Leavitt bu keşfi Küçük Macellan Bulutu denen, Samanyolu'yl a ilişkili bir yıldızz sisteminde yüzlerce yıldızın ışığını inceleyerek
yaptı. Sistemin ne kadar uzakta olduğunu bilmiyordu ama bu önemli değildi, çünkü sistemdeki yıldızların hepsi temelde bize
aynı derecede uzak. Bu yüzden, bir yıldız diğerinden daha sönük görünüyorsa bunun sebebi onun daha uzakta olması mıdor diye düşünmeden bunların göreli parlaklıklarını
karşılaştırabilirdi.
1913te Danimarkalı Ejnar Hertzsprung geometrik yöntemler kullanarak yakındaki 13 Sefeidin mesafesini ölçtü ve bu yıldızlara dair gözlemleri Leavit'in verileriyle birleştirerek periyodu tam 1 gün olan varsayımsal bir standart Sefeidin parlaklığının ne kadar olacağını hesapladı. Elde böyle bir ölçü olunca bir Sefeidi bir başkasına olan uzaklığını bulmak da mümkün hale geldi.
Yıldızın periyodundan ve Hertzsprung'un ölçü sisteminden faydalanarak gerçek parlaklığı hesaplanabilir, ardından yıldızın ne
kadar sönük olduğuna bakılabilirdi. Ne kadar sönükse o kadar uzak olmalıydı ve bu tam olarak hesaplanabilirdi. Sefeid uzaklık
ölçü ayarı, başka pek çok şeyin yanında bize Küçük Macellan Bulutu'nun en az 10 kiloparsek (kpc) uzağımızda olduğunu söylüyor. Hertzsprung'un tahmin yöntemi o günden bugüne, daha iyi gözlemler ışığında ve yıldız sönümlenmesinin de kavranmasıyla yeniden düzenlendi. Ama 1913'te, Küçük Macellan Bulutu'nun bizden bu kadar uzak olduğunu gösteren Hertzsprung yöntemi, Kapteyn'in bütün Samanyolu'nun (ona göre evrenin tamamının!) büyüklüğüne dair tahminini fazlasıyla aşıyor, kâinatın boyutlarını muazzam ölçüde genişletiyordu.