Zehra Kurttekin

Zehra Kurttekin

Çevirmen
8.7/10
208 Kişi
·
438
Okunma
·
0
Beğeni
·
68
Gösterim
Adı:
Zehra Kurttekin
Unvan:
Çevirmen
Sankt Georg Avusturya Kız Lisesi’ni bitirdikten sonra, Ankara Üniversitesi DTCF Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde öğrenim gördü. TRT İstanbul Radyosu’nda, sonra TRT İstanbul Televizyonu’nda sanat, kültür, edebiyat ve belgesel programları prodüktörü olarak görev yaptı. H.K. Laxness’ın Atom Durağı, Bertolt Brecht’in III. Reich’ın Korku ve Sefaleti, Friedrich de la Motte Fouqué’nin Undine, Zeruya Şalev’in Ve Yeniden Başlar Hayat, E.T.A. Hoffmann’ın Şeytanın İksirleri, Thomas Mann’ın Doktor Faustus ve Stefan Zweig’ın Vicdan Zorbalığa Karşı ya da Castellio Calvin’e ve Üç Usta: Balzac, Dickens, Dostoyevski adlı eserlerini Türkçeye çevirdi.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
248 syf.
·5 günde·Beğendi·Puan vermedi
Bu sitede bu kadar sevilen ve okunan bir yazarın, belki de en iyi eserlerinden birisinin bu kadar az okunması beni çok şaşırttı. Bu öyle bir kitap ki sadece 1500'lü yılların Cenevresi'ni değil zorbalığın, faşizmin, diktatörlüğün olduğu her dönemi anlatıyor.

Kitap, Kalvinizm'in öncüsü Calvin'in İsviçre'de vaizken zamanla ülkenin tüm kurumlarında dini otoriteyi kurması, yaşayamadığı tüm güzelliklerin acısını halktan çıkarması, halkın ise bu zalim diktatöre karşı özgürlüğünü korkuları uğruna satması ile başlıyor. Tanıdık gelmiş olabilir. Okuduktan sonra daha da tanıdık gelecek.

Kendi öğretilerini tek doğru kabul eden, yargıyı, eğitim kurumlarını, dini kurumları istediği gibi dizayn eden, yasakçı, sansürcü, gülmeyi dahi sevmeyen, katı bir dindar olan Calvin asla hata yaptığını kabul etmiyor, asla uzlaşmıyor. Lutherci gelenekten gelen ve vaktinde sapkın olarak nitelendirilen bu entelektüel yenilikçi, güçlendikçe aynısını karşıt görüşlülere yapıyor. Kendi yorumuna karşı yorum yapan herkesi keyfi olarak cezalandırıyor. Tüm şehri tek tip insanların hakim olduğu bir nevi büyük bir kışlaya çeviriyor, disipline ediyor. Bunlardan en acısı ise Serveto'ya yaptıkları. Onun hakkında her türlü karalamayı yaparken, ona her türlü iftirayı atıp, onu zindanlarda ölüme terk ederken karşılığında yaptığı tek şey onun sözlerini çarpıtmak, aleyhinde din düşmanı ve sapkın diye hüküm vermek. Serveto'yu yakarken bile tek istediği onun fikirlerinden cayması ve kendini haklı sayması. Çünkü Calvin, egoist ve kibirli. Calvin, kendisine karşı yapılan her eleştiriyi dine yapılmış hakaret olarak gösteriyor. Çünkü Protestanlık onun için kendini korumak için giydiği bir zırh.

Fakat tüm entelektüellerin sustuğu, korktuğu bir dönemde cesaretini kaybetmeyen biri var: Sebastian Castellio. Onun hakkında ne yazsam az gelir. Kitapta zaten muhteşem karakteri harika resmedilmiş. İkisinin mücadelesine ister vicdanın zorbalıkla mücadelesi, ister özgürlüğün baskıya direnmesi deyin. Neticede inandığı Hristiyanlık öğretileriyle bağdaşmayan her zalimliği yapan Calvin'e karşı aklıyla, kurnazlığı ile mücadele eden bir Castellio var. Ama zamanında Calvin neyi savunmuşsa gücü ele geçirince aksini de savunsa haksız çıkmıyor. Çünkü diktatörler kurumları, duyguları ele geçirdiği gibi gerçekleri de ele geçirir ve onu yalanla harmanlar. İşte bu tek taraflı propagandalar ile hep haklı çıkmaya çalışan, haksız konuma düşünce karşıdaki kişinin basımlarını yayınlatmayan, dini mahkemelerde görülmesi gereken davaları olmaması gereken mercilere taşıyan kişi toplumun güç sevdası yüzünden bir türlü zayıflamıyor. Hatta Castellio iyi niyetiili ve tüm fikirlere açık olduğundan, Protestanlık karşıtı fikirde olanlarla da diyalog kuruyor. Fakat bunlar öğrenilince toplumun da, ders verdiği üniversitenin de desteği iyice azalıyor. Ölmese akıbeti Serveto gibi olabilirdi.

