• Merhamet hissi, kötülük karşısında teslimiyetten ibarettir.

    Örneğin yetim bir çocuğa vurdukları zaman sadece merhamet hissine kapılırsak, çocuğun derdini paylaşmış olmakla birlikte zulümle de işbirliği yapmış oluruz. Bu işbirliği de gözümüzün önünde meydana gelen bu eylem karşısında sessizlik ve teslimiyet vesilesiyle gerçekleşmiştir. Bu nedenle insanların isyan etmeleri için insanın doğa karşısında mazlum olduğunu hissetmesi yeterli değildir; ayrıca bu adaletsiz düzen ve barışa karşı başkaldırması gerekir.
  • Yaşamımızın akışını denetim altına alabilmek için ne yapabilirdiniz, ne yapamazdınız, bunları düşünerek kendinizi yiyip bitirmenin ne anlamı var? Bizim gibilerin, hiç değilse doğru ve değerli birşeye ufak da olsa katkıda bulunmaya çalışmamız yeterli olacaktır.
  • "Işığın değerini bilmek için karanlıkların mahpusu olmak gerekir. Nimetin değerini bilmek için aç kalmanın, susuz kalmanın yeterli olacağı gibi. Ama bu değer bilişin önemi yok. Çünkü: bir zamanlar mahrumken bir gün nimete kavuşan insan kısa bir süre sonra unutur o günleri. Geçici olan, iğreti olan değil, yerleşik olan değer biliş önemli."
  • “Geleceğimi anlatmaya 2 kelime yeterli olur: ölüm ve cehennem. Onu kaybettikten sonra varlığımı sürdürmek benim için cehennemde yaşamaktan farksız olur”
  • Ne var ki, kapitalist toplumun olağan akışı adalete dair hakim kavrayış biçimlerini de kilitler. Uzun süre iş bulamayan, yoksullukla boğuşan bir işçinin sesini yetkililere duyurmak için Meclis’in önünde kendisini ateşe vermesi; maaşını alamayan bir işçinin “açım” diye bağırarak soyunması ve “devleti protesto ediyorum” demesi; çaresizlik içindeki kanser hastası bir kadının bakanın yüzüne serzenişi, eve ekmek götüremediği için utanç duyan bir babanın kendisini asması, kapitalizmin bireyler üzerindeki yıkıcı etkileridir.

    Adaletsiz olduğunu düşündükleri bir dünyada emekçilerin canına kıymaya yönelmesi kapitalist üretim ilişkilerinde varoluşları üzerine düştükleri “sonnot”tur. Karl Marx, intihar için kapitalizmin kara gerçekliğinden bir kaçıştır der. Bu bağlamda insanın kendi varoluşu üzerine söyleyebildiği sonsözdür. Kapitalizmin ve özel mülkiyet ilişkilerinin insani özgürleştirmeyi kısıtladığı ve bireylerin davranışlarını bastırdığı bir toplumsal yapı, dayanma ve direnme kapasitelerini daraltmaktadır. İnsanlar tam da bu noktada söz söylemek ister ve çıkışsızlık anları ise sonsözleri olarak belirir.
    İşçilerin seslerini, şikayetlerini, taleplerini duyurmak için bedenlerini kullanarak doğrudan eyleme geçmesi, bir protesto biçimi olarak bedenin mücadelenin ve eylemin bir enstrümanına dönüştürülmesi temsili demokrasinin yetersizliğine de işaret eder. Kendi sözlerini ve isteklerini dillendirmediğini düşündükleri siyasal kurumları doğrudan eylemle aşmaya çalışırlar. Gerek yaşamına son veren, gerekse canına kıymanın eşiğine gelen, bedenlerini açlığa yatıran emekçilerin eylemleri adalet ve eşitlik talebiyle biçimlenmektedir. Tam da böyle bir direniş ve eylem momentinde adalet ve eşitlik kavramını kapitalist dünyanın maddi ilişkileri üzerinden kavramak gereklidir.
    Kapitalist, işçinin işgücünü satın alırken, yemek ve mola saatlerini azaltarak işte geçen süreyi uzatır, normal bir işgünü sınırlarından daha fazlasını elde etmeye çalışır. Mutlak ve göreli artık değer sömürüsü yoğunlaşır. Kapitalist, sermaye ilişkisinin kişileşmiş formu olmasından ötürü kendi kendisine “oh, tamam, bu yeterli” gibi bir telkinde bulunmaz; artık-değer sömürü arayışını sürdürür ve daha fazlasını elde etmenin, birikim olanaklarını çoğaltmanın yollarını aramaya devam eder. Marx’ın yine Kapital’de belirttiği üzere kapitalist işçinin yaşam koşullarını, “temiz hava ve gün ışığından yararlanması için gerekli zamanı” bile gasp eder. İşçinin bedensel ve sinirsel fizyolojik bütünlüğünü, yemek zamanından uyku sürelerine dek yaşamının her alanını disiplin altına almaya çalışır, örneğin “sağlıklı bir uyku yerini ertesi gün işbaşı yapmasına yetecek kadar uyuklamaya” bırakır. Kapitalist, işçinin ne kadar ezildiğini, hırpalandığını, acı çektiğini umursamaz.

