Dağların eteklerindeki ormanlarda, kimi ürküten kimi neşelendiren bin bir sesin arasında yürürken, bir pınar çıkıverir bazen insanın karşısına. Serin ve berraktır. Susuzluğunuzu giderir, dinlenirsiniz. Pınarın küçük sesleri bir anda ormanın koca gürültüsünü duyulmaz kılar. Sadece berrak suyunu, küçük şırıltılarını ve serinliğini duyarsınız. Kitaplar da pınarlar gibidir. Yaşamın gümbürtüsü içinde bize sessizliği sağlarlar. Sessizlik olmazsa, yorgunluklardan, gerilimden, huzursuzluk ve korkularımızdan kurtulamayız.
Bir yandan da, çoğu arkadaşım benim kitap okumamı tuhaf buluyor. Özcan da... Çok hoş çocuk aslında. Ama geçen gün haftanın hazırlıkları için ondan küçük bir yardım istedim; pişman etti beni. "Geç, kızım bunları! Çık kabuğundan biraz! Bak, ne güzel kızsın, ne bu böyle kitap kitap kitap!" diye tersledi beni herkesin içinde. Çok bozuldum, öleceğimi sandım. Oralı bile olmadi. "Dünya dışarda, kızım; çık artık bu eski usul işlerden!" diyerek uzun süre tantana etti. Kitapların altında kalasıca, bir de hoşlanmıştım ondan!