Hastalar Risalesi (Risale-i Nur Külliyatı'ndan)

·
Okunma
·
Beğeni
·
3972
Gösterim
Adı:
Hastalar Risalesi
Alt başlık:
Risale-i Nur Külliyatı'ndan
Baskı tarihi:
Haziran 2013
Sayfa sayısı:
144
Format:
Karton kapak
ISBN:
9799756438458
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Söz Basım Yayın
Eğer hastalık olmazsa, sıhhat ve âfiyet gaflet verir, dünyayı hoş gösterir, âhireti unutturur. Kabri ve ölümü hatırına getirmek istemiyor. Sermaye-i ömrünü bâd-ı heva boş yere sarf ettiriyor. Hastalık ise, birden gözünü açtırır. Vücuduna ve cesedine der ki: "Lâyemut değilsin, başıboş değilsin, bir vazifen var. Gururu bırak, seni Yaratanı düşün, kabre gideceğini bil, öyle hazırlan." İşte hastalık bu nokta-i nazardan hiç aldatmaz bir nâsih ve ikaz edici bir mürşiddir. Ondan şekvâ değil, belki bu cihette ona teşekkür etmek, eğer fazla ağır gelse sabır istemek gerektir.
144 syf.
·4 günde·10/10
Hastalar Risâlesi, hastalara 'Geçmiş olsun' makâmında yazılıp;  aynı zamanda onlara, bir merhem, bir teselli, bir mânevî reçete, bir huzûr, bir kalp ferahlığıdır.

Evet, artık sağlığına kavuşmaktan tamâmen ümidini kesen bir insana, bâzen olur ki, ne  doktorların, ne de ilaçların bir faydası, bir yardımı, bir tesiri olmaz, fayda etmez. Çünkü, hastalığın arkasında saklı olan faydaları, hikmetleri, güzellikleri görmediğinden, düşünmediğinden ve anlamakta zorluk çektiğinden; kalbi ve ruhu öylesine derin hüzünlerle âlûde olmuştur ki, sağlığına kavuşmanın neredeyse imkansız olduğu düşüncesine kapılarak, günden-güne hayatla olan bağlarını koparmaya başlamıştır.

Yalnızca hastalar değil, hayâtın her sahasında böyle insanlara rast gelinir. Hayattan, yaşamdan, yaşamaktan ümidini kesen bir insanın; ayak üstünde yürüyen cenâzeden pek bir farkı yoktur aslında. Tek düşündüğü şey, "Bir ân önce ölüm gelse de, kurtulsam bu sıkıntılı dünyâdan" düşüncesidir..

İşte hayâtın en gerçekçi sahnelerinden biriyle karşı karşıyasınız. Maddî imkanların beş para etmediği, mâl-devletin, şân-şöhretin yetersiz kaldığını gösteren bir gerçekle.. böyle bir manzarayı gözünüzle gördüğünüz ân; tüm ömrünü maddîyat bataklığında çürüterek geçiren birinin; hayattan, yaşamaktan tamâmen ümidini kesen meyyît-i müteharrik (yürüyen cenâze) bir insandan pekte farklı olmadığını görmüş olursunuz.

İşte tam o ânda devreye -maddî ilaçlardan ziyâde- mânevî ilaçlar girmeğe başlar..

Hayâtın sâdece sağlamlıktan, maddîyattan, maldan, mülkten, şândan, şöhretten ibâret olmadığını anlatarak, onlardan daha önemli şeylerin olduğunun bilincine varmasına yardım etmek, kalbini ferahlatmak, hoşnût etmek, motive etmek; doktorların tavsiye ettiği (en çokta doktorların okuması gereken bir kitap) ilaçlardan bin defa daha büyük fayda ettiğini, tesirini gösterdiğini, tekrardan hayâta  tutunmasına yardımcı olduğunu, gitgide solmakta olan letâiflerinin, duygularının, hissiyatlarının yeniden yeşermeğe başladığını, kalbini kaplayan kara bulutların, esmekte olan mânevî rüzgârlar sâyesinde çekilerek yok olmağa doğru hareket ettiğini kendi gözlerinizle görmüş olursunuz..

İşte sırf bu yüzden, hasta olan bir insana verilebilecek en iyi, en tesirli ilaç; o insanın ümitsizliğe düşmesinin karşısını almaktır.

Hastalarınıza, sağlam olanlarınıza ve hattâ kendinize bir ilaç, bir yardım kaynağı, bir mânevî doktor ararsanız,  "Hastalar Risâlesi" size bu konuda yardımcı olacaktır..

