Kitaba daldığım bu günlerde okuyabileceğim en güzel kitaplardan birini okudum sanırım. 2 gündür Pal Sokağı'nın çocuklarından biri olarak yaşıyorum. Hatta dünkü 5 saatlik uzun ve sıkıcı Mikrobiyoloji dersinde de ara ara orda olsaydım hangi rütbeye sahip olacağımı düşündüğüm de doğrudur :D
Yazdığım 4 adet incelemeden edindiğim minik tecrübeme dayanarak önce yazar ve kitap hakkında fikirlerimi yazıp sonrasında ise spoiler içerebilecek olan, kitabın içeriğine değinecek birkaç cümle ile noktalayacağım inşallah.
İşin aslı Ferenc Molnàr hakkında neredeyse hiçbir fikrim yoktu. İsmi söylense yazar olduğunu dâhi tahmin edemeyebilirdim. Fakat bu kitaptan sonra rahatlıkla söylüyorum ki kalan diğer tüm kitapları konusunda tetikte olacağım. Okuma fırsatı bulduğumda kesinlikle değerlendireceğim. Zira anlatış tarzı çok hoşuma gitti. Hikayenin hiçbir yerinde takıldığımı hissetmedim. Ara ara anlatıcının yaptığı açıklama ve hatırlatmalar sayesinde konudan kopmak gibi bir sorun da yaşamadım. Ayrıca çevirmenin de hakkını vermek istiyorum. Kitap bitince çevirinin kalitesi dolayısıyla onun da ismine bakma ihtiyacı duydum. İstanbul Tıp Fakültesi mezunu bir hekim olan Yonca Aşçı Dalar hanımefendi hakikaten güzel bir işçiliğe imza atmış.
Gelelim kitaba... Dediğim gibi,yazar hakikaten kitabın hakkını vermiş. Hikayeyi öyle güzel işlemiş ki kitabı okurken acaba kendi çocukluğunu mu yazdı diye düşündüm. Bu konuda internette biraz bakınsam da hiçbir bilgi bulamadım. Birkaç yerde anlatıda ufak hatalar olsa da (Göle düşen Nemecsek'in sırılsıklam olduğu halde seranın içinde cebindeki kibriti çıkarıp yakabilmesi ve bu yüzden Kırmızı Gömlekliler tarafından fark edilmeleri gibi .d) kesinlikle okuduğum en güzel hikayelerden biriydi. Bir gün Budapeşte'ye gidersem Pal Sokağı Çocukları heykellerini
Klasik Jules Verne işte :D ilkokul günlerime döndürdü beni gerçekten. "Balonla Beş Hafta" okuduğum ilk kitabıydı. Sonrakilerin hepsi gibi o da akıp gitmişti. Şimdi de bu kısa öyküyü okuyunca o günlere döndüğümü hissettim. Dimağıma o tat çalındı yani :D
Yarın okul var ama ben uykumu getirsin diye birkaç sayfasını okuyayım dediğim kitabı bir çırpıda bitirdim. Saat üçü geçmişken de incelemesini yazıp yatayım bari dedim. Bundan sonrası spoiler içerebilir.
Başta dediğim gibi, aktı gitti gerçekten. Korkusuz Kız adlı gemisiyle sefere çıkan Kaptan Louis Cornbutte tehlike sinyali aldığı bir uskunanın yardımına koşmak üzere iki tayfasıyla gemiden ayrılır fakat bir daha geri dönemez. Gemiyi babaocağı Denkerque'e ikinci kaptan André Vasling geri getirir. Oğlu Louis'in öldüğüne inanmayan ve kendisi de kurt bir denizci olan Jean Cornbutte mürettebatı ile birlikte onu aramak üzere yeniden denize açılır. Tabii bu sırada yanında dostu Panellan ve Louis'in de nişanlısı olan yeğeni Maria vardır. Türlü engel ve tehlikeler atlatılır. Sonunda Louis bulunur. Ancak gemide bir isyan baş gösterir. Maria ile evlenmek isteyen ikinci kaptan André Vasling kayıp Norveçlileri de yanına alarak kahramanlarımızı öldürmeye çalışır. Fakat gemiye saldıran ayılar sayesinde bu durum gerçekleşmez. Jean Cornbutte ise isyancıların limon stoğunu saklamalarından ötürü skorbütten hayatını kaybeder. Diğer karakterler eve sağ salim ulaşır ve beklenen evlilik sonunda gerçekleşir.
İşte böyle... Çocukluğumuzun yazarı Jules Verne'den her anı dolu dolu bir macera hikayesi :D
Kitabı 2023te almıştım. Ancak şimdilerde elime alıp okuyabildim. Ama iyi ki de böyle olmuş, şu anki ben buna ihtiyaç duyuyormuş.
Kendimin olmadığına inandığım tercihler sonucu yaşadığım hayattan pek memnun değildim ve “şimdi”yi bu şekilde harcıyordum. Bunun bazı zamanlar farkına da varıyordum. Ama bildiğin şeylere içten bir şekilde inanmak da gerekiyor sanırım. Bu kitap bunu sağladı mı? Bilmiyorum. Ama bu gibi birçok sorunuma dokunduğu kesin.
Kitaba dönecek olursak da bi tıp öğrencisi olarak iki doktorun vaka üzerine konuştuğu kısımlar ilerdeki mesleğime karşı bi açlık uyandırdı bende..bunun dışında kitap çok akıcıydı da bence. Her şeyin sırası güzel işlenmişti. Önemsiz ama ilk kalemle çizdiğim kitap da bu oldu.