Danielle Steel

Danielle Steel

Yazar
7.7/10
657 Kişi
·
2.305
Okunma
·
101
Beğeni
·
6784
Gösterim
Adı:
Danielle Steel
Unvan:
Amerikalı Yazar
Doğum:
New York, ABD |, 14 Ağustos 1947
Danielle Steel ünlü Lövenbrau bira yapımcıları soyundan gelmektedir. Annesi Portekizli babası Almandır. Her biri sekiz yabancı dil konuşabildikleri halde ortak dil olarak Fransızca'yı kullanışlardır Ünlü bir banker ve bira yapımcısı aileden gelen babası sürekli Münih'de yaşamaktır. Ailenin yerleşim merkezi, Bavyera Kaltenberg'deki etrafı su hendekeleriyle çevrili şatodur. Diplomat bir ailenin kızı olan annesinin Portekizli büyük babası ise uzun yılları Amerika'da diplomatik görevlerde bulunmuştur. Amerikada doğan Danielle, çocukluğunun büyük bir kısmını Paris'te geçirdi. Yirmi yaşına geldiği zaman New York'a gitti ve orada Super Girl firmasında çalışmaya başladı. Bu kuruluş Zamanından önce halkla ilişkiler düzenleyen ve kadınlar tarafıdan yönetilen bir iş yeriydi. borsa acentalarına partiler düzenler, büyük firmalar adına P. R programları hazırlardı. Büyük ekonomik buhranda firma iflas etti ve Danille Stell Doing Home Yuvaya Dönüş adlı ilk kitabı yazmak için çalıştığı yerden emekli oldu.
"Evliliğe karşı mısın?"
_Hayır
_ Birbirini sevmeyen karı kocalara karşıyım, mutsuz çocuklara, sevgisiz evlere karşıyım!..
420 syf.
Ne güzel; bu kitabı benden başka okuyan olmamış. Şiddetle muhtemel ki olmayacak da. Zira Danielle Steel'in bu kitabı Türkçe'ye de çevrilmemiş. Dolayısıyla başka okuyan yok, Türkçesi yok. O zaman spoiler vereceğim diye korkmaya da gerek yok:)

Gelelim bu kitabın hikayesine. Eğer biri bu kitabı bir gün Türkçe'ye çevirir ve 300 sayfasını atarsa, geriye kalan 120 sayfalık kitap gerçekten muhteşem olacak, buna zerre şüphem yok. Buradaki kastım kitaplar kısa olsun değil elbette ki. Fakat kitabın başındaki süper giriş, ortalara gelmeden sizi yakalayan ve merakla sonuna gitmenizi sağlayan sorunlar ve hoş bir dokuyla işlenmiş iç içe geçmiş iki hikaye (belki de 2 buçuk demek daha doğru) gerçekten çok güzel.

Fakat sanki birisi sevgili yazarımıza 'hikaye çok güzel ama roman olmak için kısa, 400 sayfayı geçmelisin' demiş ve bu şahane öykü bu hale gelmiş. Belirli yerlerde, farklı bölümler (soru şeklinde genelde), farklı kelime ve cümleler kullanarak aynı mânâya gelen yinelemelere dönüşmüş. İnanın bu bölümleri yeniden, yeniden okumak Çin İşkencesinden farksızdı. Lakin paradoksun başladığı yerde burası. Konu çok sürükleyici ve çok güzel. Ama farklı cümlelerle aynı yerleri tekrar tekrar okuyunca, Acun Ilıcalı'nın program sunarken heyecan kasacak ya da süreyi uzatacak diye aynı şeyleri defalarca tekrar edip izleyiciyi insanlıktan soğutmasına benzemiş.

Ben de daha fazla uzatmadan bu güzel hikayeden size de bahsedeyim:)

Baş kahramanımız başarılı mimar Charles, avukatlık şirketinde çalışacak olan yavuklusu Carole ile Amerika'dan Londra'ya, taşınıyor. Carole çok fıstık bir kadın. Çok iyi ve başarılı. Tek kötü huyu var, şirketin patronuyla kırıştırıyor. Üstelik o da evli. 60'lı yaşlarındaki patron 3. karısını boşayıp Charles'in çok iyi huylu ve güzel olan karısını kendisine avrat yapıyor. {(neresi iyi huyluysa:)) Carole'nin iyi bir kadın olduğu kitapta tekrarlanıp duruyor. Böyle iyi düşman başına:) Onu çok seven ve asla ondan başkasına bakmamış bir adamı 10 yıllık evliliğinin son döneminde boynuzlarıyla rengeyiğine çevirmiş bir kadın nasıl iyi karakterli oluyor bunu yazara sormak isterdim doğrusu}

