Yücel

Mutlu kişiler, başka türlü yaşamamaları gerektiğini ve zaten başka türlü de yaşanamayacağını düşünerek, başkalarının da tıpkı kendileri gibi yaşadığından ve aksi şekilde yaşansa günaha girileceğinden emin olarak sürdürür yaşamını.
Alıntı
Reklam
İnsanoğlunun kaderi ve gayesi, capcanlı ve parlak bir şekilde aniden ruhunda belirdiğinde, bu gayeler ile kendi hayatını bir anlığına karşılaştırdığında, hayatla ilgili çeşitli sorular, keşfedilmemiş kalıntıların üzerine aniden vuran gün ışığının uyandırdığı kuşlar gibi, kafasının içinde birbiri ardına uyandığında, düzensizce ve korkusuzca koşturduğunda dehşete düşmüştü.
Alıntı
Kısacası, iki insanın her gün birlikte yaşamasının bazı koşulları vardır. Her iki kişinin de hayat tecrübesine, mantığa ve yürek sıcaklığına sahip olması gerekir. Böylece yalnızca iyi özelliklerinin keyfini çıkararak, karşılıklı eksiklikler nedeniyle darılmadan ya da bunlar yüzünden ayrılmadan yaşayabilirler.
Alıntı
O da diğer herkes gibi mutlu olmuş, o da hayatın hiç kimseyi kandırmayan, herkese gülümseyen dönemini yaşamıştı, gücünün filizlendiği, var olmaya karşı umut beslediği, saadete, cesarete, eyleme geçmeye yönelik istek duyduğu, yüreğinin, nabzının coşkuyla attığı, tüylerinin ürperdiği, hevesli konuşmalar yaptığı ve tatlı gözyaşları döktüğü yıllar yaşamıştı. Zekâsı ve kalbinin aydınlandığı zamanlar vardı. Ataletten silkinip kendine gelirdi. Ruhu, eyleme geçmek isterdi.
Alıntı
"Yaşamaya ne zaman vakit bulacağım?" diye sorardı yine kendi kendine. "Büyük çoğunluğuna gerçek hayatta hiçbir şekilde ihtiyaç duyulmayan bu bilgi sermayesi en nihayetinde ne zaman kullanılacak?
Alıntı
Reklam