmak adına gerekli yaftası hepimiz için hazırdır. Bunun adı; biz bireyleri kendi taraflarının gözünde “toplum düşmanı” ilan etmektir. Yeni düzen içerisine girdiğimiz bu 21. yy.da totaliterlik, biz vatandaşları eleştirme konusunda sessize almak ve her türlü ortamda istenilen baskı düzenini kurarak hissettirme gayreti içerisindedir. Çünkü eleştiriye yönelik herhangi bir girişim, yaşamakta olduğumuz şu dünyada artık neredeyse yasa dışıdır. Sosyal medya biz insanları bütünleştirmek yerine bölüştürüyor, birçok yerde ve medyada sansür artık belli standartlar çerçevesine alınır duruma geldi ve açıkçası biz insanların tamamı değilse de, belli bir kısmı karşı iradeye boyun eğdirmekten ve ihlallerden zevk alır duruma geldik. Çünkü seçilenler bunu istiyor ve bazılarımız da onları belli başlı sebeplerden dolayı desteklemeye devam ediyoruz. Bizler, Huxley’in anlatmak istediği Alfa, Beta, Gama, Delta ve Epsilon’larız. Fakat Huxley'nin kitabında ifade ettiği gibi, hipnopedik koşullarla değil, doğal seleksiyon ve sirkülasyonun yaygın gruplanmış olasılığı ile evrilerek var olan bir türeviz.

Unutmayın; ❝İnsan bir şeylere inanır, çünkü onlara inandırılmaya şartlandırılmıştır.❞ #76499703

> Bence CYD bir distopya olarak önümüzde durmaktadır, çünkü bugünümüz şartları çoğu insanın geleceğe yönelik anlayışını büyüleyici olmak adına bireyselliği teşvik etmekte ve kişinin kaderi üzerinde kontrol gayreti içerisindedir. Kitap konusu itibariyle, düşünebilecekleri tüm özgür iradeye sahip olanlara bir mesaj vermeye çalışırken, bir diğer yandan kapitalizmin hiyerarşik yapısına da işaret etmektedir. Bilimin varsayılan nesnelliğinin, genetik ve sosyal mühendislik yoluyla kasıtlı bir amaç uğruna bozulduğunu da ele almaktadır. Burada yine biz okurlara, bilim doğası gereği deontolojik ahlakı içermediği ve sadece sonuç odaklı bir dal olduğuna gönderme yapılmaktadır.

❝Teleskoplar uzayı gözleyedursun, belkide şu an birileri Dünya'ya mikroskopla bakıyor.❞ #76580678

> Aslında bu yeni cesur dünyaya bir azmin sonucuyla erişmedik!.. Tüm bu bahse konu şeylerin göz ardı edilmesiyle, üzerimizde olan gözetimin bizler hakkında veri toplamasına izin vermekle ve toplum olarak pasif kalarak, birçok şeyi kabul ederek bizler yardımcı olduk. Belki Cesur Yeni Dünya'da özetlenen bu gelecekten korkmak için çok az nedenimiz var ve belki bir gün kolektif olarak bu uykudan uyanacağız. Yoksa 1910'da, Winston Churchill’in Başbakan Herbert Henry Asquith’e: “Zayıf fikirli olanların çoğalması yarış için çok korkunç bir tehlike.” dediği gibi, çoğalarak bu dünyada hem kutuplaşacak hem de onların istediği, planladığı doğrultuda hayata devam edeceğiz.

Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

~ A.Y. ~
266 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10 puan
Müthiş bir kitap okudum. 1932'de yazıldığına inanamıyor insan. Bugünü bile aşan bir distopya ile karşı karşıya kaldım.