Tabii Charles yıkık ve dağılmış bir şekilde sokak sokak Carole diye ağlarken şirketi onu Amerika'ya yolluyor (geri postalıyor demek daha doğru:)) Zira doğru düzgün çalışmayanlara aşk acısı çekiyor da olsa kimse acımaz Avrupa'da. Adamın oturma organına basarlar tekmeyi:))

Charles, Amerika'da, aklı sıra ayrılık acısıyla cebelleşirken çocukluğunun geçtiği yerlerde takılıp, kayak yapmak için dağlara doğru yol alıyor. Tipinin etkisiyle bir yerden sonra ilerleyemiyor ve oradaki motel tarzı bir yerin kapısını çalıyor. Yaşlı bir teyzeciğimiz işletiyor orayı. Fakat kışın kimsenin uğramadığı bu yere müşteri gelmesi onu da şaşırtıyor. Önce sapık sanıyor ve tokat manyağı yapmayı planlarken, bakıyor ki iyi çocuk, bir oda açıveriyor, sonuçta parasıyla değil mi:)

Motel sahibi teyzeciğimiz çok çekmiş acılı bir kadın (çok Türk filmi izlemenin bende yaptığı bir deformasyon:)). Anglo-Sakson ırkının dibi olan Danielle ablamızın (yazar) hikayesini Emrah filmine çevirdim:)) Neyse; teyzeciğimiz oğlu, torunu ve gelininin uçak kazasından mütevellit ahirete göçmesinin akabinde, bu acılara dayanamayan kocasını da kaybediyor. Birbirlerine acılarını anlatan ikili arasında bir acı kardeşliği oluşuyor. Charles acılı, teyze acılı:) (Güldür Güldür'deki acılı showa döndü)

Teyzenin evinin biraz ilerisinde 200 yıl kadar önce yapılmış ahşap bir ev var. Orası merhum oğlunun evi. Fakat vefatından beri teyze oraya gitmemeyi tercih ediyor. Charles, kabaran mimarlık güdüsünün de dürtüklemesiyle oraya gidiyor. Teyze uyarıyor, bak Charles iyisin hoşsun ama orada hayalet var. Ben bir kere gördüm ödüm patladı, sen de gidip oraya delikanlılığı delik teşik etme, diyor:) Ama Charles dinlemiyor. Bana bu evi kirala diyor ve orada yaşamaya başlıyor. Charles, gecenin bir anı bir bakıyor karşısında bir kadın. Nereden girdi bu kadın içeriye demesine kalmıyor, kadın kayboluyor. Ben okurken bir anlık yusuf yusuf etkisi göstermeme rağmen Charles kormuyor ve arkasından gidiyor. Bakıyor kimse yok. Fakat kadının güzelliği aklında kalıyor. Erkek milleti işte; hayalet bile olsa tek dertleri kadın güzel mi:)

Sonraki günlerde çatıdan sesler geldiğini fark ediyor. Çıkıyor bakmaya, bir beşik buluyor. Yanında minik bir sandık. Kilitli ama 200 senede hoşafı çıkmış. Bir karate darbesiyle kilidi parçalıyor ve içinden mücehver çıkar diye hayal kurarken karşısına bir sürü mektup tarzı yazılmış kağıtlar çıkıyor. Hayal kırıklığını atlatıp okumaya başlıyor. Daha önce gördüğü güzel kadın 'Sarah' yani hayaletin el yazmalarını bulduğunu anlıyor.

Sarah da acıların kadını:) O da çok çekmiş. Genç yaşta evlendirilmiş. Gerçi o dönemlerde 18 geç bile sayılabilir:) Erol Taş misali kötü kalpli bir kontla:) Zalimlerin padişahı kontumuzun tek derdi bir varis. Bu nedenle Sarah'ı yumurtlama makinası gibi kullanıyor. Fakat çocukların hepsi ölüyor. Kimisi doğar doğmaz. Altıncı çocuktan sonra Sarah artık çocuklarının yaşamadığına ikna oluyor. Ama çakma Erol Taşımız zalim kont, aynı fikirde değil. Bir yandan Sarah'ı ezilmiş patates kıvamına getirene kadar döverken bir yandan da av partileri, kumar, kadın ve içkiyle kendini ödüllendirmeye devam ediyor. Kontun üvey kardeşi bile bu duruma dayanamaz oluyor. Gel diyor Sarah, seninle Amerika'ya kaçalım. Orada bizi bulamaz bu herif. Sarah, kabul etmiyor. Sen benim kayınbiraderimsin, tövbe diyor olmaz öyle şey.