Belki Calvin öldükten sonra öğretisi yumuşuyor, katılıklar törpüleniyor. Ama yazar Stefan Zweig'in yaşadığı dönemde başka baskıcı kişiler ortaya çıkıyor: Hitler, Mussolini ve nicesi. Günümüzde Hitler yok. Peki baskı bitti mi? Hayır çünkü baskılar kişide değil ona o gücü veren toplumlarda bitiyor. Ama unutmamak lazım. Calvin'in zulmü varsa Castillo'nun hoşgörüsü var. Çünkü kitabın sonunda da dediği gibi Kalvinizm'in etkili olduğu ilk yerler bugün hoşgörünün en çok olduğu yerler. Baskı aynı zamanda özgürlük talebini de doğuruyor. Bu kitap size karamsar gelebilir ama aynı zamanda umut da aşılıyor. Mutlaka okunmalı.
248 syf.
Zweig, Vicdan Zorbalığa Karşı'da resmen içimi yaktı. Çünkü geçmişte bugünü gördüm...

Hitler Almanya'sından kaçan ve her türlü totaliter rejime karşı, insanlık onurunu ve özgürlükleri savunan Stefan Zweig, Vicdan Zorbalığa Karşı'da bizi 16. yüzyıl Cenevre'sine götürüyor. Calvenizmin kurucusu Calvin'in dini kullanarak nasıl bir diktatöre dönüştüğünü, en küçük bir muhalefete dahi tahammül edemeyip onları sistematik olarak nasıl yok ettiklerini anlatıyor. Maalesef görüyoruz ki diktatörlerin ruh hastalıkları da yöntemleri de aynı. Zaman ve mekan farklı, isimler farklı ancak yaşananlar neredeyse aynı. Masumlara hain damgası vurulması, onları savunanların da bu hainlikten nasibini alması. Güçlünün zorbalığı, haklının masumiyeti, kalabalıkların korkaklığı...

Kitap bir biyografik roman tarzında işliyor. Altı çizilecek çok yeri var. Servetto'nun yavaş yavaş yakılarak öldürülmesi ve vicdanı temsil eden Castellio'nun diktatör Calvin'e muhalefet etmesi ana hadiseler...

Üzgünüm ama kendimden, ülkemden ve yaşadığım çağdan pek çok iz buldum bu kitapta...
144 syf.
·1 günde·7/10
Kitapta, Almanya'da Nazilerin iktidara gelmesiyle ,üzerlerinde baskılar artan ve hayatlarından endişe duyan, başta Stefan Zweig, Joseph Roth ve Irgmgard Keun olmak üzere dünya çapında ünlü bir çok edebiyatçının, Belçika'nın Oostende şehrine sığınmaları ve burada yaşadıkları anlatılıyor.

Adı geçen kişilerin ümitsizlik içindeki yaşam mücadeleleri, birbirleriyle ilişkileri ve yaşadıkları dramlar konu ediliyor. Ayrıca da gerek Oostende'deki ve gerekse sonraki yaşamları da anlatılıyor. Bütün bunlara ilave olarak da kişilerin ayrı ayrı dramatik sonları bize aktarılıyor.

Bu bir grup edebiyat ustasının, o kötü dönemdeki yaşantı ve mücadelelerini merak edenlerin okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.
248 syf.
Zweig bu kitabı Castellio’nun biyografini yazmasının çok faydalı olacağını belirten Matmazel Rosset’in önerisi üzerine kaleme alır. Castellio’nun yaşamı ilgisini çeker, savaşa karşı olduğunu ancak vicdanları susturmaya yönelik her despot iradeyle savaşı soylu gördüğünü belirterek, bu savaşı veren soylu kişilerin anılarını canlandırma adına çalışacağını yazar teşekkür mektubuna ve 1936 yılında kitabı tamamlar.

