Beyzagül

Ahiret
Haşrin mahkeme-i kübrasında mizan-ı a'zam-ı adaletinde cinn ve insin muvazene-i a'mallerini istib'ad edip inanmayan, bu dünyada gözüyle gördüğü bu muvazene-i ekbere dikkat etse, elbette istib'adı kalmaz.
istib’ad: akıldan uzak, olmayacak görme
Reklam
Yürümenin sırlarından biridir bu: Manzaraya, onu her adımda biraz daha tanıdık kılan bir yavaşlıkla yaklaşmak.
Sayfa 39·Kitabı okudu
Her yeni adımda bildiklerinin artması, zihin dünyanın derinleşmesi ve bedeninle beraber aklının da hayatta ilerlemesi …
“Kazandıkları günahlar, kalplerini kaplayıp karartmıştır.” (Mutaffifin 83:14) Evet günah kalbe işleyip, siyahlandıra siyahlandıra tâ nur-u imanı çıkarıncaya kadar katılaştırıyor. Herbir günah içinde küfre gidecek bir yol var. O günah istiğfar ile çabuk imha edilmezse, kurt değil, belki küçük bir manevî yılan olarak kalbi ısırıyor.
Sultan-ı Ezel ve Ebed'in mükerrer emirlerine karşı farzında yaptığı bir tenbellik, büyük bir sıkıntı veriyor ve o sıkıntıdan arzu ediyor ve manen diyor ki: "Keşke o vazife-i ubudiyeti bulunmasa idi." Ve bu arzudan bir manevî adavet-i İlahiyeyi işmam eden bir inkâr arzusu uyanır. Bir şübhe, vücud-u İlahiyeye dair kalbe gelse, kat'î bir delil gibi ona yapışmaya meyleder. Büyük bir helâket kapısı ona açılır. O bedbaht bilmiyor ki: İnkâr vasıtasıyla, gayet cüz'î bir sıkıntı vazife-i ubudiyetten gelmeye mukabil, inkârda milyonlar ile o sıkıntıdan daha müdhiş manevî sıkıntılara kendini hedef eder. Sineğin ısırmasından kaçıp, yılanın ısırmasını kabul eder.
Bunca zaman boyunca kalbime bıçak dayamış olmamın sebebi kendime “nesnel” bir gözle bakmam arzum.
Bugünden sonra yapmam gereken, “Bunu yapıyor olmam gerekiyor “ formülüne kendimi kastırmak yerine özgür bir birey olduğum gerçeğini kabul etmek.