Mükemmellik, tam da bu yüzden ölümcül bir zehirdir. Her şeyin tıkır tıkır işlemesini, tek bir parçanın bile eksilmeden yerli yerinde durmasını istersiniz. Çünkü bu kusursuzluk illüzyonunda her noksanlık, bir yok oluş tehdididir; oysa gerçekte eksik diye bir şey yoktur, yalnızca henüz varlığa bürünmemiş olanlar vardır. Dolayısıyla mükemmellik arayışı, hakikatten fersah fersah uzaklaşan koca bir körlüktür.
Şeytan romanının trajedisi de tam olarak burada başlar. Kahramanın içinde, onu bir başkasına doğru iten karanlık bir boşluk, bastırılmış bir dürtü vardır. Bunu görmezden gelir, üzerine düşünmez, peşine düşmeye cesaret edemez. Eğilip bükülmeden, dik bir başla yoluna devam eder; çünkü onu bekleyen muazzam bir kusursuzluk savaşı, ideal bir eş ve rüya gibi bir hayat vardır.
Süreç tıkır tıkır işler ama bastırılan o gerçeklik, insanı asla rahat bırakmaz ve en sonunda yüzleşme kaçınılmaz olur. Hiçbir insan, hiçbir yaşam gizli bir 'kara kutu' olmadan var olamaz. Mükemmellik öyle acımasız bir terazidir ki; ya mutlak bir tamlık iddia eder ya da hiç yoktur. En ufak bir pürüz, tüm o görkemli yapıyı yerle bir etmeye yeter.
Romanın kahramanı da o muazzam hayatın içindeki küçük sızıyla başa çıkamaz, onun varlığını sindiremez ve nihayetinde kendini ölüme terk eder. Hikayenin bir diğer alternatif sonu ise, o tehlikeli dürtüyü uyandıran kişiyi yok ederek onunla birlikte ölüme yürümektir. Mükemmellik arayışının sonu, her anlamda kaçınılmaz olarak yıkımdır."