Anlatılanlar 16. yy. Cenevre’de geçiyor. Katolik Kilisesine karşı başlatılan reform hareketleri içinde yer alan Protestan Jean Calvin, Zweig’ın mektupta bahsettiği vicdanları susturan despot iradedir. Zweig Calvin’i anlatırken zorba kimdir, neler yapar, neden yapar, hissettikleri nelerdir, neden taraftar bulur gibi sorulara karşılık buluyorsunuz. Zweig büyük olasılıkla bu kitabı yazarken Calvin’i kendi içinde bulunduğu dönemin faşist lideri Hitler’le özdeşleştirmiş olabilir diye düşünüyorum. Bu kitabı değişik coğrafya ve dönemlerde okuyanlar da mutlaka özdeşleştirecekleri bir despot, bir zorba bulacaklardır. Bu çağrışımı yakalayabilirseniz –ki bu zor olmayacaktır- kitapta yazılanlar daha anlamlı gelip, ilginizi çekecektir.

Calvin fikirlerini aykırı bulduğu Serveto’nun yakılarak cezalandırılmasını sağlar. Yüzlerce insanın engizisyon mahkemelerinde cezalandırılması o dönem için aslında normal bir durumdur ancak bu cinayet Avrupa’nın birçok yerinde tepkilere neden olur bir fanatiğin sadece kendi öğretisini yaymak için neler yapabileceğinin bir işaretidir.

Bu olay üzerine susturulan vicdanlar adına ses olan Castellio tüm gücü elinde bulunduran Calvin’e karşı büyük bir cesaretle bir tek o karşı çıkar. Tüm güçleri elinde bulunduran Calvin’e karşı tek silahı kalemidir. Onu destekleyecek cesur, güçlü dostları yoktur. Bu bağlamda çalışmasının sayfasına düştüğü ‘Sivrisinek file karşı’ notu yaptığının farkında olduğunu buna rağmen vicdanının sesini dinlemenin yaşamından önemli bulduğunu gösteriyor.

Dindeki farklı yorumların sapkın olarak değerlendirilmemesini, kendi öğretisini şiddetle, barbarlıkla kabul ettirmesinin suç olduğunu, dünyada bir değil birçok hakikatin bulunduğunu, insanların bir arada yaşayabileceklerini anlatan hoşgörü manifestosu yazar. Sonrasında da Calvin’i suçlayan çalışmasında Serveto’nun yakılarak öldürülmesinin cinayet olduğunu nedenleriyle açıklar. Castellio’nun bu çalışmalarındaki fikirleri kendi zamanını aşan evrensel özelliğe sahiptir. Bu yüzden günümüzde de çıkarılacak dersler vardır. Tarihin değişik dönemlerinde sabit fikirli diktatörler çıkmıştır. Ancak hiçbiri tek bir din, tek bir fikir, tek bir ulus gibi özgürlüğü kısıtlayan, köleleştiren bir düzen dünyaya hakim olamamıştır, mutlaka özgürlük savunucuları çıkıp direnecektir.

Stefan Zweig’in okuduğum ilk biyografi kitabıydı. Zweig tarihte yer alan bu olayın her ayrıntısını kendine özgü üslubuyla işlemiş, kitaptaki satırları edebi, tarihi, vicdani değerlerle bezeyerek büyük bir emek harcamış. Yazdıklarını büyük bir ilgiyle okudum. Serveto’nun anlatıldığı bölümde onun en insani ihtiyaçları için isteklerini duymayan, ona yapılan insanı alçaltan tutumlar ve duyarsızlıklar karşısında öfkelendim, utanç duydum, üzüldüm.

Zorba karşısında eğilmeyen dimdik duran, bu uğurda yaşamlarını hiçe sayan Castellio’yu, kitabıyla beraber yakılacağı meydanda bile fikirlerinin yanlış olduğuna dair kendisinden koparılmak istenen itirafta bulunmayarak geri adım atmayan Serveto’yu tanımak beni onurlandırdı. Her daim zorbaların karşısında duran Castellio’lar olmuştur ve olacaktır. Zweig’ın kitabı yazma sebebi adına okunmalı.

