Ancak şimdi anlayabiliyorum normalleşmeyi ne kadar küçümsediğimi. Bu kadar ağır ve zor olabileceğini hiç sanmıyordum. İstemenin yeterli olduğunu düşünmek saflıkmış. Bazen normalliğin, bazı insanlara doğuştan verilmiş bir yetenek olduğunu düşünüyorum.
"Beni bu kahrolası zaman hikayelerinizle zehirlemeniz bitmedi mi daha? İnsanlık değil bu yaptığınız. Ne zaman? .. Ne zaman? .. Bir gün . . . Yeterli değil mi bu sizin için; bir gün . . . öbür günler gibi bir gün dilsiz oldu. bir gün ben kör oldum, bir gün hepimiz sağır olacağız. Bir gün doğduk, bir gün öleceğiz, aynı gün, aynı an . . . "
zargana da farkında olmadan o dönemi, yani çocukluğunu hayatından atıyordu. belki elinde bir silahla düşman cephenin sivillerini öldürmeye yemin etmemişti, ama kendi evinden kaçmayı denemişti. insanın kaderine öldürene kadar tecavüz etmeyi istediği gün, o kaçış fikrinin bir kara delik gibi zihnine gelip yerleştiği gündür. yoksul olduğu için bilgiye ulaşamayanlardan, hayatı ve insanlığı sorgulamayanlardan, en yüksek eğitim olanaklarının sunulduğu, delirmek için yeterli bütün malzemeye sahip çocuklara kadar bütün hayat tarzlarında, kaçış, rahatsız ama çekici bir yere sahiptir. üzerinde fazla oturulamayan sert bir koltuk gibi. anarşist yazarların okunması gerekmez yaşanan yerden kaçma fikrinin ortaya çıkması için. paranın olup olmaması, bir kentte ya da bir kasabada yaşanması hiçbir şeyi değiştirmez. bir insan ya gitmek ister ya da kalmak. gidenler üzüntüyü çarşaf yapıo üzerine yatar ve o çarşafın üzerinde bin bir zevk içinde hayatla sevişir. kalanlarsa vasat hayatlarını, bir ürünün taban ve tavan fiyatlarına benzeyen taban ve tavan duygular içinde yaşayarak yerleşik düzenin sokak lambaları hâline gelir...