Bilindiği üzere Türk Şamanlığında bir kişinin Şaman olabilmesi üç temel esasa dayandırılır:
Şaman olacak kişinin ağır bir hastalık veya ruhsal buhran geçirmesi gerekir. Bu hastalığın, olağanüstü varlıklar aracılığıyla ve Erlik’in yönlendirmesiyle kişiye bulaştığına inanılır. Başka bir ifadeyle Erlik, Şaman olmaya uygun kişiyi seçer ve hastalık bulaştıran ruhları onun üzerine gönderir.
Seçilmiş kişi, üzüt, iye ve benzeri ruhani varlıklar tarafından sürekli olarak Şaman olmaya zorlanır. Bu süreçte kişi rüyalar, halüsinasyonlar, ruhsal baskılar ve çeşitli manevi deneyimlerle karşılaşır.
Şamanlıkta kan bağı büyük önem taşır. Şaman olacak kişinin soyunda daha önce Şamanlık yapmış birinin bulunması gerekir. Ölen ata-Şamanın ruhu (üör), kendi soyundan gelen kişiyi Şamanlığa çağırır ve ona rehberlik eder.
Bu üç madde üzerine şu değerlendirmeler yapılabilir:
Şaman, gerekli eğitim ve törenleri tamamlayıp Şaman olduktan sonra yardımcı hayvan ruhlarını Erlik’ten alır. Bazı inanışlara göre ise bu yardımcı ruhlar, kişinin soyundan gelen eski Şamanlardan miras kalır. Şor Türklerinin geleneksel dünya görüşüne göre uygun adayı Erlik’in yardımcı ruhları belirler ve seçilen kişiye hastalık bulaştırması için başka bir ruh gönderilir. Benzer inanışlara Sagay, Tuva ve Şor topluluklarında da rastlanmaktadır.
Ata ruhu tarafından Şamanlığa çağrılma inancı kadar önemli olan bir diğer husus da, hastalığı bulaştıran ve bu süreci yöneten varlıkların Erlik ile ilişkilendirilmesidir. Bu durum, Şamanlık ve Türk mitolojik sisteminin tarihsel gelişimi ile sınıflandırılması konusunda ayrıca değerlendirilmesi gereken bir alan ortaya koymaktadır.
Sonuç olarak, kişi nasıl seçilmiş olursa olsun, belli bir eğitim ve öğretim sürecinden geçmeden Şaman olamaz. Şamanlık yalnızca soy veya ruhsal çağrı ile