Bir iskemleye oturup karşınızdaki iskemlede oturan hayali birine sorununuzu anlatın. Söylediklerinizi kayıt altına alın.
Diğer iskemleye geçin, kayıt cihazını ilk iskemleye koyup başa alın ve dinleyin. Dinlerken kendinizi Sigmund Freud olarak hayal edin, arzu ettiğiniz başka bilge ya da çok anlayışlı birini de hayal edebilirsiniz.
Sorunu dinledikten sonra, hala Sigmund Freud rolünde ve iskemlenizde otururken, karşınızdaki iskemlede oturan kendinize öğüt verin ve bunu da kayda alın.
Şimdi yine ilk iskemleye geçin ve kendiniz olun. Freud’un verdiği öğütleri açıp dinleyin. Şu an ilk iskemlede oturduğunuz için öğütleri pasif konumda dinleyip yerine getirme eğiliminde olacaksınız.
Basit yöntemi de seçseniz, bu lüks yola da başvursanız ikisinin ortasında bir şey de yapsanız, sonuçta aşağıdaki kurallar geçerlidir:
Birinci iskemledeyken ya sorunu anlatıyor ya da pasif konumda öğüt dinliyorsunuz.
İkinci iskemledeyken ya sorunu dinliyor ya da öğüt veriyorsunuz.
Son olarak, işi daha kolaylaştıracak bazı ipuçları:
Sorunu sadece bir kez anlatır ve bir kez de öğüt dinlerken başka bir şey yapamazsınız. Yani, ilk iskemlede oturduğunuzda öğüt dinlerken ikinci iskemleye cevap veremezsiniz. “Evet ama bu dediğin olmaz çünkü...” gibi şeyler diyemezsiniz çünkü sadece öğüt dinleme konumundasınızdır.
Bu tekniği dilediğiniz kadar kullanabilirsiniz; haftalarca, aylarca, yıllarca sürdürebilirsiniz. Harika bir tektir ve pek çok farklı durumda ve koşulda faydalı olur. Ancak günde bir kezden fazla denemeyin çünkü yukarıdaki senaryoya geçip kendinizi kendinize verdiğiniz öğüt yüzünden kendinizle münakaşa eder konumda bulabilirsiniz.
Kendinize verdiğiniz öğüt hemen her şey olabilir. Şimdiye kadar bu kitapta okuduğunuz hiçbir şeyle alakalı olmak zorunda değil (beğendiyseniz olabilir tabii). Günlük