“Bir insanı öldürmek, asla bir öğretiyi savunmak demek değildir: Bir insanı öldürmek demektir:” (S 174)

“Ah, sizi gözü körler, siz gözü kararmışlar, siz kana susamışlar, siz iflah olmaz sahtekârlar! Hakikati ne zaman göreceksiniz? Ya siz fani yargıçlar, kendi keyfî kararlarınızla insan kanı akıtmaya ne zaman son vereceksiniz?” (S 178)

“Çünkü her yeni doğan insanla birlikte yeni bir vicdan doğar ve daima birileri çıkıp fikri görevini yerine getirmesi, insanlığın vazgeçilmez hakları uğruna eski kavgaya yeniden başlaması gerektiğini hatırlar ve her zaman bütün Calvin’lere karşı bir Castellio ayağa kalkar, iktidarın bütün zorbalığına karşı düşüncenin mutlak bağımsızlığını savunur.” (S 222)

“Hakikati aramak ve onu kendi düşündüğü gibi ifade etmek asla suç olamaz. Kimse bir inanca zorlanamaz. İnanç özgürdür. “ SEBASTIAN CASTELLIO 1551
248 syf.
·4 günde·9/10
"Yumuşak huylu insanlar güçlü olmak zorundadır ve barış isteyenler bir kavganın içindedirler... Görünmeyeni yenmek mümkün değildir. İnsanlar öldürülebilir ama içlerindeki Tanrı öldürülemez. Bir halk yenilebilir ama ruhu asla."

Kendimizi çıkmazda, karanlıklar içinde, çaresiz hissettiğimiz dönemler olur. Bu dönemlerde karşımıza çıkan bir dost, bir arkadaş, bir tebessüm, güzel bir çift söz yüzümüzü aydınlatır; bazen de bir kitap çıkıverir karşımıza ve kafamızda dönüp duran soruları bir bir açıklığa kavuşturur.

Stefan Zweig'e ait, Can Yayınları'ndan çıkan "Vicdan Zorbalığa Karşı - Ya da Castellio Calvin'e" adlı kitabı da yaşamakta olduğumuz dönemi anlama bakımından bir gemici feneri niteliğinde. Cenevre'de 1536 yılında iki din adamının, Calvin ve Castellio'yu karşı karşıya getiren yaklaşık yirmi yıllık bir dönem anlatılır kitapta. Cenevre, Calvin'in baskıcı rejimine boyun eğmiştir ancak Castellio bu baskılara karşı koyar.

Stefan Zweig, Calvin'i "... uyumlu davranmanın her biçimine ilk olarak karşıdır. O tavsiyede bulunmaz, sadece emretmek ister" diye tanımlar. Zweig kitleler üzerinde uygulanan baskı ve şiddete ilişkin tespitler yapar: "Her tür insancıllığı zaaaf diye alaya alan zorbalık müthiş bir kuvvettir. Sistemli bir biçimde düşünülüp tasarlanmış, despotça uygulanan devlet terörü, bireyin iradesini etkisiz hale getirir, her toplumu çözer, altını oyar... Örgütlü bir korku rejimi mucizeler yaratır."

Şu anda Dünya'da yaşıyor ve durumu analiz ediyor gibi geliyor insana...

Cenevre meclisi tarafından göreve çağırılan Calvin, tüm yetkilerin kendinde toplanması ister ve kabul ettirir. "Hiçbir diktatörlük, güç olmaksızın düşünülemez ve ayakta kalamaz. Gücü elinde tutmak isteyen cezalandırma yetkisine de sahip olmalıdır."

Kitaptan hiç söz etmeden, bu görüşleri kendi görüşüm gibi yazmış olsaydım, bugünü iyi analiz eden biri olarak görülebilirdim. Ancak neredeyse 500 yıl önce yaşananlar nasıl da örtüşüyor günümüzle...

Sadece iktidarın tavrı ile sınırlı değil Zweig'in tespitleri. Zorbalığa karşı durmak isteyenlerin çaresizliğinin nedenlerini de çok iyi açıklıyor:

“…bir uyanış başlar. …yaygınlaşır ama bir yere odaklanamaz. Bu durum daima, geçici de olsa diktatörlerin lehine işler, sayıca çoktan azınlığa düşmüş olsalar bile bu, onların egemenliklerinin güvencesidir; askeri nitelik kazanmış iradeleri, birlik, bütünlük ve düzenli bir görünüm sergiler. Oysa karşılarındaki irade farklı yönlerden gelmekte ve etkisini farklı biçimde göstermektedir.”