Kitap, Londra Merkez Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi'nde bir grup öğrencinin gezisiyle başlıyor. Burada birim müdürü öğrencilere nasıl insan üretimi yaptıklarını bölüm bölüm anlatıyor. İnsanlar istenilen şekilde üretiliyor, ileride ne yapacağı, ne düşüneceği, neyi seveceği, neye karşı güçlü olacağı yani insanı oluşturan bütün parametreler oluşturuluyor. Embriyolar için gerekli kuluçka şartları tamamlanıp ileride yapacağı mesleğe uygun şekilde şartlandırma yapılıyor. Müdür şartlandırmayı şu şekilde anlatıyor öğrencilere;

"Mutluluk ve erdemin sırrıdır; yapmak zorunda olduğun şeyi sevmek. Tüm şartlandırmaların amacı budur: İnsanlar, kaçınılmaz toplumsal yazgılarını sevdirmek."

Bu tesiste çocukların neyi sevip neyi sevmeyecekleri ait oldukları sınıfa göre belirleniyor. Mesela alt sınıf olan delta iseniz kitaplardan, çiçeklerden nefret edecek şekilde şartlandırmanız yapılıyor. Çünkü kitaplar, çiçekler size zaman kaybettirip yapmanız gereken işi aksatıyor. Farklı sınıfların birbirinden nefret etmesi de sağlanıyor ki toplum içinde yarattıkları düzen bozulmasın. Her sınıf kendi halinden memnun başka sınıftan olmak kesinlikle istemiyorlar. Alt sınıf olan, en çok çalışan deltalar bile iyi ki alfa değilim diyecek şekilde şartlı. Biraz düşününce bugün bile insanların çeşitli şekillerde şartlandırıldığını çok rahat görebiliyoruz. Biz buna algı diyoruz genelde.

Aile yapısı tamamen bozulmuş, anne-baba kelimeleri duyulunca bile bir ürperme geliyor insanlara. Cinsellik serbest, tek eşlilik saçma bulunuyor.

Dini inanç hala var. Ford adlı düzenin kurucusu bir tanrıya inanılıyor, adına ayinler yapılıyor.
Böyle bir yaşam düzeni dışında ayrıkbölge dedikleri Amerikalı yerlilerin yaşadığı bir hayat mevcut. Kitabın asıl akışı buraya geziye giden 2 modern insanın John ile tanışması ile başlıyor. Burdan sonrası da size kalsın.

Kitabın en güzel bulduğum bölümü Denetçi Mustafa Mond ile John arasında geçen sohbetti. Verilmek istenen mesajlar bu bölümde güzelce işlenmiş.

Kitapta özgürlük tanımının en güzel yapıldığı cümle de budur bence.
"Siz mutsuz olma hakkını istiyorsunuz."

Son olarak tabi ki tavsiye ediyorum. Akıcı şekilde okunabilecek, şaşırtıcı bir eser. İyi okumalar...
266 syf.
·3 günde·9/10 puan
NOT : Ford, sizi korusun
God bless you
Tanrı sizi korusun

NOT : İnsana dair tüm İlişkileri unutun okurken :)

Evet, Tanrı sizi korusun yazdım yukarıya ama kitaptaki Ford'dur ya da tam ismiyle Henry Ford. Kitapta aslolan teknolojinin varlığıdır ve teknoloji oldukça duygusal ifadelere yer yok. İnsanlar şişelerde üretilir ve küçük yaştan cinselliğe alıştırılır. Özellikle ergenliğe giriş yaşları çalışmalar sonucu 4-6 yaş aralığına kadar düşer. Çocukluktan itibaren bazı kalıp cümleler hoparlörden okutulurak onları şartlandırma adı altında yetiştirilir. Bu dünyada onlara göre ; cinsel oyunlar, cinsellik ve Soma vardır. Soma nedir dediğinizi duyar gibiyim soma şu ; örneğin Müdür ya da Denetçi tarafından moral bozucu bir durum mu yaşadın? Atıyorsun hemen Somayı ağzına sonra 300 500 unutuyorsun :D soma diye bahsedilen bu uyuşturucu kesinlikle en büyük güç onlar adına. Bahsedildiğine göre soma kullananda baş ağrısı, mide bulantısı vs olmuyor ama fazla doz alımında ölüm daha erken oluyormuş. Ayrıca yaşlılığı yok ediyorlar. Yaşlılık, hastalık, salgın gibi durumların önlerine geçmiş olan bir sistem var.

