İnsan hayatı başkalarının yaptığı hataların ağırlığını yuklenemeyecek kadar kısaydı. Herkes kendi hayatını yaşıyor ve yaşamakla karşılığında kendine çıkan faturayı ödüyordu.
İyi insan olmak demek insanın kendi kendisiyle uyum içinde olması demektir. Uyumsuzluk da insanın başkalarıyla uyum içinde olmaya zorlanması demektir. Kişinin kendi yaşamı: Önemli olan budur.
İyimserliğin temeli katıksız korkudur. Bize yararı dokunabilecek erdemleri komşumuzda görebildiğimiz için kendimizi yüce gönüllü sanırız. Hesabınızdan daha çok para çekebilelim diye bankacıyı överiz, elini cebimize atmasın diye yol kesen haydutta iyi yönler buluruz.
Yaşamanın amacı kişinin kendini geliştirmesidir. Doğamız gereğini kusursuz olarak gerçekleştirmek: İşte her birimizin burada olmamızın nedeni budur. Oysa şimdilerde insanlar ozbenliklerinden korkuyorlar. Görevlerin en yücesini yani kişiliğin kendi ozbenligine olan görevini unutmuslar. Hayırseverliklerine diyecek yok. Aclari doyuruyor, dilencileri giydiriyorlar . Gel gör ki kendi ruhları aç, çıplak. Soyumuzda cesaret diye bir şey kalmamış. Belki de hiçbir zaman yoktu. Toplum korkusu bir de dinin püf noktası olan Tanrı korkusu: Bizi yöneten iki şey işte bunlar.