Oysa her birimiz,açıkça pek çok gruba mensubuz. Farklı aidiyetler arasında “ya bu, ya öteki” şeklinde bir seçim yapmamız gerekmiyor,sadece önem sırasına koyuyor ve farklı bağlamlarda farklı kimliklerimizi öne çıkarıyoruz.
Mevcut olan toplumsal rollere uyum sağlamak yerine bireylerin kendi doğru benliklerini bulmaları ve kendilerini şüpheci bir dünyaya pazarlamaları beklenmektedir.
Mahremiyet ve güvenin ortaklaşa yaşantılarla, bir davaya baş koyuşla, bir ömrü birlikte yürüyüşle elde edildiği zamanlar geride kaldı. Artık mahremiyet ve güven kendini açmakla, hayatını başkalarına ifşa etmekle sağlanıyor.
Kahramanlar,yaptıklarıyla ayırt ediliyorlardı; şöhretler,imgeleri ve markalarıyla. Varlıkları toplum hayatına zerre kadar fayda sağlamayan zamane şöhretleri, hiç utanıp sokulmadan “Biz markayız,” diyebiliyorlar.