Kitapta bahsedilenlere yabancı kalabilirsiniz fakat ilerledikçe onlardan biri gibi de olabilirsiniz. Sadece yaşlılığı yok etmemişler, dini de yok etmişler. Hristiyanlığı silip Haç işaretinin üstündeki kısmı keserek yalnızca T harfini sembol olarak kabul etmişler. Güzel isimli kurumlar ve ilginç olabilecek isimler de vardı elbette :

Çeşitli Propaganda ve Duygu Mühendisliği Üniversitesi
Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi
Dipsiz geçmişe kadar yolun var :D
Jean- Jacques Habibullah :)

Ayrıca çok katı bir kast sistemi vardı bu dünyada. Alfa,Beta, Delta, Gama, Epsilon diye ayrılırken kendi aralarında Alfa Artı, Alfa Eksi diye ayrılıyor. Üretimi yapılan insanlar da bu ayrıma çok önem veriliyor.
Önem verilen bir diğer husus, insanlar beraber olduğu kişiyle bir daha birlikte olmamaya özen göstermesi. Özellikle ölüm ve aile İlişkileri kısmında trajikomik bölümlere de denk geleceksiniz. Harika bir kitaptı ve en beğendiğim şey :

Yazarın her yabancı kelimeyi açıklamaması, eminim çok uzun olurdu ve konu dağılırdı. Okura bırakmış ve bu çok hoştu.

Okumak isteyenler için tavsiye edilir :)
266 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar Cesur Yeni Dünya eseri bilimkurgu türünde yazılmış.Eser konu olarak gelecekte insanların üremeye son verip farklı şekilde yaşamlarının nedenleri siyasi ve savaş sonucunda böyle bir karara varıyorlar.İnsanları doğmadan önce kontrol etmek için böyle bir karar verilir ve tüm dünyaya yayılır.Anne baba ve çocuk gibi kavramlar yoklamaya başlar.Üreme için kuluçkalandırma merkezi kurulur ve burada üretmeye başlanılır.Kuluçkalandırma merkezi sınıflara ayırır.Kitabın kurgu başta sıkıcı gelebilir ancak okudukça insanı içine çekiyor.Okuyacak olanlara tavsiyem sıkıldığınızda kitabı bırakmayın çünkü kitabın içine giremezsiniz.
En beğendiğim alıntı ; “Kendim olmayı yeğlerim suratsız da olsa kendim olayım ne kadar neşeliyse de başka biri olmak istemem.”
Keyifli Okumalar Dilerim
266 syf.
·23 günde·9/10 puan
Spoilersiz inceleme ~
Kitabın önsözünü okumayın, spoiler var ve kitabın sürprizlerini kaçırıyor. Keyifle okuyabileceğiniz bir kitap olmasına karşın bazı yerlerde çok fazla matematik ve tıp terimi kullanılarak edebi zevkten uzaklaşmış. Fakat birçok yerde kitaptan orgazm seviyesine ulaşacak kadar haz alabilirsiniz.

Sosyoloji, felsefe ve psikoloji sevenlerin okuması gereken bir kitap. Kitabın genelde durduğu 3-5 konu/tema var: yalnızlık ve kalabalık olmak, özgürlük ve seçim hakkı, seks ve sınıf ayrımı, şartlandırma ve daha bir kaç mesele.

Huxley gibi bir manyak tarafından yazılmış bu kitap, insanlık tarihinde her zaman bilinen ve değer görecek kalıcı bir eserdir. Tereddütsüz okuyun!

Yazarın biyografisi

Adı:
Ümit Tosun
Unvan:
Çevirmen

Yazar istatistikleri

  • 16 okur beğendi.
  • 33,8bin okur okudu.
  • 1.599 okur okuyor.
  • 19,6bin okur okuyacak.
  • 1.432 okur yarım bıraktı.