“Ama bir de aşkın en yüksek noktası var. Nedir o biliyor musun?”
“Nedir?” Diye sordum.
“ kıskanmayı bile unutmak. O mutlu eden her şeyi ve herkesi sevmek . O noktada sahiplenmek biter, saf aşk kalır.”
"İnsanın iradesini elinden alır da ondan. Seni yönet meye başlar, mantık kaybolur, doğru dürüst düşüne mezsin bile. Birine âşık olmak, gözü bağlı olarak, bir uçurumun kıyısında yürümek demektir. Başına neler geleceğini hiçbir zaman bilemezsin. Sonu ölüm de olabilir, cinayet de, intihar da."
“Aşk denen şey bazen yürür, bazen uçar; bazen koşar biriyle birlikte ; bir başkasıyla ölümcül yürüyüşe çıkar; üçüncüyü buzdan heykele çevirir; dördüncüyü atar alevlerin içine. Birini yaralar ; öldürür ötekini . Aynı anda çakıp sönen bir şimşeğe benzer. Geceleyin saklar şafakta zapt edilecek olan kaleyi. Çünkü dayanacak güç yoktur karşısında.”
“Bir ara basınç arttı, ayarı mı var ?”
“Evet!”
“Peki, en üst ayara getirirseniz ne olur?”
Güldüm “ne olacak!” Dedim. “İnsanı daha büyük bir aşkla kucaklar ve o güçlü kollar şefkat duygusu içinde kemikleri kırar. Herhalde iç kanamadan felan ölüme neden olur. Aynen çok güçlü bir aşk gibi.
“Aşk gibi derken…”
“Aşk dünyadaki en tehlikeli, en öldürücü duygudur” dedim.