İnanç ile bilgi arasındaki sınır geçirgen hale geldiğinde ve dini motifler yanlış bir ad altında felsefeye sızdığında akıl dayanağını kaybeder ve hayallere kapılır.
Akıl, insanda yalnızca bir paydaşlık biçiminde mevcuttur yani insanlar "tekil aklın" bir parçasıdır. Bu paydaşlar ise yanılabilir ve sonlu varlıklardır; çoğu zaman ihtiyaç olduğunda birçok açı dan tamamlanmaya muhtaçtırlar.
Akıl yani pratik akıl, insan hayatını nihai bir ufka yönlendirme yetisidir. Bu yönelim, ayrıntıdan ziyade genel ve temel bir şekilde gerçekleşir; ayrıca akıl, bu yönelimin koşullarını da dikkate alır. Dolayısıyla akıl toplumsal bir yaşam biçimini ahlaki-hukuki bir şekilde belirleyen bir güç olmanın yanı sıra onu ilkeler tarafından yönlendirilen bir güç olarak da ortaya çıkar.