Umarım bir gün pişman olmayız." dedi Bill. "Hayat çok kısa. Annem ve babam öldüklerinde altmış yaşındaydılar. Acaba her istediklerini yaptılar mı? Yoksa yalnızca rolleri gereği gibi mi yaşadılar? Ben bunu yapmak istemiyorum. Ama nasıl başaracağımı bilmiyorum."
Mükemmelliğe odaklandıkça müthiş bir suçluluk duygusuna teslim oldum. Yeterince iyi bir anne, yeterince iyi bir eş, yeterince iyi bir dost olamadığım için... yeterli olamadığım için... Her şeyin iyisini yapayım isterken, aslında ben iyi değildim. Kendimle aram iyi değildi.
Bizler de ana karnında bebekleriz. Vakti gelince bu rahmi terk etmemiz lazım. İlelebet burada kalamayız. Ama biz buradan çıkmak istemiyoruz. Zannediyoruz ki dünyayı terk edersek öleceğiz. Ölünce de yok olacağız. Oysa ölüm dediğin başlı başına bir doğumdur aslında. Ölünce bu rahimden çıkacağız. Doğacağız sonsuzlukta. Bunu bir idrak edebilsek korkmazdık ölümden. İdrak edemediğimiz için korkuyoruz. Doğar doğmaz ağlayan bebekler gibi biz de bu dünyadan ayrılmayalım diye ağlıyoruz."
"Cehalet bulaşıcıdır. Cehalet salgın bir hastalık gibidir. Bir kez vücuda girdi mi bu virüs hızla yayılır. Onu durduracak tek bir aşı var: Kitaplar! Acilen dönelim kitapların dünyasına."