Ağlayamayacak kadar neşesizdi. Sebepsiz mahzundu. Sebepsizlik ikinci bedbahtlıktı. Hüznün sebebine alışa alışa insan o sebebi aşındırır, sebep yıpranır, hüzün ufalırdı. Halbuki, Adnan hüznünün tutacak tarafını bulamıyor, hattâ hüznünü bulamıyor, yakalayamıyordu ve bu hüzün meçhuller kadar büyüyordu.
Bir erkeğin bir kadını sevmesi onu ümit edebilmesiyle başlardı. Her aşk bir tahmin, bir tasavvur, bir ümitti. Bir kadın ki mümkün değil; fakat çok güzel; bu, aşk için kâfi miydi?