sen bana hiç gelmedin, ama bende senden hiç gidemedim. en acısı da ne biliyor musun? gözümün önünde etimi kemiğinden sıyırdın, yine de vazgeçmedim senden. ve yine bilmiyorsun beni. hiç bilmedin. belki de hiç bilmeyeceksin.
bazı insanlar hak etmiyordu. sevilmeyi, içinde sürüklendiği hayatı, ailesini, arkadaşlarını, yediği yemeği, giydiği kıyafeti, ayağındaki ayakkabıyı, cüzdanındaki parayı, mevkisini, gözyaşlarını, aldığı notları ve hatta sahip olduğu sevgilisini bile. ama hepsi saygı duyulmayı hak ederdi.
biz onunla iki yarım elmaydık, ama birleşemezdik çünkü o benim değer yarımım değildi. sanki yarım elmalarla donatılmış bir yere kapatılmıştık ve herkes eşini bulmuştu. ama biz... onun fazla tarafları vardı. birleşmeye çalıştığımızda, o fazla olan tarafları karşılık bulamıyordu ve boşlukta kalıyordu. benim fazla olan taraflarım ise onda karşılık bulamıyordu boşlukta kalıyordu. bazen dayanamıyordum, dikiyordum o fazla taraflarımızı kesip biçerek. ama bu daha da acıtıyordu. öyle çok acıtıyordu ki, söküp atmak istiyordum kalbimi. yapamıyordum yinede.