Yıldız Değirmeni

Yıldız Değirmeni
@yildizdegirmeni
Derler ki insanlar göğe bakmayı unutalı beri bir değirmen yıldızları öğütüyor.

Yıldız Değirmeni

, bir kitabı okumaya başladı
G. K. Chesterton
6.1/10 · 90 okunma
Reklam
Puan vermedi·64 syf.·
67 günde okudu
·
Okunma: 03 Şubat 2026 16:43
·
2026 1. kitabı
Paul Lafargue
7.3/10 · 13,3bin okunma
Puan vermedi·296 syf.·
29 günde okudu
·
2025 1. kitabı
Matt Haig
8.2/10 · 98,4bin okunma
Değirmencinin Kitabı
Kadim bir uygarlığın hüküm sürdüğü zamanlarda, insanların dileklerini yerine getirmekle sorumlu biri vardı. Yıldızların arasında dolaşır, Tanrı buyurduğunda, yüzlerini semaya dönüp türlü isteklerde bulunan insanların kalplerine yalvarışlarının, arzuladıklarının, temenni ettiklerinin kabul olduğuna dair bir hissi yerleştirirmiş. Öyle ki insanlar isteklerinin kendilerine murat edildiğine dair belli belirsiz bir rahatlık duyarlarmış. İşte böyle bir görevi kâinatın yaradılışından bu yana sürdüren görevli günün birinde gökyüzüne çevrilen bakışlar içerisinde çok müstesna bir tanesine rastlamış. İçinde bir kıpırtı hissetmiş ve her gece bu güzel kızın yıldızlara doğru bakmasını dilerken kendisini bulmuş. O baktığında sanki şiddetli gürültülerle yanıp kavrulan, yıkılıp savrulan, büzüşüp içine çöktükten sonra patlayıp birer kara deliğe dönüşen yıldızların sesini duymaz olmuş. Kulağında çınlayan tek ses o güzelin sesiymiş. Hiçbir yıldızın ışığı gözüne değmiyormuş artık, sadece o güzelin ay gibi parlayan yüzünün ışıkları varmış. Görevli işini aksattıkça aksatmış, artık dilekleri kabul olan insanların kalplerine isteklerinin murat edildiği hissini götürüp bırakmıyormuş. Öyle ki, insanlar gökyüzüne bakmayı unutmuşlar ve yüz çevirmişler. Görevli ise bu güzel kızın gönlünü çalmak için uzayın derinliklerine kan kırmızısından bir gül çizmiş. Ve gece çökmeye yaklaştığında dünyaya inip güzel kızın kalbine gökyüzünde çizdiği yere bakması için aşkından bir parçayı bırakmış. Gün solmuş, güneş kaybolmuş ve yıldızlar birer birer parlamaya başlamış. Güzel kız tam da bu noktaya doğru dönmüş ve elinde kırmızı gülü tutan aşığını görmüş. Her gece seyrettiği gökyüzünde daha önce onu nasıl fark etmediğine şaşırmış. Bazen aşk, hiç bakmadığınız yerlerde gizlenirmiş. O vakitten sonra görevli her
Değirmencinin Kitabı
Uzaklarda, galaksilerden hangisinde olduğunu bilmediği bir yıldızın kırpışan parıltılarını izliyordu. Kim bilir, belki de can çekişen bir güneşti bu, kıyameti bekleyen gezegenlerin merkezinde homurdanıyordu. Belki de, insanlar kainatın muhteşem parıltılar saçan gerdanlıklarındaki dev alev toplarını unuttukları için kızgın bir değirmen öğütüyordu yıldızları... Olamaz mıydı? Yıldızın solup canlanan parıltılarıyla aynı ritmi tutan bir şey daha vardı. Zekr, Estel'in boynunda atan nabzı hissediyordu. Biricik karısı, başını göğsüne yaslamış, yanı başında uzanıyordu. Her biri diğerinin duyduğu en hoş ses, en güzel koku, en sıcak tendi. Estel, içinde büyüyen bir şeyi fark etti, durdu, bir an için çok mutlu olduğunu hissetmişti. Nefesini tuttu, korkmuştu. Başını çevirip Zekr'e baktı. Soğuk bir rüzgar saçlarını okşayıp geçti. Aklına üşüşen hurafeler vücut bulup zırh kuşansa, onu alt edecek şampiyon, oydu. Böyle düşündü ve rahatladı. Artık gözlerini yumup huzur içinde uyuyabilirdi. O gece, sonsuz uykularına dalmadan önce, yakılan çadırlarının yok olan tepesinden yıldızları izlediler. Yaban ellerde, ansızın harami baskınına kurban gittiler. Bir his, bazen, tüm uğursuzlukların prangalarını çözen hain bir bekçidir. Hissetmişti Estel. Kadınlar hissederdi. Dünyada hırstan gözü kör olan canilerin ilk kurbanı onlar değildi, son da olmayacaktı. Haramiler erzakları, gümüşleri ve kıymetli ne varsa aldılar. Semerini boşaltıp, yaşlı katırı vurdular. Uzaklardaki yıldızın ışıkları birden kırpışmayı kesti ve yok oldu. Değirmenci bunu da kitabına yazdı. Estel ve Zekr... Kimse isimlerini hatırlamadı, o gece olanları ne gören oldu ne de duyan. Hikayelerini kimse bilmedi. Sonra birden bir ışık, Zekr'in göğsünden doğup, küçük bir kuş gibi kanat çırptı ve Estel'in kalbine girdi. Derler ki o
Reklam