“Bir araya yığılmış bir küme, militarize olmuş bir orduyla, örgütlenmemiş bir memnuniyetsizlik örgütlü bir terörle asla baş edemez.”

İncelememi kitabın ne kadar harika olduğunun daha iyi anlaşılması için; Thomas Mann'ın, Stefan Zweig'e gönderdiği bir mektupla bitirmek istiyorum.

Thomas Mann, Küsnacht'tan (30 Mayıs 1936) şöyle yazar:

"Sevgili ve çok değerli Herr Stefan Zweig;
Uzun süredir sizin Castellio gibi, içeriğine ve biçimine bu denli kaptırarak heyecanla okuduğum bir kitap olmamıştı! Bu bir sansasyon, son derece heyecan verici, günümüze ait nefreti ve sempatiyi tarihsel bir nesne üzerinde odaklıyor ve bize şunu öğretiyor: hep aynı şey. Bu ise bir yandan umudu yıkarken diğer yandan umut vermektedir de. Castellio hakkında bir şey bilmiyordum, onu tanımış olmaktan dolayı gerçekten mutluyum; eskilere dönüp yeni bir dostluk kazanmış oluyorum. Kitabınıza ve size teşekkür ederim... Hane halkımdan ve benden iyi dilekler, içten selamlar."


S.Y.
le quin ' bana romanlarım bir düşünce ya da mekan olarak değil bir karakter bir insan olarak gelir ' der . Dr. faustus 'u okurken ve arkasında Thomas'ı düşünürken romanınyla ilgili başka bir ifade biçimi düşünemiyorum...
Merak ediyorum Thomas'a - Thomas MANN - Adrian nasıl geldi?
hadi Adrian geldi diyelim bir cinnet havliyle ,peki Serenus nasıl geldi ?
Bütün bir romana can veren , romana canını veren bu adam nasıl geldi ?
meSela diyelim ki Adrian gibi bir karakterle Dehayı ,varoluşu ,Sanrıyı ,hırsı ,bir miti sarmaladın ve buluştun onunla . Belkide bir rüyada . Bilmiyorum .
Peki romanının dili olan filolog serenus ?
işte bu noktada yeteneğinden başka senden devreye giren başka bir şeylerin bir romanı 2 Ömre çevirmesı beni ona inandırdı . Adrian 'a .
Ama bunları kafamda çözümlemekle sanırım ancak romanın varoluş aşamasının çeyreğıyle karşı karşıya gelebilirim. HADİ KARŞI KARŞIYA GELELİM THOMAS VE BANA NASIL YAPTIĞINI ANLAT .
Bir insanı asla fikirden ayrı düşünemediğini ve benzersizligin sadeve butünleolusabilecegini soylr bana . Tamam .
AMA BANA BUNU NASIL YAPTIĞINI ANLAT . ..
744 syf.
Beethoven, Bach, Wagner gibi büyük müzisyenler yetiştiren Alman toplumunun hümanizmden uzaklaşarak merhametsiz, kibirli ve hırslı bir kitle hâline gelişini eleştiren, sanatseverlerin ilgiyle okuyabileceği, zamanının kültürel ve sosyolojik ortamını kapsamlı bir şekilde yansıtan; "kazanmak uğruna, ödememiz gereken bedelleri" sorgulatan bir roman.
112 syf.
·Beğendi·10/10
Okuduğum en acıklı son. Hikaye fazla hızlı ilerliyor lakin bunun nedenini bile çok güzel açıklıyor yazar. Olayların gelişimini betimleyemecek kadar yorgun olduğunu, düşündükçe canının yandığını dile getiriyor ve onu anlayacağımızı düşündüğünü söyleyip, özür diliyor. Zavallı Undine. Okumadan ölünmemeli..
344 syf.
·9/10
Zweig’ın biyografi üçlemesinin ikinci kitabı.

Biliyorsunuz Zweig, Dünyanın Mimarları adını verdiği üç serilik eserinde üçer isim anlatmakta.

