Bir başkasının timingine boyun eğdiğimizde kendi zamansallığı içerisinde yaşayan bir özne olarak varolmayız artık, ve başkasının elinde basit bir şeye, bir "res"e [Latince şey ya da iş] dönüşürüz. Bundan kaçınmak için beklemeyi bilmek, yanıtlarını ve eylemlerini yedekte tutmak, aşın hızlı harekete geçmemek gerekir. Öyleyse beklemeyi bilmek, ne kadar tuhaf görünürse görünsün, geç kalma riskini göze almak ve böylece eyleme geçme kabiliyetini yeniden kazanmak demektir.
Zamanın satürniyen özelliğine el atar. Ve bize bir "ilaç" sunar: zamanı verimlilestirme. Hızlandırılmış toplumda verimlileştirme melankolinin ilacı olarak ortaya çıkar. Ama ilaç, tek pharmakon sözcüğüyle her iki anlamı dile getiren Yunanlıların bildiği gibi, bir zehirdir.
Özetle, derin düşünme ruhtaki güçlü heyecanları harekete geçirse de onları alışkanlıklara çevirip sermayesine katamaz. Oysa, mükemmel ve sağlam alışkanlıklar yaratılmadan, iradeyi eğitmenin olanağı yoktur: Onlar olmazsa, çabalarımızı daima yeniden başlatmak zorunda kalırız. Sadece bu alışkanlıklar, kazanımlarımızı sağlamca sabitlememizi ve daha ileri gitmemizi sağlarlar. Halbuki şimdi artık bu alışkanlıkların, ancak eylem tarafından yaratılabildiğini biliyoruz!