Sahnenin bir kösesinde ak sakallı "Tarih Baba" önündeki büyük kitabın yazısız sayfası açık olarak
duruyor, bu kıyamet manzarasına bakıyordu.
Esen, kasırga değil, sehitlerin ruhları idi. Bunlar Beseri Sefi paramparça etmislerdi. Simdi ondan kalan
yegâne sey birkaç damla kara boya...
Kasırga, bu kara boyayı Tarih Babanın kitabına doğru sürüklüyor. Ak sakallı ihtiyarsa bu kapkara
boyaları ak sayfaların üstüne kabul etmek istemiyerek eliye itiyordu. Fakat kasırga galip geldi ve kara
boyalar ak sayfanın üstüne bir iki satır halinde yapısıp kaldı.
Kasırga bir anda dinmisti. Bütün sehitler, bütün ölüler kendi yerlerine gitmislerdi. Tarih Baba kitabına
yazılan iki kara satıra eğilip okuyarak basını kaldırdıktan sonra yüzünü burusturdu:
- "Yazık!... Kitabım hiç böyle kirlenmemisti!"
"Çocuklar kusura bakarlar. Kuşlar gibi. Hani taş atmıştım bir kez de küsüp kaçmıştı... Ben şimdi kaçamıyorum İnci. Ama büyüyünce kaçarım belki. Hani o mavi uçurtma gibi...