Şunu da söylemeden geçemiyeceğim: Bu Risâle, sâdece dört buçuk saatte yazılmıştır.
144 syf.
·573 günde·Puan vermedi
Yürüyen risaleler vardır etrafınızda. Çokturlar hem de. Papatyalar gibi her bir yerde. Hastanede, yolda, otobüste, durakta. 1000 kitapta da elbet. Sevgili Murat Suha mesela, Sevgili Rojhılat.. Beyamca.. Sevgili Hakan mesela..

Hal diliyle okuyandır onlar. Bakışları risale konuşur sessizce, buram buram risale kokarlar. Bakarsınız ciddiyet, heybet, basiret… Bir o kadar da merhamet. Rahlesinde yetiştiği Koca Alim’in haliyle hemhal. Manen sessizce der ki; terki dünya. Bakışları burada da değildir zaten. Ahirete hasret, ukbaya müştak. Bu dünyada sıkıntılıdırlar da, bedenine hapsolmuş gibi özlerler öteleri.

İşte bu yürüyen risalelerden; tertemiz, safi genç bir üniversite talebesiydi yıllar önce poliklinikten içeri giren. Her adımın hesabını verecek olmanın ciddiyetiyle, aynı zamanda dünya denen ağaç gölgesinde nefes alır misal sakin, koşturmacasız, sessizce girdi içeri.

‘’Ne şikayetiniz var’’ diye sordum. ‘’ Estağfirullah ne şikayeti abla. Şikayet değil elbet, lakin şedid karın ağrım var ‘’ dedi isyanın tozuna tahammül edemezcesine. Aynı sahneyi okumuştum önceleri. Zübeyir Gündüzalp ‘ti sanırım aynı cümlelerle doktora cevap veren??. Bana onun bu cümleleri taklidi ya da yapmacık gelmedi zerrece. Aynı ilmin aynı haliyle boyandıklarından muhtemel.

İşte sonraları da çok gördüm onu. Lenfoma tanısıyla çok defalar kemoterapi için yatmıştı hastaneye. Onun yerine ben üzülüp endişelenirken; her uğradığımda yanına, mütebessim risale okuyordu teslimiyetle. Hatta o beni teselli etmek için muhtemel, bir gün polikliniğe geldi ziyaretime. Elinde de ‘’hediyeleşmek sünnettir abla ‘’derken uzattığı ‘’Hastalar Risalesi’’ . Aslında kendi reçetesini uzatmıştı bana mütevazice. Evet manevi reçete. İşte tam da sayfalarca-- saatlerce -- günlerce gözlerim kıpkırmızı ders çalışmaya çalışırken, tıp ilminin zerresini hecelemeye gücüm yetmezken … Daha satırları okuyup sıkılmaktan şekva ederken -ki başkaları bu satırlardaki hastalıkları yaşayıp imtihan olurken-… Ve dahi hastalıkları sadece okumakta bile zorlandığım bu kitapların her bir satırında bilmediğimiz âlemlerce ilim yüklüyken...Tesirim, kudretim zerreyken… Kendimi öylesine aciz, yorgun hissederken… Kütüphanemde bana gülümseyen bu manevi reçeteyi tekrar okumak için aldım elime bugün:)

Derler ya risaleler meyve bahçesi gibidir, herkes istidadına göre nasiplenir elbet. Kimisi en yüksek dallara ulaşırken... Hani kİtabın yazarı der ya; ’’ Allah a giden yollar mahlukatın, yaratılmışların nefesleri adedincedir’’ diye. İşte, o yolların belki de zerresine, etrafımda O’na davetiye veren şahit olduğum yollara uğramaya çalışırken, yoruldum da. Karar verdim risale bahçesinde nefes almaya. Ve her hayrın başı BİSMİLLAH diyerek, yerdeki meyveleri toplarım belki diye açtım tekrar kitabının sayfalarını….