    Kapitalizmin varoluşunun bizzat adaletsiz oluşu, üzerinde yükseldiği artık-değer sömürüsüyle ilişkilidir. İktisadi alanı besleyen ve onun sürdürülebilirliğini garanti altına alan siyasal biçimler ise kapitalist devlet biçimi altında adaletsizliği her gün yeniden üretmeye devam eder. İşsizlik de, açlık da, pahalı olması nedeniyle tedavi olamamak da kapitalist üretim tarzının ‘doğal’ sonuçlarıdır. Sermaye birikimi olmadan varlığını devam ettiremeyecek olan sömürücü sınıflar, düzenin adalet üzerine kurulu olup olmadığı veya işsizlikten intihar edenler için adaletin tecelli etmesi gibi bir düşünce üzerine kafa yormazlar. Kapitalistlerin işçileri asgari ücretle veya sigorta gibi sistemle “korumasındaki” temel neden, işçinin ertesi gün işyerinde olmasını garanti altına almaktır. Yoksa aslında bir kapitalist için ideal ücret yazıyla sıfır, rakamla “0” ücrettir
  • Nazilerin o korkunç bilimselliği, Auschwitz'de pek güzel görülebiliyor. Himmler'in hekimlerinin insanların kısırlaştırılması deneylerini yaptıkları ameliyathaneler kusursuz. İnsandan çıkan maddelerin işlendiği bir laboratuvar, olduğu gibi duruyor. Bir kapıdan canlı bir adam giriyor, öteki kapıdan posası çıkıyormuş. Bir insanda hammade olarak ne varsa içeride kalıyormuş. İnsan derisinden, İnsan amaçıyla dokunmuş kumaşlardan, İnsan bedeninin yağından elde edilen ürünlerden muazzam bir sanayi yaratılmış Avusturya'da, üzeri çiçeklerle süslü, çam kokulu, koskoca bir sabun görmüştüm. İçimizden birinin, bu sabunun amcasından elde edildiğine inanması için yeterli nedenler vardır.
  • 284 syf.
    ·6 günde·Puan vermedi
    Fransız devrimini detaylarıyla anlatan bir kitap. Ama bu iyi bir özellik mi derseniz,kendi adıma hayır diyeceğim. Çünkü o kadar çok detaylı bilgi var ki detaylardan ana olayları göremiyorsunuz.
    Bunun yanında olayları anlatırken hangi ayda yaşandığını yazıp hangi yıl olduğu belirtilmemiş. Bu gibi nedenlerle okuması biraz zor bir kitap. İçerik olarak kesinlikle yeterli olmasına rağmen o bitmeyen detaylar nedeniyle konuyu tam olarak kavrayamıyorsunuz. En azından Fransız Devrimi konusunda okunacak ilk kitap olmadığı açık. Bu konuda daha detaylı bilgi edinmek isteyenler içinse kesinlikle iyi bir kaynak.