Fakat ertesi sabah yeni güne keyifle uyandım, içime dolup taşan şükran duygusundan hiçbir şey eksilmemişti. Üzerinden dört ay geçmişti ve eski katılığım bir daha geri dönmedi, hâlâ güne sıcacık, çiçek açar gibi başlıyorum. Ayaklarımın aniden yerden kaymaya başlamasıyla, bir bilin-mezliğin içine düştüğüm, ve kendi derinliğime düşmemle baş döndürücü hızın bir araya gelişiyle yaşamın tümünün bulanık derinliğine maruz kaldığım zamanların o büyülü heyecanı, o ateş basması geçip gitti elbette, ama o zamandan beri kaynayan kanımı her nefes alışımda ve her gün tazelenen yaşam zevkinde hissediyorum.
Duygularım o kadar yoğundu ki, içimdeki bu gel git bana fiziksel ıstırap veriyordu, elimi boğulan biri gibi göğsüme, altında acıyla atan kalbimin üstüne şiddetle bastırmak zorunda kalıyordum. Fakat ne acıyı, ne zevki, ne korkuyu, ne dehşeti ne de pişmanlık olsun, hiçbirini tek ve ayrı hissetmiyordum, hepsi iç içe geçip erimişti; sadece yaşadığımı ve nefes aldığımı hissediyordum.