Hayırlı ve bereketli cumalar efendim…
144 syf.
·6 günde
Yine çok güzel bişeye vesile olduğu için Sueda Reyyan ablama çok çok teşekkür ediyorum. Öncelikle hemşerim olmasına rağmen Saidi nursinin hiç bir kitabını okumamış olmanın utancını yaşıyorum. Kitaba başladığım günde öğlen arası arkadaşlarla otururken bu kitabı inceliyordum şiddetli bi böbrek ağrısıyla çığlık attım ne olduğunu anlamadan kendimi hastane de buldum kurban olduğum Allah bana bi böbrek vermiş keşke onu da vermeseydi diye sancıdan kıvranıyordum. Ee tabi uzun zamandır böbrekten ses seda çıkmıyordu herşey iyiye gidiyordu derken taş varmış meğersem kaç gündür içtiğim suyun haddi var hesabı yok gece uykudan uyandıran sancılar ama bana mısın demedi tabi neyse hastane de Serum yerken can sıkıntısından bu kitabı okuyordum ( ilk gün tahlil sonuçlarını beklerken uyumuşum ama :) ). Kitabın ortalarına doğru vay be ne kadar şanslıyım şuanda diye düşündüm ilk gün ağrıdan isyan bayraklarımı çekmişken şimdi ne kadar şükretsem azdır diye düşünüyorum hatta bi ara gittiğim düğünde sancı yine tutunca gülüyodum annem kafayı yediğimi bile düşündü :)) . Çektiğim onca acıya rağmen halen düşüremedim meşhur taşımı :) bazı bölümleri gerçekten çok ağır olsada altta yabancı bütün kelimelerin anlamlarına yer verilmiş ki zaten bu kitap seri halindeymiş sonrasında yaşlanmadan gençlik rehberi ile devam edip seriyi Allah nasip ederse tamamlamayı düşünüyorum. Hayat hikayesi gibi oldu ama yapacak bişey yok :) hergün hastanede olan birileri için yazılmış ruha şifa veren bi kaynak diye düşünüyorum.
64 syf.
Hamd hamd hamd...
Büyük bir hastalığım olmamasına rağmen bana şükrü öğreten muhterem cümleler, muhterem insan...
Okuyunca derdimi unuttum, hastalığın aslında büyük bir nimet olduğunu tüm kalbimle hissettim. Yürekten hamd ettim. Bazı kitapları okumak insana lezzet verir gerçekten tat bırakır ya.. öyle oldu çok keyifliydi, okudukça okumak istedim
144 syf.
·2 günde·10/10
Külliyatın içinde olmasına rağmen hastayken ayrı olarak okumak daha farklı oluyor. Maddi anlamda iyileşmeseniz de manevi olarak insana verdiği ferahlık ile maddi sıkıntılar ehemmiyetsiz kalıyor. Keşke her hastaya şifa niyetinde hediye verilebilse.
64 syf.
Ey dünya zevkini düşünüp hastalıktan ıztırab çeken kardeşim!
* Bu dünya eğer dâimî olsaydı,
* Ve yolumuzda ölüm olmasaydı,
* Ve firak ve zevâlin rüzgârları esmeseydi,
* Ve musibetli, fırtınalı istikbalde mânevî kış mevsimleri olmasaydı, ben de seninle beraber senin haline acıyacaktım.

Fakat madem dünya bir gün bize '' Haydi, dışarı!'' diyecek, feryâdımızdan kulağını kapayacak; o bizi dışarı kovmadan, biz bu hastalıklar ikâzatıyla şimdiden onun aşkından vazgeçmeliyiz. O bizi terk etmeden, kalben onu terke çalışmalıyız.
90 syf.
·1 günde
Okuduğum ilk risaleydi. Ve sanırım bu da 4. okuyuşum. Namaza başladığım günün ardından hastalanmıştım ve aylardır kitaplığımda olan bu kitap dikkatimi çekmişti. Namazın hemen ardından gelen bu hastalığın bana bir hediye olduğunu Bediüzzaman Hazretleri ile anladım.

Yirmi Beşinci Lem'a, yirmibeş deva.. İlk okumada bazı kısımların çokça tekrar ettiğini zannedebilirsiniz ama sonraki okuyuşlarınızda öyle olmadığını anlayacaksınız.

Devaların ardından Çocuk Taziyenamesine, İkinci Lem'a'ya ve Bir Doktora Yazılan Mektuba yer verilmiş.

