"Umut Sokağındaki Ev" modern insanın kırılmış ruhunu aynı çatı altında iyileşme fikriyle anlatan, psikolojik bir sığınak hikâyesi. Danielle Steel romanda, olay örgüsünü büyük sürprizlerden çok karakterlerin içsel çatışmaları üzerine kurmuş. Hikâyede birbirinden tamamen farklı hayatlara sahip insanların aynı evde yollarının kesişmesi, tesadüf gibi görünse de her karakterin ortak noktası; kaybetmiş olması. Kimi ailesini, güven duygusunu, kimisi de kendine olan inancını kaybetmiş durumda. Olaylar dış dünyadan ziyade karakterlerin iç dünyasında odaklı, çünkü Steel fiziksel bir mücadeleden çok, ruhsal çöküşün anatomisine odaklanmış. Karakterlerin psikolojisi yalnızlık, travma sonrası kırılganlık, geçmişe saplanıp kalma ve yeniden bağ kurma korkusu üzerinden şekilleniyor. Her biri dışarıdan güçlü görünmeye çalışsa da içlerinde bastırılmış terk edilme korkusu taşıyor ve yazar bu korkuyu diyaloglar yerine, karakterlerin iç dünyalarıyla hissettiriyor. Ev metaforu, toplumun dışına itilmiş insanların yeniden insan olmayı öğrendiği sembolik bir alan. Karakterlerin birbirlerine yavaş yavaş tutunması, modern çağ insanının en büyük açlığının sevgi değil “anlaşılmak” olduğu, alt metinden okunabiliyor.
Yazarın anlatım üslubu oldukça akıcı, duygusal ve sinematografik; betimlemeleri uzun uzun süslemek yerine duyguyu doğrudan okurun içine bırakmayı tercih ediyor. Cümle yapıları sade olsa da duygusal yoğunluğu yüksek ve özellikle dramatik sahnelerde, karakterlerin ruh hâline yaklaştırıyor.
İki noel arasına sığdırılan ölümler, yaralanmalar, travmalar ve birtakım talihsiz olaylar zinciriydi tüm okuduğumuz. Pozitif küçük gelişmeler ve bazı neşeli anlar da serpiştirilmişti ama olanlar beklenmedik değildi. Umudun kaybedilmediği bir aile draması, uç noktalarda bir şey yok ve ters köşe beklerken sayfalar umutla çevriliyor! Yazarın dili akıcıydı, pek bir macerası olmayan hikâyeyi aslında bu yüzden yarım bırakamadım.
SPOILER
Jack Sutherland, ilk sayfalardan kendini bu kadar sevdirip nasıl ölebilirsin? Sen gittikten sonra kitap koca bir boşluğa döndü ve 6. çocuğun gibi kaldık ortada (Liz’e, Megan kadar zorluk çıkarmadan). Bill Webster gelişiyle heyecanlandırdı ama üzülme, son sayfadaki umut dolu satırlar bile ondan tamamen emin olmama yetmedi. Bu kitabın esas oğlanı her zaman sen olacaksın avukat! İyi uykular </3
Tahmin edilebileceği gibi, duygusal bir aile romanı. Kitabın başında sonu tahmin edilebilen standart bir kitap aslında. Ancak okurken sıkılmadım ve severek okudum. Anlatım dili oldukça akıcı.
İsmiyle çok uyumlu bir kitap. Umut sokağındaki ev değil, sadece umut evi olsaymış da olurmuş. Çok mutlu bir ailenin bir noel gecesi hiç beklemedikleri bir felaketle karşı karşıya kalmaları ve umudun ellerinden tuttuğunu anlatan bir roman
Danielle Steel ünlü Lövenbrau bira yapımcıları soyundan gelmektedir. Annesi Portekizli babası Almandır. Her biri sekiz yabancı dil konuşabildikleri halde ortak dil olarak Fransızca'yı kullanışlardır Ünlü bir banker ve bira yapımcısı aileden gelen babası sürekli Münih'de yaşamaktır. Ailenin yerleşim merkezi, Bavyera Kaltenberg'deki etrafı su hendekeleriyle çevrili şatodur. Diplomat bir ailenin kızı olan annesinin Portekizli büyük babası ise uzun yılları Amerika'da diplomatik görevlerde bulunmuştur. Amerikada doğan Danielle, çocukluğunun büyük bir kısmını Paris'te geçirdi. Yirmi yaşına geldiği zaman New York'a gitti ve orada Super Girl firmasında çalışmaya başladı. Bu kuruluş Zamanından önce halkla ilişkiler düzenleyen ve kadınlar tarafıdan yönetilen bir iş yeriydi. borsa acentalarına partiler düzenler, büyük firmalar adına P. R programları hazırlardı. Büyük ekonomik buhranda firma iflas etti ve Danille Stell Doing Home Yuvaya Dönüş adlı ilk kitabı yazmak için çalıştığı yerden emekli oldu.