Bir av partisinde kont fena yaralanıyor. Şatodaki herkes umutla gebersin it diye beklerken yine canlanıyor:) Sarah bakıyor ki hakkaten kötüye bir şey olmuyor, gemiyle Amerika'ya kaçmaya karar veriryor. En fazla yolda ölürüm diyor, bundan daha iyidir. 7 haftalık bir yolculuktan sonra Boston'a varıyor. Kendine çiftlik arıyor etraflarda. Tabii millet garipsiyor. O zaman ki Amerika şimdiki gibi 'kimin eli kimin cebinde belli değil' olmamış henüz. Yalnız başına bir kadın ne arıyor diyorlar buralarda. Üstelik kadın fıstık. Sarah, dulum diyor. 'Kocamı kaybettim. Artık beni Londra'ya bağlayan bir şey yok. Dedim Amerika hoş memleket.'...

Bu kadar:) Hepsini de anlatacak değilim:)
448 syf.
·5 günde
Bence Pegasus'un şarkısı...
Hani bir gecede,bir günde hatta bir anda hayatın değişir ve sen bir daha aynı sen olamazsın . Ve artık sana ait olmayan senin ait olmadığın bir hayatı: başroldürsün fakat getir götürcü gibi yaşarsın...vazgeçemezsin, düşemezsin, ben oynamıyorum diyemezsin.
Çünkü sana bağlı hayatlar vardır.
Oğulları için Nick' in hayatı artık pluto ya bağlıdır. O yoksa onlar icin artık hayat yoktur.

Hitler'in Almanya'sın dan... gözü dönmüş Nazi katliamın dan, insan kıyımından kaçan iki çocuk ve bir babanın hikâyesi ni okuduk yazardan.
Pluto: Libizan ırkından nadide ve soylu bir at.
At odur ki İspanya'nın at okulların da akademik kariyer yapacakken... okyanusları geçip bir sirk hayvanı olup çıkar. Ne için? İki çocuğun ve Nick 'in hayatı için. Yolcu olur, yoldaş olur, yaren olur. O artık kurtuluş olur.
Ve Nick: soylu bir aristokrat, salon beyefendisi, leydilerin gözdesi iken... çocukları için bir sirk göstericisi olur. Karın tokluğuna yaşamak ve yaşatmak için.
Bütün hayatını, babasını, mirasını ve Alex' i sonsuza dek kaybeder. Vatanı ile birlikte. Artık o bir " vatansız " dır.
Ama hayat bazen bittim dediğin yerden yeniden başlar. Aşkı bulursun ,yeniden evladın olur. Nick içinde öyle oldu. Lakin sanmayın ki o artık iki oğul birde kız babasıdır.
Hayır! değildir. Savaş ondan birşey daha aldı. Oğlu Toby' i .
Bir savaş insan dan neleri götürür ki sorusunun bir çeşit cevabı dır "Rüzgarın Şarkısı "
Pluto : tıpkı sahibi Nick gibi adını değiştirmiş o artık PEGASUS 'tur.( yunan mitolojisinde uçan at ) demekmiş.
Bazen edinilmiş şeyler, var olanlardan daha çok yakışır. Bu da öyle oldu ve artık o bir marka " Pegasus Çiftliği " nin markası. " Kul bittim demeyince hızır yettim demezmiş" Nick ' in hızırıydı o. Nick ile birlikte zirveden sıfırı- sıfırdan zirveyi ve ölümün yüzünü gördüler kaç defa.
76 yıl sonra "ördü kader ağlarını " dedirtecek cinsten birşey oldu. Bir müzayede, bir Libizan müzayedesi. Ve iki sıkı dostun torunları, pegasus'un torunu sayesinde birbirini buldu .Burda da sanırım "birgün herşey aslına dönecektir " sözüne atıf yapsam yanlış olmaz.
Yazara gelecek olursak ; bukadar güzel bir hikaye, böyle ziyan edilirmiydi ? :( Yazarın anlatımı sıkıntılıydı arkadaşlar. Sirk hayatından ziyade hikayeye konu olan hayatları biraz daha detaylandıra bilirdi. Hızlandırılmış tur gibi olmuş bazı yerler. Ve tabiki yazar hanım kızımız (bakmayın hanım kızımız dediğime 9 doğurmuş :)) ciddiyim he hatun baya ....9 çocuk doğurmuş:)) neyse ben konuma döneyim ) tam bir Amerikan sevici. Şaşırdık mı? Hayır!!
Kitap bitince dedimki... Vay arkadaş olmadı ki hayatımızda şöyle bir Pegasus hediye edecek dostumuz. Benim gibi fukaranın arkadaşı da fukara olur :)) O değil de hâlbuki düğünlerde de
Okadar çığırdıydık " Abimin bir atı olsa binde de gelse" diye . Abim de yok ki atı olsun :)

Evett gelelim sadede " Okuyun arkadaşlar" Çok şey kazandıracak emin olabilirsiniz.

