Sonuçta kişi, hatta bir çocuk kendi seçimini kendi yapmalıdır.Onun yerine hiç kimse seçim yapamaz. Yoksa bu durum onu zayıf düşürecek, kendine olan güvenini azaltacak ve deneyimden aldığı hazzın önüne geçecektir. Kendi itkileri, yargıları,duyguları ile içselleştirdiği diğerlerininki arasında ayrım yapamayacaktır.
Her insanın içinde her iki tür güç de bulunur. Gücün bir türü onu korkuya karşı savunmada kalmaya ve güvenceye yönelmeye zorlar. Ana rahminden ve memesinden uzaklaşmaktan, risk almaktan, elinde olanı bırakmaktan, bağımsızlıktan, özgürlükten ve kendi başınalıktan korkmasına, geçmişe bağlı kalmasına neden olur. Diğer tür güç onu Benliğin bütünlüğüne ve özgünlüğüne, kapasitesinin bütünüyle kullanılmasına, derinde, gerçek ve bilinçdışı Benliğini kabullenirken dış dünyaya güvenle açılmama yönlendirir.
Varlığı, kendini gerçekleştirmeyi Nirvana’ya benzer kusursuz bir durum gibi tanımlıyoruz. Oysa insanın bir kere bunu başarması artık tamamlanmış olduğu ve kusursuzluktan hoşnut bir şekilde kendini durağanlığa bırakabileceği anlamına gelmez.
Dünyanın içsel doğasını algılamanın en etkili yolu etkin olmaktan çok alıcı olmaktan geçer. Elden geldiğince algılananın içsel örgütlenmesine karşı açık, algılayanın kendi doğasından ise bağımsız olmak gerekir