Hazlar ve korkular kovulduğunda, değersiz, kırılgan şeyler ve rezilce davranışların verdiği zararların yerini sarsılmaz, doğru ve büyük bir sevinç alır, böylece ruhun huzuru, uyumu ve azameti uysallıkla buluşur, zira her vahşilik güçsüzlükten doğar.
En çok ne yapıldığı değil, yapılması gereken en iyi şey lin ne olduğunu, hakikatin en kötü yorumcusu olan avamın neyi onayladığını değil, ebedî mutluluğa nasıl erişebileceğimizi araştıralım.
Stoacü Zenon ve takipçileride kinik felsefenin etkisiyle, mevcut kent-devlet düzeninde yaşayan insanların tanrıları, adaleti, yasaları ve elbette gerçek bilgeliliği yanlış anladığını ya da buba zorlandığını varsayıyordu. Bu varsayımlardan hareketle sadece birbilerine sevgiyle bağlanan, erdemli insanların bir araya gelip sosyalleşmesini gerekli görüyorlardı. Mevcut politik toplum karşısında, ilkelerinden asla taviz vermeyen, doğadaki düzeni örnek alan kusursuz erdemli toplum arayışı Stoa felsefesinin başlangıç dönemi öğretisine damgasını vurmuştur. Ancak Syoa felsefesinin imkansız bir hedefi olan, bu kusursuz erdemli toplum arayışının, özellikle MÖ 2. yüzyıldan itibaren Roma egemenliginde yumuşadığı görülür. Stoa felsefesindeki eski ütopyacı toplum anlayışı silinmiş, erdeme ulaşmak için Romalı vatandaşların geleneksel değerleri koruyup politik yükümlülüklerini yerine getirmesi yeterli görülmüstür.
Stoacı öğretinin geliştiği düşünce iklimi üzerinde Sokratesçiliğin Kinik yorumunun izlerini bulmak mümkündür. Kinik flozoflar yerleşik düzenin yozlaşmış yaşam tarzını sadece teoride değil, tümüyle doğayı örnek alan ve doğal ihtiyaçlarına göre şekillenen eylemleriyle yıkmaya çalışmıştır. Onlar kendilerini herhangi bir kenti değil, evrenin yurttaşı saymış, böylece toplumsal sınırları ortadan kaldırırken siyasi otoriteyi de reddetmişlerdir.