Sahibine..
Pardon bayım, ben sizinle hiç öpüşmüş müydüm? Üzgün olduğum zamanlarda duygularımı ifade etmek için kelimelerin arkasına sığındığımı düşünürüm. Bazen de yazmamak için kendimi zorlarım. Dilin ucuna kadar gelen kelimeleri söylemeden tutmayı başarmak ne kadar zor ise, dimağı işgal eden düşüncelerin düşüncesizliklerini dizginleyerek yazmamak için direnmek de o derece zor. İnsan bazen kendini bile isteye zorlu bir yolda bulabiliyor; arzunun, sevginin, belki de sevme ihtiyacının isteği o kadar güçlü ki yanlışların içinden doğru hayallere tutunmaya çalışırken buluyoruz kendimizi. Yeter ki insanın sevmeye gönlü olsun her şey gerçekleşir arzusuyla ilerlediğimizde, bir kelime, bir cümle veya bir soru tüm soğukluğu ile tokatı yüzümüze indirebiliyor. Oysa bedenen bir avcının kurşunu dışında yaralayan, can acıtan, hatta öldüren hiçbir şeye maruz kalmazsın. O kurşuna da kader deyip teslim oluverirsin. Bir avcının kurşunu asla bir insanın samimiyetsizliği kadar can yakamaz. Bitmiş bir şeyin ardından koşmak nasıldır bilir misin? Zamanın içinde geçen her anın avuçlarımın yanmasına sebep olduğunu söylesem, bunun nasıl bir duygu olduğunu anlayabilir misin? Bu durumlarda nefes almakta güçlük çektiğimi ben bilirim de, benim dışımda başka kimler bilir diye bir soruya genel bir tanımlama yaparak cevap bulabilir misin? Yağmurlu havalarda ıslanan kaç güvercin gördün hayatında? Islanmanın arınmak olduğunu düşünen kaç insan tanıdın? Yağmurdan koşarak kaçan insanların, bilmeden kendilerinden kaçtıklarını hiç düşündün mü? Kendisiyle konuşamayan insanların, yanılsama içinde olduklarını, aslında bu durumlarda insanın içine kapandığını, içine kapandığını sandığı anların da yalnızlık olarak nitelendirildiğini söyleyen birilerini tanıdın mı? Yalnızlık, yalnız yapabileceğini düşünen insanın
Gidelim doğuya... Görelim süslü gecelerini, Oturalım siyah nehirlerinde, Şiir söyleyelim dilleriyle.... Veya gidelim batıya... İzleyelim pelikanları göllerde, Tanıyalım aşkı kamu parklarında, Şarkı söyleyelim dilleriyle... Ya da gidelim başka bir çağa... Sen bir badişah yahut bir prens, Ben ise kaybolan bir peri, Tanışalım büyük ağacın altında... Gidelim bir yere olsun gözlerine, Gidelim başka toprağa belki gözlerime, Yeter ki sayfalarımızda bir gidiş olsun, Olsun ki geri dönmeyi öğrenelim...
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Yarının hayali bugüne yeter mi🎵
Bir seni düşündüm, bir de kendimi... Ve gördün ki aradaki uçurumu kapatmaya ne dağlar yeter ne de o bitmek bilmeyen yollar. Bu şarkıyı tekrar tekrar dinleme vaktidir canlar...Hepinize armağanım olsun...
inşirah ver Rabbim
Hasbiyallahü lâ ilâhe illâ hüve aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbül arşil azîm: "Allah bana yeter, O'ndan başka ilah yoktur. Ben O'na dayandım ve O, büyük Arş'ın Rabbi'dir."
Duygu ve Düşünce
Ya olduğu gibi ya da olduğumuz gibi sevip sevilelim
Bir şeyi ya olduğu gibi kabul ediyorum ya da etmiyorum: Sade sodaya limon sıkmadığım gibi kahveye veya çaya şeker de eklemiyorum. Normalde yoğun tadları hiç sevmem ama kahveyi evde yapacağımda "Asra zift gibi yapıyor. Ben yaparım." diye ablam gidiyor. Bazen yapıp götürdüğümde "Zift içirmeyeceksin değil mi?" deyip gülüyordu. Ben de "Imm bugün vicdanlı günüm o yüzden bu sefer size göre hazırladım." diye gülüyordum. Ama benim azaltmış halim onlara hafif yine acı geliyormuş. Bir de bana demez mi "Sen eskiden nescafeyi yoğun sütlü içerdin. Neden Türk kahvesini zıkkım gibi içiyorsun?" "Artık çocuk olmadığım ve de baya yıl geçmiş olduğu için olabilir sanki ha, değişiklik ne garip (!)." deyip muzip ses tonuma bakışlarımı da eklemiştim. Aromaları baya hafif seviyorum, hafif halleri bana normal geliyor: Dokundurtmak yetiyor. (: Kendisi bunu bildiği için kahveyi böyle içmeme şaşırıyor. Ki ben aslında hep yaptığım gibi yaparken onlar azaltmış ama farkında değiller. Bazen o gelir "Bugün kahveyi ben yapacağım, nedense ağız tadıyla içmek istiyorum. Zehirlenmek değil der." Bazen ben de "Bugün kahveyi ben yapmak istiyorum kaç gündür özledim. Su içmek yerine keyifle kahve içmek istiyorum." derdim. Bir ara ilk kez içemediğim kahvenin telvesi küçük kupanın %65' i falandı. Ve söz de babam için yorgunluk kahvesi yaparken mayışmış olduğumdan ne kadar koyduğumu hem hatırlayamadım hem de ölçemedim. Kahveyi aldım babam ilk yudumunu içerken yüzünü buruşturmuş ama bir şey demedi. Ben de hiç ona bakmadığım için fark etmedim ta ki 3-4 yudumdan sonra telveye yetişip "Asra sen kahve değil telve yapmışsın. Direkt bardağa kahveyi atıp getirseydin daha hafif olurdu." deyince ilk şaka yapıp uğraştığını sandım. Sonra kendim yudum alırken "Oww cidden bu ne, içilecek kısmı o kadar az ki en azından