Burada da üç Alman’ı bulacaksınız. Bir tarafta şiirleriyle tanıdığımız Hölderlin ve Kleist; diğer tarafta özellikle felsefeden bildiğimiz Nietzsche.

Nietzsche’nin farklı yayınevlerinde Tek kitap halinde baskısı da mevcut.

Üç ismin sanırım en büyük ortak özelliği ‘tam bir kaybeden ve çilekeş’ olmalarıdır. Belki de aynen Zweig gibi.

Daha ne bekliyorsunuz...
248 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Özellikle yorumlara bakarak okuduğum bir kitap. Yorumlar derken sitemizde yapılanlardan bahsediyorum. Ülkesinden iz bulanlar mı dersin, işi siyasete dökenler mi dersin, ne dersen de. Şunu da belirtmekte fayda var ki hiçbir diktatör rejimde baştaki insana 'Diktatör' diyip, bunu yazılı hale getirip kamuya sunamazsınız. Eğer sunmuş ve evinizde kahvenizi içip uzanıyorsanız o ülkede Diktatörlük var derken yalan söylemiş olursunuz ki bizler bir avuç Hayatı Kitaptan Özet olan insanların böyle demesinin mantığa uygun bir tarafı yok. Şimdi kitabımıza geçelim.
Calvin, yani terörün vücut bulmuş hali. Bir terörist demek mümkün ya da daha gerçekçi olarak Diktatör. Bir insanların nefes sayısını denetlemediği kalmış, zaten o da eksik kalsın. İnsan gördükçe o dönemde yaşayanlar için de oldukça üzülüyor. Bir de bu arada Zweig acaba Katolik mi diye de merak ediyorum çünkü Martin Luther'e karşı da birkaç yazısı olmuştu arada, onu da fırsat bulur ve unutmazsam araştıracağım.
Cenevre kentindeki diktatör Calvin ve ona karşı çıkan -adı da Stefan Zweig sayesinde unutulmayan- Sebastian Castellio üzerinden işlenen konumuz. Okuduktan sonra şiddetin her türlüsünün kötü olduğunu anlamakla beraber, kendisini sollayan arabanın bile geçmesini müsade etmeyip karşısından gelen kamyonun altına girip ölmesini isteyen "Gör Ebenin A.." şeklinde yaşayan "İnsan" grubuna şiddetin ne kadar kötü olduğunu anlatmak da oldukça zor olacaktır. Ya da Sopalarına "Haydar, Mahmut" yazanlar mı dersiniz, artık size kalmış.
Genel anlamıyla bakıldığında Zweig adına da benim en beğendiğim çalışmalardan birisi. Geçenler de onun yazdıkları için "Amaaaan, Çocukça boş hikayeler, ne okicam yaa" gibisinden bir cümle duymuş olmamın etkisi de var tabi. Çünkü bu yazısıyla o "BOŞ" hikayelerinden birisini yazmadığını da kanıtlıyor.
Cümleten keyifli okumalar ve 'size' mutlu günler. Benim Cuma akşam Ehliyet; pazar sabah DGS sınavı var ben bir süre kayıpları oynarım büyük ihtimal. Keyifli okumalar..

Yazarın biyografisi

Adı:
Zehra Kurttekin
Unvan:
Çevirmen
Sankt Georg Avusturya Kız Lisesi’ni bitirdikten sonra, Ankara Üniversitesi DTCF Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde öğrenim gördü. TRT İstanbul Radyosu’nda, sonra TRT İstanbul Televizyonu’nda sanat, kültür, edebiyat ve belgesel programları prodüktörü olarak görev yaptı. H.K. Laxness’ın Atom Durağı, Bertolt Brecht’in III. Reich’ın Korku ve Sefaleti, Friedrich de la Motte Fouqué’nin Undine, Zeruya Şalev’in Ve Yeniden Başlar Hayat, E.T.A. Hoffmann’ın Şeytanın İksirleri, Thomas Mann’ın Doktor Faustus ve Stefan Zweig’ın Vicdan Zorbalığa Karşı ya da Castellio Calvin’e ve Üç Usta: Balzac, Dickens, Dostoyevski adlı eserlerini Türkçeye çevirdi.

Yazar istatistikleri

  • 438 okur okudu.
  • 23 okur okuyor.
  • 584 okur okuyacak.
  • 10 okur yarım bıraktı.