Tam olarak itiraf edilmeden yaşanmış bir gençlik aşkının tatlı, hafif havası, insanın aslında bir daha görmeyi, bir daha yaşamayı arzulamasına rağmen uyanırken küçümseyerek dudak büktüğü bir düş gibi, bütün o sarhoş edici tatlılığıyla içlerinde uyanmıştı. Sadece arzulayan ama talep etmeye cesaret edemeyen, sadece vaat eden ama vermeyen bir yarım kalmışlığın güzel düşü.
Ancak mutluluğunu açıkça göstermekten de sakınıyordu, bazen mutluluk dolu bir gülümseyişi başkalarının ve ailesinin gözünden gizlerken öylesine güç harcıyordu ki dudaklarının zorlanmasından ağlamak üzere olduğu sanılabilirdi. Çünkü yaşadıklarını, kaba parmakların arasında korku dolu bir çığlıkla parçalanabilecek yüzlerce hassas bağlantıyla birleşmiş bir sanat eserini saklar gibi, yabancı gözlerden saklamak istiyordu. Böylece pek çok yerden, varlığını belli etmeden ve kırılıp dökülmeden geçebilmek için, mutluluğunu ve hayatını soğuk ve aşınmış gündelik sözcüklerin arkasına saklıyordu.