Immm , şeyy.. bide sürç-ü lisan ettiysem affola!!
352 syf.
·7/10
Kitaptaki hikaye, ilk olarak anaokulunun ilk gününde arkadaş olan beş çocuğun ilerki yaşamlarına taşıyacakları güçlü dostluğun başlangıcı ile başlıyor. Ve bölüm bölüm, yaşamlarının her bir dönemine, onların büyümesine, dostluklarının pekişmesine tanık oluyoruz.

Neşeli bir şekilde başlayan kitap ilerledikçe hüzünlendiriyor bizleri. Yaşamın bir de böyle bir yüzü var diyor.

Hayat hem acı hem de tatlı zaman zaman biz insanlar için...

Danielle Steel, akıcı ve sade bir dille kaleme almış hikayeleri.

Çocuklarının mutluluğunu isteyen, beş aile. Anaokulunda başlayan bir dostluk, hayatın getirdiği acılarla büyüyen,sevgiyle ayakta kalan bireyler. Her birimizin hayatından bir parça belki de hikayeyi okurken hissettiğimiz.

Aile ilişkileri, hüzün, neşe,dram, dostluk bağları türünde kitap sevenler için tercih edilebilecek bir kitap.
368 syf.
·2 günde
Kitapta farklı zamanda geçen, iki farklı aşk hikayesi; bana göre fantastik bir şekilde birbirine bağlayarak anlatılıyor.
1975 senesinde yaşayan Bill ile Jenny. 2013 yılında yaşayan Rob ve Lillibet.
Jenny moda danışmanı, işine aşık ve çok çalışkan bir kadın; avukat olan Bill ise mesleğinden memnun olmayan, arayış içinde bir adam. Bir gün bir şekilde karşılaşır ve kaderin onları bir araya getirdiğine yürekten inanırlar. Birbirleri için hayatları boyunca her türlü fedakarlık ve özveriyi gösterirler.
Rob küçük bir yayınevi sahibi ve bir gün olay olacak, müthiş bir kitap yayınlayacağına inanıyor; Lillibet sanki 17.yy da yaşıyorlarmış gibi hayat sürdüren Amiş tarikatının üyesi ve tüm yasaklara rağmen kitap yazıp, onu yayınlaması için bir şekilde Rob'a gönderiyor. Tabii Lillibet'in Amiş olması her şeyi zora sokuyor. Onların kavuşması imkansız fakat kaderleri bir arada olmak.
Aslında hikaye çok alışılmadık değil fakat etkilenmedim de değil. Benim için ortalarda diyebilirim. Kitabın özellikle ilk bölümü o kadar hızlı ilerliyor ki kendimi sürekli koşmuş gibi hissettim. Bir olaydan diğerine hızlı hızlı geçişler var. "Şimdi etkili bir şey olacak, sonuç bir yere bağlanacak" diyorsunuz, o kısım bir türlü gelmiyor. Ta ki bölüm sonuna kadar. Fakat orada da göz yaşlarımı tutamadım. Bir çok yerde de yazar çok tekrara düşmüş. Bazı cümleleri, şekil değiştirip tekrar tekrar önümüze sunmuş.
Dönüp bakınca uzun yazdığımı farkettim. Daha fazla uzatmadan; artısıyla eksisiyle, tüm gözden çıkarmayıp, okunabilir fakat fazla da beklentiye girmemek gerek, diyerek kitap incelememi sonlandırıyorum.
239 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Benim için akıcı bir kitaptı. Çok kısa bir sürede bitirdim. Okumak isteyenlere şiddetle tavsiye edeceğim bir kitap değil ama vasat kitaplar arasında da değil.
254 syf.
·15 günde·Beğendi·7/10
Kitap gayet akıcı bir dil ile yazılmış. Bir aşk hikayesini anlatıyor. Aslında bir eğiticiliği yok. Zaman geçirmelik bir kitap. Hayatta hiçbir şeyin mükemmel olması için çabalamamak gerek. Her şey olduğu kadar bence...


