Bugün Şeker Portakalı filmini izledim. Film bitti ama etkisi hâlâ içimde. Zeze'nin hikâyesini izlerken aslında sadece bir çocuğu değil, sevgiye aç büyüyen nice insanı gördüm. O kadar zeki, o kadar güzel bir çocuktu ki... Ama sevgisiz büyümenin yükünü taşıyordu. Belki de yaramazlıklarının altında sadece görülmek, anlaşılmak ve sevilmek isteyen küçücük bir kalp vardı. Filmin en çok dokunan yanı ise, Zeze'ye "Seni seviyorum." diyen ilk kişinin ailesi değil, sonradan tanıştığı Portekizli adam olmasıydı. O sahnede sadece Zeze'ye üzülmedim; biraz da kendime üzüldüm. Yedi kardeş olduğumuz için aile sevgisi hepimize eşit yetmedi. Belki bu yüzden çocukluğumdan beri sevilmenin, değer görmenin ne kadar kıymetli olduğunu hep derinden hissettim. Bazı filmler izlenip biter. Bazılarıysa insanın yıllardır sessizce taşıdığı yaralara dokunur. Şeker Portakalı da benim için tam olarak böyle bir filmdi.
Unutma Beni
​Bir gün adımı unutursan eğer, Sessizce çekildiğim köşemde hatırla. Gözlerin dalarsa uzaklara sebepsiz, Sana hiç kıyamayan kalbimde hatırla. ​Yarım kalmış bir şarkı çalarsa bir yerlerde, İçini acıtan o ince kederde, Yağmurun cama vurduğu o her damlada, Sana biriken gözyaşımda hatırla. ​Biliyorum, hayat akıp gidecek kendi yolunda, Belki de yabancı bir el olacak kolunda. Ama ne zaman bir sızı duyarsan solunda, O derin, o iyileşmeyen yaranda hatırla. ​Sana ne nefretim var ne de bir sitemim, Sadece tükendi her şeye dermanım, yetmedi gücüm. Toprağa düşerken en son nefesim, Seni dünyalar kadar seven o kadında hatırla...
Şiir
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
O gitti ben koştum, o itti ben koştum, o istemedi ben koştum… ve sonra gurursuz oldum, yüzsüz oldum, çok seviyordu geldi demedi. Bir kez olsun gelmeye onun yüreği yetmedi.
öyle bir insan düşünün ki bütün hayatı boyunca araplardan nefret etsin, sonra gitsin arabın tekini sevsin, yetmedi bi de bu oğlanın ailesi tarafından REDDEDİLSİN ve ağlasın. asla asla demicen.
Coğrafyaları yuttum, kesik kesik her yerim incinmedim, tek tek ezdim ayaklarımda tüm dikenli telleri; her mayının bilirim santim santim yerlerini. Hiçbir kara parçasına ait hissedemedim kendimi; bir senin sınırına cüretim yetmedi. Hangi gümrük kapısında vursalar beni, kanım haritaların dışına taşardı. Ben ki, adımı üniformalıların kara defterine bir tehdit gibi yazdırmış adamım; siperleri, barikatları ve büyük devletlerin kanunlarını bir hırka gibi sırtımda taşıdım. Dünyanın bütün meydanlarında haykıran bu hırçın gövde, Senin sessizliğinin askerî mahkemesinde suçlu bulundu ve sustu. Kuşatılmış şehirlerin uykusuzluğunu bölüştüm gece nöbetlerinde, Tank paletlerinin kıvılcımlarında yıkadım yüzümü. Hangi rüzgârın hangi uçuruma açıldığını ezbere bilirdim de, Bir senin kirpiklerinin altına saklanan o sığınışı çözemedim. Şimdi karşında durduğum bu tel örgüsüz, bu gürültüsüz eşik; Bütün isyanlarımın diz çöktüğü, bütün kelimelerimin kurşuna dizildiği son cephedir. Çünkü bilirim, senin toprağına izinsiz ayak basmak; Tarihin en haklı kavgasından firar edip, Kendi göğsüne kendi namlunla nişan almaktır. ✍️ Murat
1000Kitap
Yetmedi mi bu kadar sessizlik
Müzik