Gecenin karanlığında gözlerimi her açtığımda ve seni yanımda hissettiğimde, gökyüzü öylesine yakın geliyordu ki, yıldızların üzerime konmadığına hayret ediyordum. Hayır, asla pişman değilim, sevgilim, o saatlerden ötürü asla pişman değilim. Hâlâ hatırlıyorum: Sen yanımda uyurken, ben de nefes alışını dinliyor, bedenini hissedip sana bu kadar yakın olduğum için mutluluktan karanlıkta ağlıyordum.
Yeryüzünde hiçbir şey, karanlıktan gelen bir çocuğun fark edilmeyen sevgisine benzeyemez, çünkü o, öylesine umutsuz, öylesine teslim olmuş, öylesine adanmış, öylesine pusuda bekleyen ve tutkuludur ki, yetişkin bir kadının arzulu ama bilinçaltında hep beklentide olan aşkı ile karşılaştırılamaz. Sadece yalnızlık çeken çocuklar tutkularına bağlı kalabilirler; başkaları ise, duygularını herkesin ortasında çene çalarak heba ederler, güvendikleriyle köreltirler, onlar aşk hakkında çok şey duymuş ve okumuşlardır ve aşkın paylaşılan bir kader olduğunu bilirler. Aşkla bir oyuncakmış gibi oynarlar, ilk sigaralarını içen delikanlılar gibi, onunla havalarını atarlar.
Uyku dış dünyayla tamamen ilişkimi kestiğim, ilgimi ondan çektiğim bir durumdur. Kendimi dış dünyadan geri çekerek ve onun uyaranlarını kendimden uzak tutarak uykuya dalarım. Dış dünya beni yorduğunda da uykuya dalarım. Yani uykuya dalarken dış dünyaya şöyle derim: "Beni rahat bırak, çünkü uyumak istiyorum." Tersine olarak çocuk şöyle der: "Henüz yatmayacağım, uykum yok, biraz daha oynayacağım." Dolayısıyla görünüşe göre uykunun biyolojik eğilimi dinlenme, psikolojik özellığı ise dış dünyaya olan ilginin kesilmesidir. Çok isteksiz biçimde geldiğimiz bu dünya ile ilişkimiz anlaşılan ara vermeden dünyaya katlana- mayışımızı beraberinde getiriyor. Bu yüzden ara sıra dünyaya gelmeden önceki duruma, yani rahim içi yaşama geri çekiliyoruz. En azımdan rahımdekine çok benzer koşullar yaratıyoruz: Sıcak, karanlık ve uyaransız, monoton. Bazılarımız dertop olur ve uyumak için bedenimizi rahimdekine benzer bir pozisyona sokarız. Sanki dünya biz yetişkinlere de tamamen değil sadece üçte iki oranında sahipmiş gibi görünüyor, üçte bir oranında henüz doğmamış durumdayız. Bu takdirde her sabah uyanmak yeni bir doğum gibidir.