Spoiler


İş hayatına ve kariyerine kendini adamış geçmişinde çok da iyi şeyler yaşamamış bir iş kadını olan Fiona baş karakterimiz. Evlilikten korktuğunu gereksiz gördüğünü kitabı okurken bol bol işiteceksiniz. Ama tüm bunları silecek bir adamla karşılaşıyor “John”. John iki çocuk babası eşini kaybetmiş iş hayatında Fiona kadar olmasa da başarı elde etmiş biri ve karşılaşmaları iş hayatında oluyor. Birbirlerini kısa sürede benimsiyorlar ve evleniyorlar ancak özellikle de John taraflı bu evliliği kendi sosyal yaşantısına ve kızlarına ağı bulup ayrılmak istiyor. Bu durum özellikle de Fiona da büyük bir hasar bırakıyor kendi duvarlarını John için yıkan ve evlenen Fiona sosyal yaşantısından iş hayatından tamamen kopuyor ve yazar oluyor. John ile o süre zarfında sadece avukatlarla aracılık kuruyorken bir restoranda karşılaşıyorlar. John ona tekrar aşık olduğunu anımsıyor. Fiona’ya bunu söylediğinde kadın asla tekrar onunla birlikte olamayacağını belirtmesine rağmen John onun güvenini kazanıyor ve sonunda herkes kendi hatasının farkında tekrar eşleniyorlar. Umarım mutlu olmuşlardan çünkü kitap burada bitiyor.
416 syf.
·3 günde·7/10
Kocasından ayrılmış ve,görme özürlü bir kızı var.Kendini işine,kariyerine vermiş başarılı bir iş kadını.Kızının bakıcısı ölür,Bayan bakıcı bulamadığından mecbur kalıp kızına genç ve yakışıklı bir bakıcı bulur.İlk zamanlar evde bir erkek olmasından rahatsız olur.Fakat zamanla alışır.Sonrasını da okuyanlar öğrenecek.
216 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Gerçek bir aşkı yakaladığında herşey önemini yitirirmiş:) harika bir roman severek okudum büyüsüne kapılıp gittim desem yanlış olmaz. İkincisi de yazılabilirmiydi bir an onu düşündüm.
352 syf.
·Puan vermedi
Danielle Steel'in duygu yüklü kitaplarında kendimizden birşeyler buluyoruz. Bu kitabı da diğerleri gibi oldukça duygusal ve gerçek. Ben keyifle okudum.
371 syf.
·1 günde·8/10
Spoiler
Seneler önce okuduğum ve okurken hem bir kadının yalnız başına sağır bir çocuğuna bakma çabaşı ve birden fazla kez sevdiğini insanı kaybedip hatta aldatılmayı da yaşaması ile bana göre insanı hüzünlendiren bir roman. Özellikle adını hatırlamadığım çocuğun sağır olması ve sahnelerin anlatım şekli insanda ayrı bir hüzün oluşturuyor. Güzel bir mutlu sonu ile okunabilecek bir roman.

Yazarın biyografisi

Adı:
Danielle Steel
Unvan:
Amerikalı Yazar
Doğum:
New York, ABD |, 14 Ağustos 1947
Danielle Steel ünlü Lövenbrau bira yapımcıları soyundan gelmektedir. Annesi Portekizli babası Almandır. Her biri sekiz yabancı dil konuşabildikleri halde ortak dil olarak Fransızca'yı kullanışlardır Ünlü bir banker ve bira yapımcısı aileden gelen babası sürekli Münih'de yaşamaktır. Ailenin yerleşim merkezi, Bavyera Kaltenberg'deki etrafı su hendekeleriyle çevrili şatodur. Diplomat bir ailenin kızı olan annesinin Portekizli büyük babası ise uzun yılları Amerika'da diplomatik görevlerde bulunmuştur. Amerikada doğan Danielle, çocukluğunun büyük bir kısmını Paris'te geçirdi. Yirmi yaşına geldiği zaman New York'a gitti ve orada Super Girl firmasında çalışmaya başladı. Bu kuruluş Zamanından önce halkla ilişkiler düzenleyen ve kadınlar tarafıdan yönetilen bir iş yeriydi. borsa acentalarına partiler düzenler, büyük firmalar adına P. R programları hazırlardı. Büyük ekonomik buhranda firma iflas etti ve Danille Stell Doing Home Yuvaya Dönüş adlı ilk kitabı yazmak için çalıştığı yerden emekli oldu.

Yazar istatistikleri

  • 101 okur beğendi.
  • 2.305 okur okudu.
  • 20 okur okuyor.
  • 674 okur okuyacak.
  • 19 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları