Kitap bitince insan, "ben bu kitabı okumak için neden bu kadar bekledim" diye hayıflanıyor. Márquez, bu romanı 1966 da yazdı, ilk defa Sander Yayınları tarafından 1974 yılında Türkçe'ye çevrildi ve 1982 de Nobel Edebiyat Ödülünü aldı yani bu tarihte bütün dünya romanı tanıdı ama ben 2019 da okudum, ne büyük ayıp!
Kitap 1982 yılında Nobel ödülünü alarak bütün dünyada yayıldı ama asıl patlamayı 2014 yılından sonra yaşadı. Evet, bu tarih Márquez'in öldüğü tarihtir. Sanatçıların yada edebiyatçıların öldükten sonra kıymetlenmesi alışıldık bir durumdur ama Márquez ölmeden biraz önce bir mektup yazdı ki mektubu bütün dünyada yaşamın anlamını sorgulattı. Açıkçası bende bu mektupla Márquez'i tanıdım.
Márquez, Büyülü Gerçeklik yada Fantastik Gerçeklik olarak bilinen sanat akımının en önemli temsilcilerindendir. Zaten bu eserini de bu tarzla yazmıştır. Yazar roman boyunca okuyucuyu meraklandırarak dikkatini toplama derdine hiç girmemiştir hatta çoğu zaman bir olayın önce sonucunu açıklar sonra da olayın yaşanmasında etkili olan süreci anlatır. Márquez bu romanı babaannesinden dinlediği hikayelerden aynı zamanda babaannesinin anlatım tarzından da etkilenerek yazmıştır. Márquez, kitabın arkasında kitabın kısa hikayesini şu şekilde yazar:
“Yüzyıllık Yalnızlık’ı yazmaya başladığımda, çocukluğumda beni etkilemiş olan her şeyi edebiyat aracılığıyla aktarabileceğim bir yol bulmak istiyordum. Çok kasvetli kocaman bir evde, toprak yiyen bir kız kardeş, geleceği sezen bir büyükanne ve mutlulukla çılgınlık arasında ayrım gözetmeyen, adları bir örnek bir yığın hısım akraba arasında geçen çocukluk günlerimi sanatsal bir dille ardımda bırakmaktı amacım. Yüzyıllık Yalnızlık’ı iki yıldan daha kısa bir sürede yazdım, ama yazı makinemin başına oturmadan önce bu kitap hakkında düşünmek on beş, on