Sizler de hastalanmayı beklemeden, manevi hastalıklarınızı düşünürek ve Rabbinizin bu hediyesinden nasiplenmek adına "hastalanmak" için okuyunuz :)
144 syf.
·11 günde
Özet teşkil edebilir.
Kitabı kesinlikle hasta yahut sağlıklı fark etmez herkesin okuması gerekiyor. İsme aldanmamak lazım.
Risale çok çabuk bitti... Bu kadar mıydı dedim :(
Kitap, hastalığın bizi gafletten koruduğundan, aczımızı hatırlattığından, bu bedenin sahibinin biz olmadığından, şekvada bulunmamamız zira şükrün nimeti ziyadeleştirdiği gibi şekva yani şikayetin de musibeti arttıracağından, hastalığı küçük görmemiz büyütmememiz zira arıları ne kadar elimizle kovmaya çalışırsak o kadar üşüşür bize musallat olurlar onlara dokunmazsak bir süre sonra bizden giderler misalindeki gibi musibete de ehemmiyet vermememiz gerektiğinden, hastalığın ömrü uzattığından yani zamanın kıymetlendirdiğinden oysaki sağlıklı iken gaflet ve sefahat içinde iken zamanı, faydasız, sırf geçirmek için geçirmek, deyim yerindeyse zamanı öldürmek cihetine gidildiği için o nimeti idrak edememek gibi daha birçok şeyden bahsediyor.
Dili de bana çok basit geldi okuduğum/okumaya başladığım diğer risalelere göre. Arada bir tekrar da edilmesi gereken bir kısa cep kitap diyebilirim.
İyi okumalar. :)
144 syf.
Ben bunu Allah’tan istedim. Yine de tahammül gücümü aşıyor...
Hastalık madem gafleti kaldırıyor derdim iştihım kesilsin, gözüm bişey görmesin dedim. Şu an istifade edebiliyor muyum bilemiyorum çünkü ağrıdan başka birşey düşünemiyorum kaç gündür. Ben de açtım hastalar’ı okuyayım dedim ama üstad her yerden vurdu, ne şikayetçiliğim kaldı ne sabırsızlığım ki ikisi de doğru.
Ve hatta biçareyim. Hastalar risalesinin bende tesiri büyüktür şu an bunları yazarken bir an ağrı hissetmemek dahil.
Ustadin dediği gibi “İllet olmazsa, âfiyet zevksizdir. Maraz olmazsa, sıhhat lezzetsizdir.”
Bu ağrıların bana düşündürdüklerini bir ben bilirim birde düşündüren.
Ama ustadim ey hastalıklara sükreden hasta kısmını da üstüme alıyorum. Sonuçta bunu bizzat ben istemedim mi?
64 syf.
"Hastanın duâsının makbûliyeti, ehemmiyetli bir mes'eledir. Ben otuz kırk seneden beri, bendeki kulunç denilen bir hastalıktan şifâ için duâ ederdim. Ben anladım ki, hastalık duâ için verilmiş. Duâ ile duâyı, yani duâ kendi kendini kaldırmadığından, anladım ki, duânın neticesi uhrevîdir."
Risale-i Nur-Hastalar Risalesi/30
"Herşey zıddıyla bilinir." Meselâ, karanlık olmazsa ışık bilinmez, lezzetsiz kalır. Soğuk olmazsa hararet anlaşılmaz, zevksiz kalır. Açlık olmazsa, yemek lezzet vermez. Mide harareti olmazsa, su içmesi zevk vermez. İllet olmazsa, âfiyet zevksizdir. Maraz olmazsa, sıhhat lezzetsizdir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Hastalar Risalesi
Alt başlık:
Risale-i Nur Külliyatı'ndan
Baskı tarihi:
Haziran 2013
Sayfa sayısı:
144
Format:
Karton kapak
ISBN:
9799756438458
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Söz Basım Yayın
Eğer hastalık olmazsa, sıhhat ve âfiyet gaflet verir, dünyayı hoş gösterir, âhireti unutturur. Kabri ve ölümü hatırına getirmek istemiyor. Sermaye-i ömrünü bâd-ı heva boş yere sarf ettiriyor. Hastalık ise, birden gözünü açtırır. Vücuduna ve cesedine der ki: "Lâyemut değilsin, başıboş değilsin, bir vazifen var. Gururu bırak, seni Yaratanı düşün, kabre gideceğini bil, öyle hazırlan." İşte hastalık bu nokta-i nazardan hiç aldatmaz bir nâsih ve ikaz edici bir mürşiddir. Ondan şekvâ değil, belki bu cihette ona teşekkür etmek, eğer fazla ağır gelse sabır istemek gerektir.

Kitabı okuyanlar 643 okur

  • Ayşe Bostan
  • Kitapsız Kitaplık
  • Sena
  • Azraben ʕ•ᴥ•ʔノ♡
  • Hasan Gök
  • Sümeyye Başyiğit
  • nesrin doğan
  • bir zât
  • ayşenur
  • Gülsüm yetimoğlu

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0
14-17 Yaş
%7.3
18-24 Yaş
%32.9
25-34 Yaş
%30.5
35-44 Yaş
%17.1
45-54 Yaş
%8.5
55-64 Yaş
%1.2
65+ Yaş
%2.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%48
Erkek
%52

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%58.9 (103)
9
%4.6 (8)
8
%1.7 (3)
7
%1.1 (2)
6
%0.6 (1)
5
%0.6 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%3.4 (6)